Egoist okur

Ágota Kristóf’tan bir yazma dersi

Can Yayınları, Ágota Kristóf’un kısa otobiyografik anlatısı Okumaz Yazmaz‘ı ve  çocukluğundan ilhamla kaleme aldığı öyküleri Önemi Yok‘u basınca ben de Üçleme’den aldığım bu küçük yazma dersini Egoist Okur takipçileriyle paylaşmak istedim… Bence yazmakla ilgili herkesin ilgisini çekecektir. 

Dilerseniz öncesinde Büyük Defter, Kanıt ve Üçüncü Yalan kitaplarıyla ilgili yazımı da okuyabilirsiniz.

Ágota Kristóf’un dilini masallardan ödünç alan üçlemesi

Okumaz Yazmaz

Önemi Yok

Ágota Kristóf

Ágota Kristóf’tan yazma dersi

“Her insanın bir kitap yazmak için doğduğuna inanıyorum ben Lucas. Deha ürünü ya da sıradan bir eser, fark etmez, ama hiçbir şey yazmayan kaybolmuş, iz bırakmadan hayattan geçip gitmiştir… Sen de bir kitap yazıyorsun Lucas. Kim ya da ne hakkında, bilmiyorum. Ama işte yazıyorsun. Çocukluğundan beri kâğıt, kalem, defteri hiç bırakmadın…”

Roman okurken faydacı bir çaba içinde olmuyorum hiçbir zaman ama bana sorarsanız bizim şu sevgili üçlememiz aynı zamanda benzersiz bir yazma dersi olarak da okunabilir pekala.

Tabii Ágota Kristóf stili yazmayı isteyenler için diye not düşeyim de kimse yanlış anlamasın. Şöyle aslında…

Ortaklaşa yazan ikizlerin amacı hem Anneanne’nin evinde geçirdikleri günleri, ayları, yılları kaydetmek hem de zihinlerini ellerinden geldiğince keskin tutmaktır. Enyaralayıcı hadiseyi anlatırken bile soğukkanlı kalmaya çaba gösterirler.

Diyelim günlük yazma egzersizlerine başlıyorlar. Yazacakları konuyla ilgilenmek için kendilerine iki saat veriyor, önlerine iki kâğıt çekiyorlar. Biri ilk kâğıda, öteki ikinci kâğıda yazmaya başlıyor. Süre dolduğunda kâğıtları değiştiriyor, sözlük yardımıyla birbirlerinin yazım hatalarını düzeltiyor, sonuna da “İyi!” ya da “İyi değil!” notunu düşüyorlar.

Yazılan şey iyi değilse kâğıt ateşe atılıyor ve bir sonraki gün aynı şeyi yazmayı yeniden deniyorlar.

İyiyse de yazılanları gözden geçirip düzenledikten hatta kurguda değişiklikler yaptıktan sonra Defter’e kopyalıyorlar.

Peki nasıl karar veriyorlar neyin iyi, neyin kötü olduğuna?

Her şeyden önce anlatılanların kesinlikle doğru olması gerekiyor. Şahit olduklarını öznelleşmeden, araya duygularını katmadan, süsleyip püslemeden, muğlaklaşmadan anlatmaya mecburlar. Örneğin “Anneanne cadıya benziyor,” yazamazlar ama “İnsanlar Anneanne’ye cadı der,” yazmalarına izin var.

Aslında -elbette- tam da Ágota Kristóf stili bir teknik bu. Yazarın Macaristan’dan kaçtıktan sonra Fransızcayı kendi kendine öğrendiğini hatırlayalım. Bunu bir üsluba dönüştürmüş anladığım kadarıyla, yani bir dili sonradan öğrenen birinin dikkatiyle, muhtemelen kendine en az ikizler kadar acımasız davranarak yazmış. Sürecin ne kadar zorlu olduğunu kendini anlattığı sonunda yazmayı terk etmesinden de anlayabiliriz.

Gülenay Börekçi

Subscribe
Notify of

0 Comments
Inline Feedbacks
View all comments