Egoist okur

Yazarlara sorduk: Hangi kitaplar kıyametten sonraya kalsın?

Kitapların büyülü dünyasında kaybolmayı sevenler, yangında kurtarılacak listesinin en başına kitaplarını yerleştirenler, bu haberimiz size göre. Norveç’te kurulan Kıyamet Kütüphanesi’nde dünya edebiyatının en önemli kitapları toplanıyor. Amaç bunların kıyamet sonrasında da korunabilmesi. Demem o ki korkmayın sakın, kıyamet de kopsa, yer yerinden de oynasa ve yeryüzünde yaşayan tek canlı olarak siz de kalsanız, yalnız değilsiniz. Bir yanınızda Dostoyevski bir yanınızda Mevlana ve daha kim bilir kimler olacak…

Bu arada sizin tercihlerinizi de merak ediyoruz :)

Sibel Ateş Yengin

Hangi kitaplar kıyametten sonraya kalsın?

Norveç’in Svalbard Adası’na kurulan “Kıyamet Ambarı”nı duymuşsunuzdur, duymayanlar için kısa bir özet geçeyim. Burası, buzullar arasında, yerin 130 metre altında inşa edilen bir tohum ambarı. Olası bir kıyamet, nükleer savaş ya da küresel ısınma felaketine karşı bu ambarda geride kalan insanların soyunu devam ettirebilmesi için dünyanın dört bir yanından gelen yaklaşık 4 milyon farklı bitkinin tohumları saklanıyor.  Yıkılmasına imkân yok, çünkü 2008 yılında kurulan ambarın duvarları nükleer bombaya bile dayanıklı olarak tasarlanmış. Şimdi de bir “Kıyamet Kütüphanesi” kuruldu, büyük ve önemli eserler de yok olmasın diye… “Dünya Arktik Arşivi” olarak adlandırılan kütüphanede, dünyanın en önemli kitaplarının kıyamet sonrasına saklanması hedefleniyor. Buraya konacak eserlerin kopyaları daha güvenli olsun diye basılı ya da sabit disklerde değil, geliştirilmiş teknolojiye sahip dijital filmler şeklinde korunacakmış… Kulağa hoş bir fikir gibi gelse de içinde kıyamet sözcüğü geçtiği için mi bilmem ama biraz hüzünlü biraz da korkutucu bir fikir gibi geldi bana. Neyse sözü fazla uzatmayayım, Pınar Kür’den Gülten Dayıoğlu’na, Buket Uzuner’den Sezgin Kaymaz’a yazarların geleceğe kalmasını istedikleri eserlere göz atalım mı?

Nermin Yıldırım: “Kafka’yı bilsinler”

Kıyamet Kütüphanesi hem acıklı hem de iyi fikir. İnsan eliyle gezegeni peyderpey yok edeceğimizi fark etmenin, hatta kabullenmenin hazin bir sonucu. Önce yok edilmesine “eyvallah” diyeceğiz, sonra da birazını kurtarmayı deneyeceğiz. Hayata, hayatlarımıza genel olarak yaptığımız bu. Neyse, kurtarmaya kitaplardan başlamak iyi fikir, evet. İnsanın gönlü yazılmış hiçbir satırın karanlığa karışmasından yana değil. Ama zaten kıyamet kopmasa bile kaç kitap kalacak geriye…

Ben olsam elbette klasiklerden başlardım. İnsan eliyle gerçekleştirilecek kıyametten geriye kalanlar, Dostoyevski’yi bilsin mesela değil mi? İçimizin karanlığını görsünler. Kafka’yı bilsinler sonra, Josep K ile tanışsınlar. Tolstoy’un Anna Karenina’sından aşk için vazgeçilebilecekleri, Melville’i Kaptan Ahab’ından bulmanın kaybetmek olabileceğini öğrensinler. İnsanlığın irili ufaklı trajedilerini Lorca’dan, Shakespeare’den okusunlar. Kutsal kitapların nefis edebi metinler olduğunu düşünüyorum. Onları da koyayım dedim kütüphaneye evvela ama sonra vazgeçtim. İnsan eliyle koparılmış küçük kıyametlerden sonraki hayatta, kutsalın anlamı değişir belki. Belki o zaman orada başka bir dünya mümkün olur. Kim bilir. Şiir kitaplarıyla doldurmak iyi olur o kütüphaneyi bir de. Kalanlar şiir okusunlar. Kalanlar kelimelere değil, şiire inansınlar.

Sezgin Kaymaz:  “Kıyametten sonraya Mesnevi kalsın”

Soru beni roman ve öyküyle sınırlandırdığı hâlde ben bir şiir kitabını teklif edeceğim: Mesnevî. Cevabı içindedir; hem roman, öykü vardır orada hem şiir, şarkı. Kendini 800 yıldır aralıksız okutan başka bir şiir kitabı varsa onu da alsınlar. O, kıyametten sonraya da kalsın. Lâzım. Bu kadar distopik bir geleceğe ilişkin alınan bu tedbir beni hem çok üzüyor hem de sevindiriyor. İnsanoğlunun tüm yaratıcı birikimini yok edecek yöntemler elimizde ve patlamaya hazır. Öte yandan bu birikimi korumak için de olağanüstü tedbirler almayı akıl edebiliyoruz. İnsan işte.

Celil Oker: “Gelecek kuşağa Orhan Kemal kalmalı”

Herhalde mutlaka İlyada ve Odysseia’nın olmasını isterim kütüphanede. İnsanoğlunun yarattığı en bereketli hikâye deposu olduğu için. Orhan Kemal’in Bereketli Topraklar Üzerinde’sini koyarım yanına. Çok sevdiğim ve gelecek kuşaklarla paylaşmak istediğim için. Malraux’nun Umut romanını eksik etmem. En yakınlarımızı nükleer bombasız da öldürebildiğimizi ve aslında hiç bir şeyin değişmediğini göstermek için.

Özgür Çakır: “Çehov’un hikâyeleri okunsun”

Kayıp Zamanın İzinde Marcel Proust… Böyle bir kütüphanede ilk olması gereken çünkü kitabın edebi niteliği bir yana, “bellek”le ilgili adeta bir arkeoloji gibi. Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sı, Emile Ajar’ın Onca Yoksulluk Varken’i, Çehov’un ve Raymond Carver’ın hikâyeleri, Shakespeare’in ve Bertolt Brecht’in tüm oyunları bu kütüphanede bulunmalı. Türkiye’den de Nazım’ın tüm şiirleri, Sait Faik’in hikâyeleri ve Orhan Kemal’in romanları bu kütüphanede olmalı. “Biz nerede yanlış yaptık ve neleri daha doğru inşa edebiliriz”i görebilmeleri için bu kütüphane gelecek kuşaklara böyle bir durumda ekmek ve su kadar lazım olacak diye düşünüyorum…

Gülten Dayıoğlu: “Kitaplarla kenetlenmek”

Kıyametten sonra yaşayan insanları kopmaz bağlarla birbirine kenetleyecek, insan, doğa, dünya ve yaşam sevgisiyle örülmüş kitapların işe yarayabileceğini umuyorum. Ne var ki, umduğumu bulabileceğimden kuşkuluyum. Çünkü tarihin en görkemli kitap hazinesi  olan İskenderiye Kütüphanesi’ni bile yok etti insanoğlu. Nükleer silahların kullanılacağına böylesine inanmanın yanında o silahların kesinlikle yok edilmesi için neler yapılabilir sorusuna yanıt aramak gerekiyor bence…

Buket Uzuner: “Evliya Çelebi de olmalı”

Don Kişot (Cervantes), Suç ve Ceza (Dostoyevski), Shakespeare Oyunları, Evliya Çelebi Seyahatnamesi, Mesnevî, 1984 (Orwell), Nazım Hikmet Şiirleri ve Altın Kitap (Doris Lessing) mutlaka bu kütüphanede olmalı.

Ahmet Ümit: “İnsan ruhunu anlatan Don Kişot”

İnsanlığın ruhunu anlatan en iyi metin olduğu için Don Kişot bir kere yer almalı. Fantastik ve gerçekliğin içi içe geçtiği insanlık serüvenini en iyi anlatan, gerçeklikten oluşan metinler olduğu için Binbir Gece Masalları sıraya girmeli. İnsanla iktidar arasındaki ilişkiyi en iyi anlattığı için Hamlet ve aşkı en iyi anlattığı için de Nazım Hikmet’ten Piraye’ye Şiirler yer almalı.

Algan Sezgintüredi: “Yeni uygarlık için Ursula Le Guin”

Dünya yıkıcı/Kıyamet denebilecek bir felaketten sağ kurtulacakların, barınma, beslenme, vesaire peşinde can derdindeyken, hele bir de söz konusu felaket insan elinden çıkmaysa birkaç hatta çok daha fazla nesil boyunca insanlığın, ta kuzey kutbuna saklanmış geçmiş bilgisiyle/kültürüyle ilgileneceklerini hiç zannetmememi bir kenara ayırarak söylüyorum. Kurt Vonnegut ve Ursula K. Le Guin külliyatlarının, yeniden kurulacak bir uygarlığa beş yüz yıl sonra neler yapmaması gerektiğini kafalarına vurmadan öğretmeye yetecek derinliği içerdiğine inanıyorum.

Pınar Kür: “Homeros’tan Tolstoy’a”

Kütüphaneye katılması öngörülen eserleri çok sınırlı görüyorum. Kıyamet Kütüphanesi dünyamızın gelip geçmişini yansıtacaksa Homeros’tan Pınar Kür’e, Shakespeare’den Orson Welles’e, George Bernard Shaw’dan Cervantes’e, Dante’den Albert Camus’ye, Tolstoy’a, Dostoyevski’ye ve Ahmet Hamdi Tanpınar’a, kadar şu anda saymama yer olmayacak kadar yüzbinlerce yazarı ve onların eserlerini kapsayacak kadar geniş bir “Yaşam Kütüphanesi” oluşturulmak gerekir.

Tolga Gümüşay: “Sözcüklerin Ruhu”

Paulo Coelho’nun bütün kitaplarını, Octavio Paz’ın tüm şiirlerini, Knut Hamsun’un tüm eserlerini, Jostein Gaarder’den Sofie’nin Dünyası, Sirk Müdürü’nün Kızı ve Portakal Kız’ı, Karl Ove Knaussgaard’dan Kavgam’ı mutlaka korumalarını isterim. Latin Amerika Edebiyatı’nı okuyacak gelecek nesiller de gerçeği tütsüler içinde görebilsinler, büyük acıların ne kadar soğukkanlılıkla, sıradanlaştırarak ifade edilebildiğine, en güçlü tutkuların nasıl sözcüklere indirgenebildiğine tanıklık etsinler diye. Ve Norveç Edebiyatı’nın Kuzey insanına has gösterişsiz bir incelikle insan ruhunun düğümlerini nasıl ustalıkla sökebildiğini; sadelik ve dürüstlükle hareket eden bu çalışkan insanların karla kaplı topraklarını kalemle kaza kaza dünyanın merkezindeki sıcaklığa nasıl ulaşabildiklerini anlasınlar diye…

Ayrıca Hermann Hesse’nin, Milan Kundera’nın, Kafka’nın, Paul Auster’in, Dostoyevski’nin tüm kitaplarını tereddütsüz alsınlar lütfen. Edebiyatın bilgeliğinin neler yazdırabileceğini keşfetsinler diye…  Kendini yapayalnız hisseden insan dahi aslında evrende tek başına olmadığını duyumsayarak teselli bulabilsin diye. Edebiyatla ifade edilemeyecek hiçbir şey olmadığı bilinsin, sözcüklerin ruhu nasıl okşayıp parlatabildiği unutulmasın diye. Orhan Pamuk’un, Nazım Hikmet’in, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın, Oğuz Atay’ın, Sabahattin Ali’nin, Yusuf Atılgan’ın ve Orhan Veli’nin kitaplarını da ihmal etmesinler lütfen. Yeni kuşaklar biz Türklerin de aslında ne biçim insanlar olduğumuzu, bu topraklarda yaşamanın şiirselliğini öğrenebilsinler diye.

Başak Sayan: “Kürk Mantolu Madonna’sız olmaz”

Aşk ve aşkın insan psikoloji üzerinde yarattığı etkiler adına yazılmış en güzel eser olduğu için Tolstoy’un – Anna Karenina’sını okumak büyük bir şans olacaktır. Doğrunun ve yanlışın ne olduğuna dair insanı düşündüren, suç kavramını sorgulatan ve her dönem okunması gereken bir roman olduğu için Dostoyevski’nin Suç ve Ceza kitabı. İnsanın hayata ve kendisine bakışını derinden etkilediği için Tanrılar Okulu mutlaka yer almalı. Kürk Mantolu Madonna olmazsa olmaz çünkü konusu, dili ve çarpıcı kurgusuyla mutlaka okunmalı. İnsanın kendine yabancılaşmasını daha güzel anlatan başka bir eser daha yoktur sanırım, o yüzden Kafka’nın Dönüşüm kitabı.

Sibel Ateş Yengin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Comments
3 Responses to “Yazarlara sorduk: Hangi kitaplar kıyametten sonraya kalsın?”
  1. Yaprak ERTAN says:

    Küçük Prens de kalmalı.

  2. Edebi Blog says:

    Bana kalırsa Stefan Zweig ve Jack London kıyametten sonra bile yeryüzünde olmalı.

  3. gulsen says:

    Kafka kitapları kesinlikle..

Leave A Comment