Egoist okur

“Yoksulların suçlu doğduğu bir şeydir hayat!”

Türk sinemasının unutulmaz yapımlarından İnşaat’ın devam filmi 10 yıl sonra vizyonda.

Şahsen ben ilk filmi sevmiştim ama yalan yok, ikincisini henüz seyretmedim. Fakat geçen gün filmden bir fotoğraf karesi gördüm ve aman yarabbim, işte ona hasta oldum.

Aşağıya aldım; fotoğrafta Emre Kınay’ın kafası acayip karışık görünüyor. Beyaz bir gömlek giymiş ama oturduğu yer neresiyse artık ve nasıl bir ışık düşmüşse üzerine o an, belinden tüylü siyah bir kuyruk çıkıyor gibi. Tam arkasındaki duvara ise devasa kara melek kanatları resmedilmiş.  Şeytanın timsali olan şu üç uçlu asa da duvarda, hem de tıpkı gamalı haç gibi iç içe geçmiş iki tane…

Hangi sahneden bilmiyorum ama ben bu fotoğrafa bayıldım. Onun hatırına filme gideceğim. Habertürk Ekler’de yıllardır birlikte çalıştığımız, şimdiyse Show TV Hafta Sonu Ana Haber’in sunucusu olan canım arkadaşım Pınar Erbaş’ın Ömer Vargı röportajını da bu yüzden okudum. Okumakla kalmayıp Egoist Okur’a aldım. Hem iyi röportaj olduğu için, hem de filme gideceklere ön hazırlık hizmeti sunmak için.

Gülenay Börekçi

insaat pinar erbas egoistokur 1

“İnşaat”, vizyona ilk girdiğinde patlama yapan bir film olmadı. Gelmiş geçmiş en etkili pazarlama yöntemi fısıltı gazetesi sayesinde farkına vardık. Akabinde bir sürü ödül aldı. Anlatılan, iki inşaat işçisinin başına gelen trajikomik olaylardı. Tabii arka planda iki işçinin hayalleri, aşkları, voleyi vurma çabaları. Özetle; inşaat sahibi bir ceset getirir. Olur mu olmaz mı derken onu bir şekilde gömerler. İlk kazmadan sonra devamı da gelir. Sonunda en mağdur olanlar, para biriktirip İtalya’ya kaçma hayalleri kuran iki inşaat işçisi olur.

(Yani elbette, başka nasıl olabilirdi ki?)

Ne kadar absürd de olsa hikaye öyle inandırıcı ve güzeldi ki, oyuncular Emre Kınay ve Şevket Çoruh aradan geçen onca zamana rağmen hâlâ insanların yolda dönüp dönüp “İnşaat’ın devamını ne zaman çekeceksiniz?” diye sorduklarını söylüyor. Kısmet şimdiyeymiş. Film vizyonda.

İki işçimizi en son hapishanede bırakmıştık. Çıktılar, yazlık bir beldeye yerleştiler. Ellerinde yine kazma kürek. Suriyeli bir cesedin tekneden düşmesiyle kaldıkları yerden gömmeye devam ediyorlar…Yönetmen koltuğunda pek tabii yine Ömer Vargı oturuyor. Eğer iyi bir yönetmen varsa karşınızda, “Ne olacak bu memleketin hali”nden tutun “Begonyalar en iyi nasıl sulanır”a kadar envai konuda sohbet edebilirsiniz. Ancak “Herkesin dünya görüşü filmine yansır. Üstüne bir de anlatma ihtiyacı doğuyorsa filmi iyi çekememişim demektir” diyen Ömer Vargı az ama öz konuşuyor.

pinar erbas egoistokur omer vargi 2

İnşaat 2’de de karakterlerin başına ilk filmdekine benzer işler geliyor. Kaderimizden bir türlü kaçamıyor muyuz?

Kaçarsın kaçmasına da sırf senin çabanla zor; sosyal yapının da buna izin vermesi lazım. Bireyin yaşamının şekillenmesinde toplumun etkisi büyük. Aksi halde ister kader de, ister tesadüf, dönüp dolaşıp aynı yere geliyorsun. O yüzden bunu bir devam filmi olduğu kadar bir tekrar filmi gibi de düşünebiliriz.

“Hayatta bir kesim var ki onlar istese de istemese de hep olumsuzluk yaşar.” Bunu Ali diyor…

Her toplumda böyledir. Bazı kesimler her zaman baskı, ezilmişlik altında yaşar. Filmin şarkısının söylediği gibi, yoksulların suçlu doğduğu bir şeydir hayat…

Yırtmak mümkün değil mi?

Tabii ki mümkün. Ama ellerini uzatsalar suça bulaşabilecek durumdalar. Çok yakınlar. Sen sokakta kavga edemezsin ama çocukluğundan beri buna aşina bir şekilde büyümüş biri çok basit bir nedenden kavgaya karışabilir. Ya da mesela İstanbul’da ya otopark mafyasına giriyorsun, ya özel güvenlik oluyorsun. Bıçak sırtı, çok ince bir çizgi ayırıyor ikisini. Siyasi ya da ekonomik yapının ötesinde bir durum bu.

Nedir?

Sosyal yapı bu tarz insanların önüne fazla seçenek koymuyor. Kendi tercihlerinin ötesinde yaşadıkları bir şey. Hoşlarına gitmese de yapmak zorundalar. “İnsan aç kalmayagörsün, inançlarını bile yermiş” diye bir laf var, çok severim.

Soracaktım; filmde de en masum insanların dahi para/arzu denkleminde neler yapabileceğini görüyoruz…

Aslında tek istekleri o sefil hayattan çıkış. Ama küçük düşünüyorlar, kapasiteleri bu kadar. Ne iyi eğitimleri, ne de şansları var.

Bir çıkış öneriniz var mı?

Sosyal yapıyı ne ölçüde geliştirirseniz, sorunlar o ölçüde ortadan kalkar. Toplumda ekonomik, siyasi bazı konuları kısa vadede düzeltebilirsiniz. Binalar, yürüyen merdivenler yaparsınız ama trafik sorununun üstesinden gelemezsiniz. Ya da yurt dışından iki kahraman futbolcu aldınız diye futbol kurtulmaz. aşarı, çocuklarımızı eğitecek insanların iyi eğitilmesiyle gelir.

İlk filmde o ilk cesedi gömdüklerinde filmin sonunda cezalarını çekeceklerine emindik, bunu istiyorduk da. Ama ikincisinde yakalanmasın hatta kaçsınlar istiyoruz. Aradaki 10 senede adalete, suça bakış açımız mı değişti?

Sanıyorum öyle oldu. İnsanların tutuklanıp sonra masum diye bırakıldığı ve bu sefer onları tutuklayanları sorguladığımız bir toplumda yaşıyoruz. Hukuk ne kadar adalet getiriyor, bunu tartışıyoruz… Bir de tabii olayları Ali ve Sudi’nin gözünden izliyor olmamız da önemli. Dışarıdan gözlemlediğinizde “Yahu seçme bunu” dediğiniz şeyi o kişinin ağzından dinlediğinizde insanların tercihlerine hak verirsiniz, çünkü herkes yaşamı kendi şartları içinde değerlendirir. Bir dönem sinema salonu yardımı için tutuklu evlerine çok girip çıktım, pek çoğuyla da konuşma fırsatım oldu. Gördüm ki; her tutuklu o olayı yaşadığı sırada kendisinin neden haklı olduğuna dair kafasında bir düşünce oluşturmak zorunda, yoksa intihar eder.

  omer vargi egoistokur pinar erbas

“10 yıl hapis de yatsa saf, saftır”

İnşaat, çok talihsiz bir dönemde vizyona girmişti.

Evet. Bir hafta önce sinagog bombalanmıştı. Vizyon haftasında da HSBC ve İngiliz Konsolosluğu. O hafta sonu çok iş yapan sinema salonlarından birinde sadece bir kişi izledi filmi.

Ama işte Türk sinemasının en iyi filmleri arasına girdi. Lafı “iyi film öyle ya da böyle değerini buluyor”a getirmeye çalışıyorum…

Öyle tabii. Bizimki dilden dile yayılarak başarılı oldu. 10 yıldır da televizyonda her gösteriminde rating alıyor.

Aynı ekiple tekrar çalışmak da keyiflidir…

Özlemişiz evet. Bir de bu filmde a’dan z’ye oyunculukların çok çok iyi olduğunu düşünüyorum. Filmde ikiz bebekler var. Daha bir yaşında değiller. Onlar bile profesyoneldi. Bir kere dönüp kameraya bakmadılar.

Oyuncular dahil herkes size “İnşaat 2 ne zaman çekilecek?” diye soruyormuş. Sizce insanlar bu filmi neden bu kadar çok sevdi?

Bir filmi inandırıcı bulduğun ya da karakterleri kendine yakın hissettiğin için seversin. Burada Ali ile Sudi modern Hacivat ve Karagöz aslında. Ali daha akıllı, bilmiş gibi ama hemen her konuda yanılıyor. Sudi saf vicdan. 10 sene hapiste de yatsa saf saftır. Ama aslında bu avantaj. Safiyane haller içgüdüsel olarak doğru tercihler yapmanı sağlar. Ali gibi bir konuda yeterli bilgisi olmadan çok bilgiç davranmak Sudi gibi hiçbir şey bilmemekten daha iyi değildir. Hatta çoğu zaman daha kötüdür. Daha fazla yanlışa yıl açar.

“Kaza olduktan sonra konuşuyoruz” 

Birinci filme başlarken çıkış noktanız neydi?

Çok teknik. Çift kamerayla çekeyim dedim, onun için de tek mekan, ona uygun senaryo arayışındaydım. Daha az karakterli ve olay akışı daha basit bir döngü üzerine kurulu… Bulamayınca da oturdum kendim yazdım.

Daha duygusal bir cevap beklerdim…

Peki o zaman. O sıralar ev alma ihtimalim vardı. Bol bol inşaat geziyordum; duvarlarında şiirler yazdığını gördüm. Sudi’nin filmde söylediği düzeyde; basit, içten… Çıkış noktalarından biri bu. Tam da bu yüzden, o işçilerin hayatlarını inandırıcı bir şekilde yansıtabildik…

Son dönemde inşaatlarda yaşanan iş kazalarıyla ilgili ne söyleyeceksiniz peki…

Bu inşaat sektörünün değil, Türk toplumunun sorunu. Bizde bir kaza olursa madeni, inşaatı konuşuyoruz. O sektör ancak o zaman ön plana çıkıyor, popüler oluyor. Sonrası yok. İş verenin olaya bakış açısındaki yanlışlar, toplumun işçisine verdiği değer bu seviyede oldukça daha çok tartışırız.

“Sulu bir film yapsaydı…”

İnşaat 2’nin de devamı gelir mi?

Bilmiyorum. İlkine başlarken de ikincisi yoktu kafamızda. Belki bir 10 yıl sonra yeniden başlarız…

Sinemamız aldı başını yürüyor diye konuşuyoruz ama acaba kendi kendimizi mi kandırıyoruz?

Sayısal artış kaliteyi de getiriyor gibi bir durum yok. Hatta aksine; “kötü para iyi arayı kovar” diye bir kanun vardır. Son 23 yıldır her sene 80 film yapılıyor. Bunların 50-60 tanesinin seyirci sayısı 50 binin altında… Piyasa şartları bu. Ama öleceğiz, sinema mahvoldu gibi bir şey de söylemek istemiyorum. Neticede iyi işler çıkıyor.

Cem Yılmaz’ın son filmi de beklenen ilgiyi görmedi mesela. Beraber çalışmıştınız da onunla…

Sulu bir film yapsaydı belki daha çok ilgi görecekti. Neticede iyi bir film mi; evet, 3 haftada 2 milyona yakın izleyici de fena sayılmaz…

Pınar Erbaş, Habertürk

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment