Egoist okur

Bir yoğurt tanıtım broşürü: Tam Biorgeslik!

Jorge Luis Borges ve Adolfo Bioy Casares… Edebiyat dünyasının en verimli ortaklıklarından birini, Biorges’i anlatıyorum bu yazıda, daha doğrusu Biorges’in ilk ve en şaşırtıcı adımı olan yoğurt tanıtım broşürünü. Okuyun, çünkü eğlenceli. Bence biraz da öğretici.

“O kazayı geçirmesem asla öykü yazamazdım”

Bir Borges öyküsünün içinde olduğumu nasıl anlarım?

Sadede gelelim: Çeviride eksiksiz sadakat mümkün müdür?

Borges’ten çeviride mutlu ve yaratıcı sadakatsizliğe övgü

Bir yoğurt tanıtım broşürü: Tam Biorgeslik!

Edebiyat dünyasının en verimli ortaklıklarından birini, Biorges’i anlatacağım bu yazıda, daha doğrusu bu  ortaklığın ilk ve en şaşırtıcı adımını. Ama önce tarafları tanıyalım…

Jorge Luis Borges, 1899’da Buenos Aires’te, içinde devasa bir kütüphanenin bulunduğu bir evde doğdu. 1923’te ilk kitabı Buenos Aires Tutkusu’nu yazdı. Ardından inanılmaz bir hızla arka arkaya başyapıtlarını üretmeye başladı. Eserleri, büyülü gerçekçilik türünün ilk örneklerinden oldu. 1955’te Arjantin Ulusal Kütüphânesi’nin müdürlüğüne atandı. Görme yetisini kaybetmesi de o yıllara denk geldi. Bu gerçeği, “Bana aynı anda hem 800 bin kitabı hem de karanlığı veren Tanrı’nın muhteşem ironisi,” diyerek kabullendi.

Ortağına gelince; Buenos Aires’li varlıklı bir çiftçinin oğlu olarak 1914’te doğan Adolfo Bioy Casares, ilk öyküsü Iris ile Margarita‘yı 11 yaşında yazdı. 1920’lerde Avrupa ve Amerika’ya seyahatler yaptı. Öykülerini zaman zaman H. Bustos Domecq ve B. Suárez Lynch adlarıyla da yayımladı. En önemli eseri Morel’in Buluşu oldu. Şimdi biraz geriye dönelim…

Yazınsal oyunlarla büyüyen dostluk

Jorge Luis Borges ile genç yazar Adolfo Bioy Casares 1932’de tanışır, Borges’in 1986 yılındaki ölümüne kadar çok yakın arkadaş olurlar. Varlıklı bir aristokratın oğlu olan Bioy Casares ilk romanını 17 yaşında yazmış tutkulu bir edebiyat aşığıdır. Cüretkârdır, Borges’i kışkırtacak, içindeki edebiyat aşkını harlandıracak oyunlar uydurur. Birlikte çok okur, çok çeviri yapar, çevirilerinde alabildiğine özgür davranırlar. Dahası durmadan yeni olay örgüleri uydurur, bilinmedik anlatı teknikleri icat ederler. Birlikte yazdıkları polisiye hikâyeler dizisi Don Isidro Parodi’ye Altı Bilmece’de Bustos Domecq mahlasını kullanan ikilinin hayatında, oynadıkları oyunlardan ilkinin yeriyse apayrıdır. Yoğurt broşürü hadisesi diye bilinen bu oyun, onların ilk önemli yazınsal ortaklıkları da sayılabilir. Anlatayım…

Bioy Casares’in dedesinin kurduğu ve daha sonra yönetimini dayısının devraldığı La Martona süt fabrikası 1935 yılında Arjantin’de pek bilinmeyen bir ürünü, bildiğimiz yoğurdu piyasaya sürmeye karar verir. (La Martona, Bioy Casares’in annesi Marta’nın takma adıdır.) Dayısı, yeğeninden yoğurdun bilimsel özelliklerini ve faydalarını anlatan bir tanıtım broşürü hazırlamasını ister. Sayfa başına 16 peso ödeyecektir. Bioy, işin içinde arkadaşı Jorge Luis Borges’in de olması koşuluyla teklifi kabul eder. Böylece iki edebiyatçı kafa kafaya verip büyük ustanın Pardo’daki aile evine gider ve bir broşür hazırlamaya koyulurlar.

Adolfo Bioy Casares’in günlüklerine bakılırsa, terk edilmiş haldeki, harabeden farksız ev çok büyüktür, sayısız odası vardır. Bu kadar büyük olduğu için ısınması da zordur. La Martona broşürünü işte orada, soğuktan titreye titreye, içinde okaliptüs yapraklarının yandığı şömineden gelen tatlı çıtırtılarla arka arkaya içtikleri sıcak kakaolar eşliğinde yazarlar.

Şair Adnan Özer, “Tam Borgeslik bir olay!” diyor bunun için. Uruguaylı eleştirmen Emir Rodriguez Monegal’inse itirazı var. Ona göre doğru sıfat, “Biorgeslik!” Olayın kahramanlarından Bioy Casares’e gelince; yoğurdun faydalarını anlatan bu broşürü hazırlamanın kendisi için ömre bedel sayılacak çok değerli bir eğitim süreci olduğunu söylemiş o sonradan ve “Bitirdiğimde adeta başka bir yazara dönüşmüştüm,” demiş.

Uydurmaktan vazgeçmeyenler

Siz şimdi Borges ile genç dostunun bu gayet ticari iş için neler yazdıklarını, orada da bir şeyler uydurup uydurmadıklarını merak ediyorsunuzdur haliyle.

On sekiz bölümden müteşekkil broşürde kuşkusuz bol bol gerçek olmayan alıntılar, uydurma ata sözleri falan vardır. “Sıhhati yerinde olanın umudu da olur,” diyen sözde Arap atasözü bunlardan biridir mesela. Borges ve Bioy Casares bu atasözünün hemen ardından, “çöl şahinlerinin” sıhhatli olmalarını sağlayacak o çok önemli şeye, yoğurda sahip olduklarını yazarlar. Birkaç sayfa geçtikten sonra da yoğurttan Bulgaristan’ın temel gıda maddelerinden biri olarak bahsederler. (Meğer Bulgaristan’da insanların 100 yıldan uzun yaşamalarının sebebi buymuş, öyle düşününce yoğurt, ölümsüzlüğün anahtarı bile olabilirmiş. Fakat siz bunları, doğruluk aramadan okuyun lütfen. Mevzubahis olan şey, doğruluk değil, yaratıcılık çünkü.) Devamında okuyuculara sayfalar arasında bir çeşit dünya turu yaptıran ikili, yoğurdun Bretonlar, Fransızlar, Tatarlar ve Kalmullar tarafından da çok faydalı sayıldığını anlatır, çeşitli yemek tariflerine yer verirler.

En matrağı bütün bunları, 1917 devrimi yüzünden ülkesini terk edip güya Arjantin’e yerleşen Rus yemek yazarı Elias Metchnikof’un imzasıyla yazmaları olur. Yemek tarifleriyle yazınsal alıntıları harmanlamak hesapta bu bilge Rus yazarın icat ettiği parlak bir tekniktir.

Hadise bundan ibaret. Broşür basıldıktan ve şehre dağıtıldıktan sonra neler yaşandığını merak ediyorsanız, La Mortana’nın aranan bir marka haline geldiğini söyleyebilirim. Gerisi tarih.

La Martona mamullerinin satıldığı dükkanlardan biri (solda) ve La Martona Süt Barı.

Borges ile Bioy Casares’ten yoğurtlu mısır ekmeği tarifi

Malzemeler: 2 fincan yoğurt, 2 fincan mısır unu , 1 ,5 çay kaşığı tuz, 2 yemek kaşığı eritilmiş tereyağı, 2 çırpılmış yumurta, 2 çay kaşığı kabartma tozu

Yapılışı: Fırını 180 dereceye ayarlayın. Kuru malzemeleri karıştırarak elekten geçirin. Yumurtaları, yoğurdu ve tereyağını da katıp yoğurun. Yağlanmış tepsiye yayın ve sıcak fırında 50 dakika pişirin.

Biorges’in dilimize çevrilen kitapları 

Kıpırdamadan vaka çözen detektifin maceraları

Don Isidro Parodi’ye Altı Bilmece Borges ve Bioy Casares ikilisinin olağanüstü hayal güçlerinin ve yazınsal ortaklıklarının ilk ortak ürünü oldu. Kitabın başkahramanı Don Isidro mesleği mecburen bırakmış bir berber aslında. İşlemediği bir suçtan ötürü haksız yere yirmi bir yıl hapis cezasına çarptırılmış ve deteklifliğe henüz cezasını çekerken, yani hapishanede başlamış. Gelin görün ki, klasik dedektifler gibi çalışmıyor, 273 numaralı hücresinde sıcak mate’sini yudumlayarak anlatılanları dinliyor ve düşünüyor, düşünüyor…

Don Isidro’nun 1940’larda Buenos Aires’te karanlıkta kalan cinayetleri, failleri bir türlü yakalanamayan hırsızlık olaylarını, gizemli intiharları adeta bilmece çözer gibi aydınlattığı bu eşsiz serüvenler, polisiye edebiyata bir saygı duruşu aynı zamanda.

Var olmayan edebiyatçıların hikayeleri

Bustos Domecq Vakayinameleri enfes bir parodi, Jorge Luis Borges ile Adolfo Bioy Casares’in edebiyat dünyasına büyük bir şakası olarak kabul ediliyor.

Kurmaca yazar Honorio Bustos Domecq, okurla ilk olarak Don Isidro Parodi’ye Altı Bilmece adıyla yayımlanan polisiye öykülerle bir araya gelmişti. Bustos Domecq Vakayinameleri ise yazarın bir edebiyat ve kültür muhabiri olarak “Ultima Hora” gazetesi için kaleme aldığı yazıları içeriyor. Domecq bu denemelerinde adı sanı duyulmamış sanatçıları, yazarları ve şairleri tanıtıyor okuyucuya, edebiyat, tiyatro, mimari, resim, heykel ve moda gibi pek çok farklı sanat dalındaki yeni ve deneysel çalışmalardan, gelişmelerden bahsediyor. Kitabın çevirmeni, Sena Akalın. Zaten ben de bu yoğurt broşürü hadisesini ilk onun blogunda okumuştum yıllar önce.

Gülenay Börekçi

Subscribe
Notify of
6 Comments
oldest
newest most voted
Inline Feedbacks
View all comments
5 months ago

Müthiş bir hikaye!

Okurken onlarla birlikte sıcak çikolata içip sıhhatli çöl şahinlerini görmüş kadar oldum.

Elinize, bilginize sağlık.

4 months ago

Harika bir yazı!

O zaman sağlıklı yaşamanın özeti şu mu: Bulgaristan’da yaşamak, yoğurt yemek ve Biorges okumak :)

4 months ago

Orası öyle tabii.
Yazıdaki “Meğer Bulgaristan’da insanların 100 yıldan uzun yaşamalarının sebebi buymuş, öyle düşününce yoğurt, ölümsüzlüğün anahtarı bile olabilirmiş” bölümüne gönderme yaptım sadece.
Gerçekten de yazıda dendiği kadar matrak :)