Egoist okur

Bahadır Baruter: “Ben bu kolaycı ve bağımlı ülkeye sitemliyim!”

Ressam, karikatürist, yayıncı ve dert ortağı Bahadır Baruter’den bu yazıyı ben istedim. Bir nedeni yoktu, o gün gazetelere biraz fazla bakmış, televizyonla içimi çokça bulandırmıştım. Anlayacağınız, ruh halim şüpheciliğin üst sınırlarında geziniyordu ve muhtemelen kendime bir suç ortağı arıyordum. Bahadır da beni kırmayarak yazdı. Böylece “en sevdiğim ressam” nihayet Egoist Okur’da yerini aldı. Epeyce sitemkâr bir yazıyla.

Şöyle mesela: “yaşanan bu değişime halkı ikna edebilmenin başlıca pazarlama imgesi ‘demokrasi’. çünkü ‘demokrasi’ kolayca sömürülebilecek bir zaafı, bir yarası, bir ezikliği, kısacası bir aşağılık kompleksi bu ülkenin. Çok derin travmaların yarattığı çok yüksek bir kompleks… en acıklısı, ülkem demokratikleştiğini sanarak değişecek ama asla demokratik bir ülke olamayacak. ne yazık ki…”

Lakin nihayetinde sitemkârlığın böylesi insanın içini ferahlatıyor. Öyle ya; aynı şeyleri görüyor, aynı şeyleri düşünüyor, aynı şeylerden dolayı acı çekiyoruz. Demek ki yalnız değiliz!

Gülenay Börekçi

“Ben bu kolaycı ve bağımlı ülkeye sitemliyim!”

ben ülkeme karşı sitemliyim. çünkü benim ülkem bağımsız bir ülke değil. ben küresel kapitalizmin bir uydusunda yaşıyorum.

görünen o ki küresel kapitalizm bu günlerde ülkemde bir devrim gerçekleştiriyor. rejim el değiştiriyor; devlet el değiştiriyor. buna ne seviniyorum ne de üzülüyorum, sadece izliyorum, yansızlıkla ve anlamaya çalışarak. çünkü kaçınılmazdır böyle değişimler, gerektiğinde yapılır. küresel kapitalizm kendisine bağımlı olan ülkelerde dilediğini yapar, gerekli gördüğünde…

görebildiğim kadarıyla, devrimin iç destekçileri özgüvenli, kararlı, hırslı ve çalışkanlar. karşılarındaki kaybedenler ise hedefsiz, yörüngesiz ve iradesizler. bu değişimi anlamakla yükümlü olan entellektüeller bölündüler ve kutuplaştılar. karşılıklı cephelerden birbirlerini yıpratarak değersizleştirdikleri bir savaşın içindeler. yansız ve analitik düşünebilenlerin ise sesleri her savaşta olduğu gibi cılız çıkıyor. meselelere gökyüzünden bakabilenlerin cazibeleri sönük. çünkü onların tespitleri tarihin yargılarını beklemek zorunda. tazeyken anlaşılmaları imkansız. bütün tarihsel tespitler gibi, henüz çiğler.

bu değişime halkı ikna edebilmenin başlıca pazarlama imgesi ‘demokrasi’. çünkü ‘demokrasi’ kolayca sömürülebilecek bir zaafı, bir yarası, bir ezikliği, kısacası bir aşağılık kompleksi bu ülkenin. Çok derin travmaların yarattığı çok yüksek bir kompleks…

en acıklısı, ülkem demokratikleştiğini sanarak değişecek ama asla demokratik bir ülke olamayacak. ne yazık ki…

çünkü gençlerini ailesinde, okulunda, kışlasında ezerek, hırpalayarak yetiştiren bir ülke bu. demokrasiye asla gönülden inandıramaz bireylerini böyle bir ülke. gelir, eğitim ve sağlık adaletsizliği demokrasiyi anlamaya ve öğrenmeye zaten çoktan engel. yaradılışında yok demokrasi bu ülkenin. sanki neredeyse ‘sütü bozuk’…

demokrasi bu ülke insanı için bir ütopya. ama bu ütopya yaşanmakta olan değişimin yine de en lezzetli havucu gibi sallanıyor toplumun önünde.

çünkü sanırım demokrasiyi özlemek ve istemek, demokrat olmaktan daha kolay.

ben bu kolaycı ve bağımlı ülkeye sitemliyim.

Bahadır Baruter

4
Leave a Reply

4 Comment threads
0 Thread replies
0 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
4 Comment authors
  Subscribe  
newest oldest most voted
Notify of
çiğdem yılmaz

sevgili bahadır baruter, kaleminize sağlık, çok dokunaklı, haklı, etkileyici bir yazı yazmışsınız. cahilliğime verin ama, bu yazının sizin yargılanmakta olduğunuz dava ile ilişkisini kuramadım. bildiğim kadarıyla “dini duyguları rencide etmek” gibi son derece yoruma açık bir koneda yargılanıyorsunuz. davanızın sonucu türkiye’de ateist olmak mümkün müdür (serbest midir) yoksa değil midir (yasak mıdır); ateistler açıkça tanrıya inanmadıklarını ifade edebilirler mi, gibi çok önemli bir meseleye yargının verdiği cevap olacak. bu noktada ülkenize sitemli olmanız değil, çizip altına imza attığınız karikatürünüzü nasıl bir aydın duyarlılığıyla savunacağınız çok ama çok önemli. saygılarımla.

Feriha

Yazınızı çok beğendim. Uçurumun kenarına gelmiş bir ülkenin ferdi olarak elim, kolum bağlı oturmak bana acı veriyor. Silivri’ye Andıç davasını izlemeye gittiğimde orada bulunmakla kendimle gurur duydum. Oğullarım da benimle aynı gururu yaşadı. Annemiz hala genç ve ülkesinin gidişine dur demek için evde oturmuyor, tv izleyerek zaman öldürmüyor. Tıpkı Kuvvayı Milliyeciler gibi korkunun ölüme faydası yok, gelecek nesiller daha iyi yaşasın diye düşünüyor diye geleceğe umutla bakıyorlar. Bize umut aşıla, düşünceli durma diyorlar. Yazmaya devam edin, ülke hızla şeriat devletine doğru götürülürken, buna dur demek bizim en doğal hakkımız. Kaleminize ve yüreğinize sağlık.Sevgiler

Morche

Yanılıyorsun bir yerde…
Yansız ve Analitik Düşünenlerin Sesi Cılız Çıkmıyor..
Ya da belki… Bu Savaşta ve Bu Kez “Böyle..”