Egoist okur

Yalnızların şairi: NİLGÜN MARMARA

Cemal Süreya’nın Zelda’sı Nilgün Marmara’nın günlükleri, “Defterler” adıyla yayınlandı. Everest Yayınları’nın bastığı “Defterler”, yaşamının son yıllarına kadar, eşi ve en yakın arkadaşları dahil kimseye göstermeden, neredeyse “gizli gizli” şiir yazan ve bir bakıma ölümünden sonra “keşfedilen” Nilgün Marmara’yı belki de en dolaysız, en “çırılçıplak” haliyle getiriyor karşımıza. Okur olarak reddedebileceğim bir okuma deneyimi değil…

Gülenay Börekçi

nilgun-marmara-egoistokur-gulenay-borekci

“Arkadaşları zakkumlarla örmüşlerdir şu şiiri: Aldırma 128! İntiharın parasız yatılı küçük zabit okullarında herçocuğun kalbinde kendinden daha büyük bir çocuk vardır. Bütün sınıf sana çocuk bayramlarında zarfsız kuşlar gönderecek.” Meçhul Öğrenci Anıtı, Ece Ayhan

Ece Ayhan ‘ın “Meçhul Öğrenci Anıtı” şiirindeki 128’di. Ve Cemal Süreya’nın Zelda’sı… Şahsi bir dilin rüya ile gerçek arasında gidip gelen şiirini yazdı ve tıpkı 30 yaşında intihar eden Sylvia Plath gibi çok genç yaşta, 29’unda “bütün arka bahçelerini” gördüğü bu dünyaya veda etti. Günlükleri ölümünden sonra “Kırmızı Kahverengi Defter” adıyla Telos Yayıncılık’tan çıktığında kopan gürültü büyüktü. Ailesine göre, bu günlükler, izinsiz yayınlanmıştı. Ardından edebiyat araştırmacılarının kuşkusuz ilgileneceği ama Marmara’nın kırılgan hayaline âşık okurların pek de umursamadığı bir sürü yanlış anlama, yerli yersiz kuşku, aşırı yorum ve haksızlık silsilesine şahit olundu. Ortada ne Nilgün Marmara kalmıştı ne de yazdıkları ve herkesin meselesi günlüklerin yayınlanma süreciydi sanki.

Şimdi günlükler bu kez çok daha kapsamlı bir şekilde yeniden yayınlandı. Kitapta Marmara’yı bir insan olarak da tanıma fırsatı buluyoruz; günlük hayatıyla, okuduğu kitaplarla, dünyaya, ilişkilere bakışıyla… Everest Yayınları’nın bastığı “Defterler”, yaşamının son yıllarına kadar, eşi ve en yakın arkadaşları dahil kimseye göstermeden, neredeyse “gizli gizli” şiir yazan ve bir bakıma ölümünden sonra “keşfedilen” Nilgün Marmara’yı belki de en dolaysız, en “çırılçıplak” haliyle getiriyor karşımıza. Açıkçası okur olarak reddedebileceğim bir okuma deneyimi değil, size de tavsiye ederim.

Şairlerin Nilgün’ü

Ece Ayhan’a göre “Umutsuzlar merdiveninde bir garip kuş”tu Nilgün Marmara: “Boğaziçi Üniversitesi’nde okuyanlar iyi bilir; orada, spor salonu ile kantinin bulunduğu yapıda bahçeye bakan ünlü bir ‘umutsuzlar merdiveni’ vardır; demirdendir. Kim bilir belki de bırakılmış bir yangın merdiveni! Nilgün Marmara İngiliz Filolojisi’nde öğrenciyken derslere pek girmez ve bir garip ‘kuş’ olarak basamaklara tünermiş. Acaba büyük kanatları yüzünden uçamayan bir albatros muydu acaba? Denizler kuşu… Gözleri denizin derin yerleriyle sığ yerleri arasındaki maviliktedir işte!”

Cemal Süreya “bakışlarındaki çok güzel ama ürkütücü parıltıdan” bahsetti: “Nilgün ölmüş. Beşinci kattaki evinin penceresinden kendini aşağı atarak canına kıymış. Ece Ayhan söyledi. Çok değişik bir insandı Zelda. Akşamları belli bir saatten sonra kişilik, hatta beden değiştiriyor gibi gelirdi bana. Yüzü alarır, bakışlarına çok güzel, ama ürkütücü bir parıltı eklenirdi. Çok da gençti. Otuzuna değmemişti daha. Bu dünyayı başka bir hayatın bekleme salonu ya da vakit geçirme yeri olarak görüyordu. Dönüp baktığımda bir acı da buluyorum yüzünde. O zamanlar görememişim, bugün ortaya çıkıyor.”

Haydar Ergülen ise “herkesin âşık olduğu” Marmara’nın çevresine nasıl da birbirinden yalnız insanları topladığını anlattı: “Çok yalnızdım ve başka yalnızlar gibi, başka yalnızlarla birlikte sık sık Kızıltoprak’taki eve gidiyordum ben de. O yalnızların başında elbette Ece Ayhan gelir. Cemal Süreya gelir, birbirinden iki yalnız gelir. İlhan Berk, Tomris Uyar, Tevfik Akdağ’ı da görmüşümdür orada. Sonra Nilgün’ün arkadaşları gelir, öyleyse şimdi onlara ‘Nilgün yalnızları’ ya da ‘Nilgün’ün yalnız bıraktıkları’ demek gerekir: Gülseli İnal, Ahmet Soysal, Lale Müldür, Seyhan Erözçelik, Orhan Alkaya, Cezmi Ersöz, ben, bazen Akif Kurtuluş, Mustafa Irgat, Boğaziçi’nden Cemal… Herkesin, o dönemde o eve giden herkesin Nilgün’e ‘âşık’ olduğu söyleniyor, yazılıyor. Efsanenin can alıcı bölümü burası; birisine herkes ‘âşık’ olunca hiç kimse ‘âşık’ sayılmaz aslında. Böylesi bir şey, ancak ‘edebi aşk’ diye tarif edilebilir.”

Birkaç soru

Max Brod ne yapmalıydı; Franz Kafka’nın vasiyetine uyarak onun bütün eserlerini yakmalı mıydı, yoksa ihaneti göze alarak onun yazdığı her şeyi yayınlaması mıydı doğru olan? Açıkçası kafam bazen karışıyor… Şunlar da benim sorularım.

+ Bir yazarın ölümünden sonra nesinin yayınlanacağına kim karar verir?

+ Günlüklerin, mektupların, taslakların yaratıcıları tarafından birileri görsün, okusun diye yazılmadığı gerçeğini neden kolayca unuturuz?

+ Kitaplar söz konusu olduğunda hangisi daha önemlidir; yazarın kararı mı, okurun arzusu mu?

Nilgün Marmara Külliyatı

“Defterler”e eşlik eden “Kâğıtlar” da yine Everest Yayınları’ndan çıktı. Şairin geride bıraktığı bir tomar kâğıt arasından seçilen fragmanlardan oluşan kitapta daha önce hiçbir yerde okumadığımız mektupları, taslakları ve düzyazı şiirleri yer alıyor.

+ Defterler + Kâğıtlar + Daktiloya Çekilmiş Şiirler + Metinler + Sylvia Plath’ın Şairliğinin İntiharı Bağlamında Analizi

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment