Egoist okur

Operadaki Hayalet: Semiha Berksoy

“Zümrüdüanka’nın hayatını anlatan bir doğa belgeseli” dediği semiha b. unplugged dolayısıyla Kutluğ Ataman’la bir röportaj yapmıştım çaylaklık dönemimde. Esas konuşmak istediğim, Semiha Berksoy’du ama bu mümkün olmamıştı. Berksoy’la birkaç kez telefonda sohbet edebilmiştim sadece. Röportaj için yeni kıyafetler diktirme planları yapmış, terzisini arayıp siparişler vermiş, aynı anda hem çocuksu bir masumiyeti hem de dünyanın bilgisini […]

Read More

Edebiyatçının bahçıvan olarak portresi

“Bir sap, bir taçyaprağı ve bir diken, Sıradan bir yaz sabahında. Bir çiy damlasının ışıltısı, bir arı, belki de iki. Bir meltem sonra, Ağaçların arasında oynaşan,  Ve ben, bir gül…” Benimle Emily Dickinson arasındaki ortak nokta ne olabilir? Sözcüklere duyduğumuz aşk, kuşkusuz ve birkaç şey daha tabii. Mesela toprağı, bitkileri, çiçekleri, küçük orman hayvanlarını ve […]

Read More

O paha biçilmez “Yarın başka bir gün olabilir” bilgisi

İngiliz yazar Daniel Defoe’nun, gemisi fırtınaya yakalanınca ıssız adaya düşen ve bir anda bütün hayatı değişen genç bir adamı anlattığı romanı Robinson Crusoe’yu bilirsiniz. Kahramanı Robinson Crusoe’nun ıssız adasını terk ederken geride bıraktığı en kıymetli şey, inşa ettiği kulübe, ehlîleştirdiği keçiler ya da kazandığı sayısız hayatta kalma becerisi değil, ilkel takvimi, yani bir ağaç gövdesine […]

Read More

Virginia Woolf’tan yürüme ve yazma temrinleri

Sahaflarda bulduğum bir kitaptan söz edeceğim. Bir yaratıcı yazma teknikleri üzerine bir kitap. Gelin görün ki, baş rolünde Virginia Woolf var; ruhundaki tüm acıyı, kederi, insana yönelik kırgınlığını, küskünlüğünü yazıya dökerken ilhamını yürümekten alan Woolf… Flâneurler, flâneuseler, kendini rüzgara bırakanlar Çehov, Turgenyev, Tolstoy ve Gogol’dan yazma dersi Yürümek, Henry David Thoreau Virginia Woolf Londra sokaklarında […]

Read More

Selim İleri’yle: Bütün mazi bir perili köşk

Selim İleri’nin beş romanı var elimde. Geçmiş, Bir Daha Geri Gelmeyecek Zamanlar adlı dizinin, başka bir deyişle Proustvâri bir nehir romanın parçaları… Mavi Kanatlarınla Yalnız Benim Olsaydın, Gramofon Hâlâ Çalıyor, Cemil Şevket Bey, Aynalı Dolaba İki El Revolver, Solmaz Hanım, Kimsesiz Okurlar İçin ve Daha Dün… Ayrı ayrı da yayınlandılar elbette ama benim elimdeki  beşinin […]

Read More

O yaz Villa Diodati’de neler yaşandı, neler yazıldı?

Şimdi siz, Frankenstein diyeceksiniz ama sadece o değil. O yaz Villa Diodati’de bambaşka bir şey oldu. Frankenstein ya da Modern Prometheus, çok uzun yıllar bir erkek hikayesi sayıldı. Oysa gerçekte okuduğumuz, bir erkeğin yahut bir canavarın değil, baskı altına alınmış, susturulmuş, görünmez kılınmış olanların sesiydi. Ve henüz 18’indeki Mary Shelley hikâyesini oluştururken kadın bedeniyle, annelikle, […]

Read More

Aynalı odalara benzeyen bir yazar: Silvina Ocampo

Silvina Ocampo’yu okumak yalnızca Arjantin edebiyatının kuytuda kalmış bir köşesini keşfetmek değil, kadınların edebiyat tarihindeki görünmezliğini tersine çevirmek anlamına da geliyor bir bakıma. Ocampo’nun masumiyetle zalimliği birleştiren üslubu bugün Clarice Lispector’dan Mariana Enriquez’e kadar pek çok yazarın üretiminde yankılanıyor. Silvina Ocampo kitapları Bir yoğurt tanıtım broşürü: Tam Biorgeslik! Silvina Ocampo şiirlerinde ölüm, rüya ve dönüşüm […]

Read More

Kitap kurtlarına özel harikulade bir hikâye

Helene Hanff’ın kaleme aldığı 84 Charing Cross Road, gerçek bir hikâyeyi yine gerçek mektuplar aracılığıyla anlatıyor. Arkadaşların hiç buluşamadığı bir dostluk hikâyesi diyebiliriz bu kitaba, ya da âşıkların henüz karşılaşmadığı bir aşk hikâyesi… Yahut niçin bu kadar umutsuz olalım, elimizdekine pekâlâ okuma tutkusunun neler başarabileceğini gösteren bir hikâye de diyebiliriz. Kitap kurtlarına özel harikulade bir […]

Read More

Hope Mirrlees: Bir masalla düzenin maskesini indiren yazar

Modernizmin en parlak yıllarında yaşamış, Virginia Woolf’la arkadaşlık etmiş, hem şiir hem de roman alanında çarpıcı eserler vermiş, hatta şiirleriyle T.S. Eliot gibi dev bir edebiyatçıya bile yol göstermiş olan Hope Mirrlees’i ve 26 yaşında yazdığı romanı Sisler İçindeki Lut’u okumak, edebiyat tarihine, yok sayılanların gözünden bakmak anlamına da geliyor aslında. (Neil Gaiman’ın, Ursula K. […]

Read More

Tarihçilere ve Shakespeare’e kafa tutan roman: Zamanın Kızı

Polisiyeler, genellikle bir cinayetin peşine düşer. Bir ya da birkaç kurban, yerine göre bir ya da birkaç katil, bolca ipucu ve sonunda “İşte bu, baştan anlamalıydım!” dedirten bir çözüm olur bu romanlarda. Josephine Tey’se Zamanın Kızı romanında polisiye kalıplarını öyle bir ters yüz ediyor ki, elimizde gene bir cinayet var ama ceset tam beş yüz […]

Read More

Edebiyatın gizli odasında: Tavan Arasındaki Deli Kadın

Sandra Gilbert ve Susan Gubar’ın, günümüzde bir çeşit kült mertebesine erişen Tavan Arasındaki Deli Kadın kitabına bakalım mı? İki yazar, bu cesur kitapta çok temel bir soruya cevap arıyorlar: Kadınlar tarih boyunca hangi odalarda yazdılar ve hangi odalarda susturuldular? Her feministin ilham ajandası: Anne Taintor The Madwoman in the Attic: The Woman Writer and the […]

Read More

Beş dakikalığına zamanı durduran kadın: Nesrin Topkapı

Yaklaşık 30 yıl önceydi, Nesrin Topkapı’yla bir röportaj yapmıştım. Sağda solda onu tanıyanları bulmuştum ilkin. Kendisine hayran olan Amerikalı bir çevirmen, “Yüzüne bakınca güzel olup olmadığını aklınıza bile getirmiyorsunuz ve hep o yüze bakmak istiyorsunuz,” demişti Topkapı için. Ben de çaylak bir gazeteci adayı olarak bu çok özel kadına hayatını, dans tutkusunu ve daha bir […]

Read More

Kate DiCamillo: “Çocuklara gerçeği borçluyuz”

“Çocuklar da bizimle aynı dünyada yaşıyor ve onlar da bizim gibi acı çekiyor, kaybediyor, seviyor, umut ediyor. Bu dünyanın karmaşıklığını, başka bir deyişle güzelliğini ve vahşetini yansıtan bir hikâye anlatmak bana sorarsanız çocuklara duyduğumuz saygının bir ifadesidir. Onlara gerçeği borçluyuz.” Kate DiCamillo, çok ama çok sevdiğim birkaç çocuk kitabının yazarı. Winn-Dixie Sayesinde, Despereaux’nun Öyküsü ve Sihirbazın Fili’ne bayılıyorum […]

Read More

10 maddede László Krasznahorkai

László Krasznahorkai, 2025 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi ve ben onu ilk kez dün okumaya başladım. Bu yazı da Nobel hatırına biraz hızlı yazıldı, olsun. Şahsen ben tanımadan sevdim László Krasznahorkai gibi söylemesi pek zor bir ada sahip bu yazarı, en çok da çevirmenlerle ilgili 6. maddedeki o bilgiye bayıldım. Unutmadan; 10. madde Tarkanlı, Mustafa Sandallı. Nobel meselesi: […]

Read More

Kaç Penelope var edebiyatın dolambaçlı yollarında?

Homeros’un Odysseia’sını ve oradaki Penelope’yi hatırlayalım önce… Uzun bir yolculuğa çıkan ve herkesin öldü sandığı kocası Odysseus’u bekleyen çilekeş Penelope, taliplerini oyalamak için bir kumaş dokumaya başlar. Kiminle evleneceğine bu kumaşı tamamladıktan sonra karar verecektir. Tabii aslında taliplerine bir oyun oynamaktadır, geleceğine yürekten inandığı kocasını bekleyecek, o arada da elinden geldiğince zaman kazanacaktır. taliplerinden birini […]

Read More

Edebiyat tarihinin bazı güzide toplulukları

Bloomsbury Topluluğu, Odeon’daki Stratford, Mandarinler, İşaretler, Algonquin Yuvarlak Masa Topluluğu, Harlem Rönesansı, Şubat Evi, Güney Yakası Yazarlar Topluluğu, Florida Topluluğu, Dereotlu Hıyar Turşusu Kulübü… Üyeleri arasında Virginia Woolf’tan J. R. R. Tolkien’a, Ernest Hemingway’den Richard Wright’a sayısız büyük edebiyatçı bulunan on ayrı topluluktan bahsedeceğiz. Gelin her birine kısaca bir göz atalım ve onlarla aynı dönemde […]

Read More

Önden Üç Bilet: Cesur, duyarlı, incelikli ve gerçek bir hikâye

Cesur, duyarlı, incelikli ve gerçek bir hikâye anlatan Önden Üç Bilet elime geçtiğinde yalnızca bir okur olarak değil, yazarı yakından tanıyan biri olarak da sarsıldım. Romanın yazılış sürecine uzaktan da olsa şahittim, ayrıca Gülsel Ceren Güneş’in güçlü ve yaratıcı karakterini, bulaşıcı cesaretini, edebiyata duyduğu tutkuyu biliyordum. Onu ilk tanıdığım günden bugüne dilinin olgunlaştığını, sesinin berraklaştığını […]

Read More

Agatha Christie’nin en kıskandığı yazar: Dorothy L. Sayers

Bu Kimin Cesedi ve Şüphe Bulutları gibi kitapları bizde de yayımlanan Dorothy L. Sayers’ı tanıyor musunuz? En büyük polisiye yazarlarından biri olmakla kalmıyor kendisi, aynı zamanda tutkulu bir Dante çevirmeni olarak da hatırlanıyor. Son yıllarda yeniden keşfedilmesi memnuniyet verici. Onunla ilgili söyleyebileceğim iki şey var: Birincisi, romanlarında kadınların entelektüel yaşam hakkının güçlü bir savunucusu olarak öne […]

Read More

Karşınızda Shakespeare’in kız kardeşi Judith

Shakespeare’in onunla aynı yeteneklere sahip bir kız kardeşi olsaydı onu gene de tanır mıydık? Mücevher değerindeki Kendine Ait Bir Oda’nın yazarı Virginia Woolf’a göre cevap açık: Hayır, ne münasebet, tanımazdık elbette! Hem zaten Shakespeare’in bir kız kardeşi olsa ne tiyatroyla ilgilenmesine, ne sahneye çıkmasına, ne de yazmasına izin verilirdi. Muhtemelen daha 17 yaşına gelmeden evlenip sürüyle […]

Read More

T.S. Eliot’un yüzüne sürdüğü o pek tuhaf yeşil pudranın sırrı

T.S. Eliot’un Can Yücel’in Mr. Prufrock’tan Aşk Türküsü adıyla çevirdiği şiirini, gene Can Yücel’in çevirisinden hatırlayalım: “…Elbet de bulunacak vakit kaysın diye yol boyunca sarı duman pencere camlarına sürterekten sırtını; bulunacak vakit, bulunacak vakit yaklaştığın çehrelere yakışacak bir çehre takınmana…” Ya şimdi size sadece Prufrock’ın değil, bizzat Eliot’un da kendine yaklaştığı çehrelere yakışacak yeni çehreler aradığını, mesela yüzünü […]

Read More

Gerçek, unutulmuş, uydurulmuş, düşsel 174 dilde Alice

Alice çevirmek meselesiyle ilgili yazımın ikinci bölümüne geldi sıra. Sadece Alice çevirilerimi değil bu yazımı da mutlaka okuyun. Sayısız dilsel ve kültürel zorluğu barındıran Alice Harikalar Diyarında’nın niçin rahatlıkla bir çevirmenin kâbusu sayılabileceği üzerine kafa yormuştuk ya, bu kez gerçek, unutulmuş, uydurulmuş ve varsayımsal 174 dildeki bazı Alice çevirmenlerinin uyguladıkları stratejilere göz atıyoruz… Varsayımsal bir dile […]

Read More

Bir hafıza pratiği: Camondo’ya Mektuplar

“Sevgili dostum, sanırım artık anlamışsınızdır, evinizde tesadüf eseri bulunuyor değilim.” Böyle diyor Edmund de Waal tam 58 mektup yazdığı “dostu” Kont Moïse de Camondo’ya. Neden orada olduğunu romanı okurken öğreneceksiniz.  De Waal, Camondo’ya Mektuplar romanında, zengin, kültürlü ve “Avrupalı” olmanın güvenli illüzyonuna kapılan Osmanlı kökenli bir Sefarad bankacı ailenin hikayesi aracılığıyla Avrupa belleğinin ikiyüzlü kayıtsızlığını sorguluyor.  Camondo’ya […]

Read More

Hangi kitap bir müzeye dönüşsün isterdiniz?

Masumiyet Müzesi’ni gezerken yanımdaki arkadaşıma “İlk kez bir romanın içinde dolaşıyorum,” demiştim. Orhan Pamuk’un romanını okumak güzeldi, evet ama içinde dolaşmak da harikaydı. İnternette rastladığım bir anket de aynı histen yola çıkarak hazırlanmış. Yeni değil aslında, on küsur yıl öncesinin anketi. Fakat Camondo’ya Mektuplar dolayısıyla bu tarz küçük müzeler üzerine düşündüğüm bir dönemde okuyunca Egoist […]

Read More