Egoist okur

W.G. Sebald’ın ölmeden 3 gün önce girdiği dersten notlar

“W.G. Sebald, son yaratıcı yazma dersini 2001 sonbaharında Doğu Anglia Üniversitesi’nde vermişti. Edebiyat dünyasında hızla büyük bir ün kazanıyordu, ilk üç kitabı sansasyonel bir başarı elde etmişti, aynı yıl “Austerlitz” yayınlanmıştı. Sınıfta, aralarında David Lambert’la benim de bulunduğum 16 öğrenci vardı. Sebald sessiz, neredeyse utangaçtı, ona “Max” dememizi istedi. Yazdıklarımıza bakarken anekdotlar veriyor, bizi yüreklendiriyordu, öğretmenden çok bir öykü anlatıcısı gibiydi. Gözleri yorgun bakıyordu ve bu, kitaplarındaki anlatıcının kendisi olduğunu düşünmemize yol açıyordu. Fakat aynı zamanda nazik bir sevimliliği ve keskin bir espri anlayışı vardı. Kölesi olduk. Sebald, bu son dersten üç gün sonra öldü. David’le sonradan sürekli hep o derste tuttuğumuz notlara döndük, aramızda bize anlattıklarını konuştuk, bu notları ayıklayıp sınıf arkadaşlarımıza dağıttık. Keşke daha çalışkan, daha gayretli olsaymışız da derste anlattığı her şeyi kaydetseymişiz.”

Bunları yazar David Lambert ve Robert McGill anlatıyor. Büyük bir yazarın verdiği yazma dersleri elbette her zaman değerlidir, hele aşağıdaki çok daha değerli. Neticede elimizde Sebald’ın bunları ölmeden üç gün önce anlattığı bilgisi var.

Hepinizi Everest’in Yayın Yönetmeni  Cem İleri ve Patti Smith röportajım sayesinde keşfettiğim ama bizde ne yazık ki yeterince okunmamış W.G. Sebald’ın son dersine davet ediyorum.

Gülenay Börekçi

W.G. Sebald’ın, “Vertigo”, “Satürn’ün Halkaları”, “Austerlitz”, “Göçmenler” adlı kitapları Can Yayınları’ndan çıktı. Cem İleri’nin “Okurun Belleği – Benjamin Okuru Sebald” adlı kitabı ise yakında Evereset Yayınları’ndan çıkacak.

PATTI SMITH: “Ölüler konuşuyor, bizlerse dinlemeyi unuttuk”

max sebald egoistokur gulenay borekci can yayinlari

Konuya yaklaşım üzerine

Kurmacanın üzerinde hayaletsi bir varlık olmalı, her şeyi bilen bir gölge… Onu tamamen başka türlü bir hakikat haline getiren.

Yazmak görünmeyen şeyleri keşfetmektir. Başka türlü bu işi yapmanın bir anlamı yoktur

Her şekilde deneysel olmalı ama okuru da deneyin bir parçası haline getirebilmelisiniz.

Dışavurumculuk, I. Dünya Savaşı’ndan sonra bir tür avangart hareket olarak ortaya çıktı, dili normalde kullanılmayan bir forma sokma çabasıydı. Yine de bana kalırsa bunu yapmanın bir amacı olmalı. Sanırım İngilizce’de bu çok zor ama Almanca’da hâlâ mümkün.

Müphem şeylere dair yazın ama diliniz müphem olmasın. Yazınızın bazı bölümlerini müphem bırakma hakkınız bâki.

Napoleon hakkında özgün şeyler yazmak zordur ama yardımcılarından birini yazmak söz konusu olduğunda, iş değişir.

Anlatı ve yapı üzerine

19. yüzyılda her şeyi bilen yazar, adeta Tanrı’ydı; totaliter ve yekpâre. 20. yüzyıl ise içerdiği tüm o korkunç şeylerle, şeytanîydi. İnsanların hatırladığı şeyler önem kazandı ve birden yeni bakış açıları keşfedildi. Bu yüzyılda doğa bilimleri Newton’un hezimetini gördü, görecelikle tanıştı.

20. yüzyılda gözlemcinin gözleneni değiştirdiğini artık biliyoruz. Yani günümüzde biyografi yazmak için haber kaynağınızın ne olduğunu belirtmeniz gerekiyor, Beverly Hills’deki o kadınla konuştuğunuzda ne oldu, havalimanında başınıza ne geldi…

Fizikçiler zaman diye bir şey olmadığını söylüyorlar; her şey var kalmaya devam ediyor. Kronoloji tamamen yapay, özünde onu belirleyen şeyse, duygular. Süreklilik şeylerin katman katman birikmesini gerektiriyor, geçmiş ve bugün bir şekilde birleşerek varlıklarını birbiri içinde sürdürüyor.

Şimdiki zaman artık komedinin alanında sürüyor. Geçmiş zamansa çoktan unutulmuş, bu yüzden doğasında melankoli var.

Bir anlatıcı türü var, kaydedici. Tutkusuz, çünkü ne varsa hepsini görmüş.

Bir metinde karakterin içinde bulunduğu durumu onun bir eksikliğine bağlayamazsınız. Örneğin, “Manzarayı göremediği için anlatamıyordu” ya da “Sarhoştu, o yüzden hiçbir şeyin farkında değildi” gibi…

Betimleme üzerine

Her şeyi zamanda ve mekânda uygun yerlere yerleştirmelisiniz, tabii aksini yapmak için uygun bir sebebiniz yoksa. Genç yazarlar, genellikle olayları tren rayları gibi dümdüz çizgilerde ilerletir ve rayların iki yanında olup bitenlerle ilgilenmezler.

Mekân duygusu yazılanı ayrıcalıklı kılan şeydir. Farklı mekânları birbirinden başka kılmanın tek yolu budur. Onları tarif etmemek için gerçekten çok iyi bir sebebiniz olmalı.

Bir öyküde meteoroloji katiyen lüzumsuz değildir. Hava durumuna bakmak size tiksinti vermesin.

Yazarken, fiziksel devinimi doğru anlatmak imkânsız değildir. Önemli olan, bunun yazıya hizmet etmesidir, her şey net olarak anlatılmıyorsa bile. Eylemler dizisini kısaltmak için elipsler kullanabilirsiniz, demek istediğim her şeyi bire bir yazmak zorunda değilsiniz.

Bazen bir şeyi büyütmeniz ve böylece eylemi dolaylı olarak ayrıntılandırmanız gerekebilir. Bu süreçte emin olun başka şeyler de keşfedeceksiniz.

Eğer belli bir seviyeye ulaşmışsam, korkuyu nasıl aşarım? Nedensiz görünmemeyi nasıl başarabilirim? Korku, yazının niteliğiyle yenilir.

Ayrıntılar üzerine

‘Önemli ayrıntı’, sıradan görünebilecek durumlara hayat verir. Bunun için net ve affetmez bir gözlemci olmalısınız.

Uyumsuzluklar ilginçtir.

Karakterler zihninize çakılıp kalmalarını sağlayacak ayrıntılar taşımalıdır.

Birbirinden ayırt edilemeyecek ikizleri veya üçüzleri kullanmakta uğursuz, doğaüstü bir yan vardır. Kafka bunu yapıyordu.

Kurmaca okurken, aynı zamanda bir şeyler öğrenmek Dickens’la başlayan bir şeydi, böylece deneme türü romanın bir parçası oldu. Fakat kurmacada verilen bilgilerin güvenilir olması gerekmiyor. Amaç öncelikle illüzyon yaratmak.

Aşırılık komedinin alanındadır.

Öykülerinizde daha önce yazılmamış, bilinmeyen patolojiler ve zihinsel hastalıklar olması iyidir. Taşra bu türden bilinmezliklerle doludur. Şehirlerin aksine oralarda zihisel hastalıklara pek aldırış edilmez.

Yanlış kullanım, normal kelimelerin irkiltici, acayip ve sivri görünmesini sağlar. Mesela  Jesus yerine “Jeziz” demek gibi.

Belirli bazı disiplinlerin kendilerine ait bir dilleri, terminolojileri vardır. Mesela Ian McEwan’dan bir sayfayı yarım saatte tercüme edebilirim ama golf malzemeleri konusundaki bir metin beni zorlar. Hele Sainsbury mağazalarında çalışan iki yöneticinin arasındaki diyalogu yazmak tamamen başka bir şeydir.

Okuma ve metinlerarası bağlantılar üzerine

Edebiyatla ilgisiz kitaplar okuyun.

Ana yoldan çıkın; orada pek bir şey bulamazsınız. Örneğin, Kant’ın “Critique”i sıkıcı olabilir ama üslubu muhteşemdir.

İşinize yarayacak küçük şeyleri bulup cebinize tıkıştırmak sizde şehvete benzer bir his uyandırmalı.

Sizin için çalışacak hizmetkârlarınız olsun, her şeyi siz yapamazsınız. Demek istediğim, başka insanlardan bilgi alın ve gerektiğinde gözünüzü kırpmadan çalın.

Yazacağınız hiçbir şey, insanların size anlatacakları kadar tüyleri diken diken edici türden olmayacaktır.

Elinizden geldiği kadar çalmanız konusunda yapabileceğim tek şey sizi yüreklendirmek olabilir. Sizi temin ederim, kimse fark etmeyecek. Bu tür ufak ayrıntıları not etmek için bir defteriniz olsun, fakat notlarınızı kimden duyduğunuzu yazmayın, böylece birkaç yıl sonra o deftere yeniden baktığınızda her şeyi tamamen size aitmişçesine rahat rahat kullanabilirsiniz.

Garip, güzel alıntıları da öykünüze “aşılamaktan” korkmayın. Bu, dilinizi güçlendirecektir. Alıntılar maya ya da kabartma tozu gibidir.

Eski ansiklopedilere göz atın. Onlarda farklı bir göz bulacaksınız. Kesin bilgiler veriyor gibi görünseler de aslında dünyamızı temsil ettikleri varsayılan rastgele notlardan ibarettir hepsi.

Metin içinde yeni metinler yazmaktan çekinmeyin. Bu, hem yazdığınız şeye ara vermenizi sağlayacak hem de eserinizi bir nevi palimpsest haline getirecektir. Tabii bunu yaptığınızı kimseye itiraf etmek zorunda değilsiniz.

Sıkı dokunmuş bir yapıda bile çeşitli ihtimaller olabilir. Bir kalıp, yerleşik bir model veya bir alt tür seçip onunla yazın. Başta kısıtlama gibi görünen bu durumun sizi özgürleştirdiğini fark edeceksiniz.

Dikkatlice bakarsanız, her yazarda birtakım problemler bulursunuz. Bu sizi umutlandırmalıdır. Bu problemleri fark etmek konusunda ne kadar iyi olursanız, onlardan kaçınmak konusunda da o kadar iyi olursunuz.

Üslup üzerine

Her cümlenin bir anlamı olmalı.

Okur, yazarın şairene olmaya çalıştığı hissine kapılmamalı. Ritmik bir metin yaratmak kolaydır, kendinizi kaptırıp gidersiniz. Bir süre sonra da bu çok çirkin bir hale gelir.

Uzun cümleler sizi durmadan özneyi anmaktan korur. (‘Gertie şunu yaptı, Gertie şöyle hissetti’ vesaire…)

Tek varlık amacı bir sonraki cümlenin yazlması olan cümlelerden uzak durun.

“Ve” kelimesini mümkün olduğunca az kullanın, bunun yerine bağlantılarla ilerleyin.

Düzelti üzerine

Yazdığınız şeyin üzerinde çok oynama yapmayın, bu onu bir tür patchwork’e dönüştürebilir.

Metni bir süre çekmecede unuttuktan sonra yeniden baktığınızda bazı hataları hemen göreceksiniz.

Kimseyi dinlemeyin. Hiçbirimizi… Bu öldürücü bir hata olabilir.

W.G. Sebald

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment