Egoist okur

Hamdi Koç-Teoman: “Özgür değilsen eğer, ‘Denedim’ bile diyemezsin”

Picus dergisindeki ilk günlerimdi; Teoman, Hamdi Koç’la konuşmuştu. Büyük olay olmuş, ortalık birbirine girmişti… “Kadın” yazarlardan erkek eleştirmenlere hatta damperli kamyonculara (!) kadar herkes alınacak bir şey bulmuştu Hamdi’nin söylediklerinde. Geçenlerde onun GQ dergisi tarafından yılın erkeği seçildiğini öğrenince geldi aklıma. Dedim ki içimden, “Böyle seksist ve demode erkek/kadın seçmeleri yapmak 1950’lerde, 60’larda, hadi bilemedin […]

Read More

Vivet Kanetti’den bilinç sandıklarına kapatılanların romanı

“Bizimkilerin dillerinden düşürmedikleri bir sözcüktür ‘bari’. İçine sandıklar dolusu sitem (nankörsün, kadirbilmezsin, vefasızsın), istihza, kinaye, azar, pazarlık, homurtu, vızıltı, hepsinin süzülmüş karması, daha fazlası, kıyıda köşede ne bulursanız tıkıştırırsınız. Bari… Kimden çıkmıştı bu aile sakızı; yani kim moda etmişti, şimdi sorsanız bizimkiler de hatırlamaz, o derece küflü zamanlara uzanıyor olsa gerek herkesin diline zamklanışı, herkesin […]

Read More

Ülker İnce: “Çeviri çevirmenin metnidir; o üretmiştir…”

Toni Morrison, Amanda Filipacci, Lawrence Durrell, Italo Calvino gibi müthiş yazarlardan yaptığı çevirilerle tanıyorsunuz Ülker İnce‘yi. Mesela adını duyduğumda benim aklıma olağanüstü bir titizlik ve zarafetle Türkçe’ye kazandırdığı İskenderiye Dörtlüsü geliyor ilkin. Oscar Wilde‘ın Dorian Gray’in Portresi romanının ilk kez sansürsüz yayınlandığı haberini vermiştim size daha önce. O da Ülker İnce’nin çevirisiydi. Ona “nasıl iyi […]

Read More

HAKAN BIÇAKCI: “Hayatımı yazsam roman olmaz yani!”

Hakan Bıçakcı’yla sekiz on yıl önce tanıştığımızda ilk romanı yeni çıkmıştı. Kahve içtik, kısa bir röportaj yaptık ve Hakan şu hayatta sahiden “arkadaşım” olduğuna inandığım nadir insanlardan biri oldu. Bir sürü kitap, röportaj, konser ve sohbet sığdı bu on yıla. Geçen hafta, acayip sıcak bir günde yeniden buluştuk. Bu sayfalardaki değişmez röportaj mekanım Brasserie Bomonti […]

Read More

Handan Öztürk: “Biz ilişkilerimizi tükettikçe, arketiplerimiz baş kaldırıyor”

Yazar, yönetmen, belgeselci Handan Öztürk, “Tuhaf bir biçimde hep uzak aşklar yaşadım. Ayrı ayrı ülkelerde… Bir defasında İstanbul’da yaşayan bir sevgilim olmuştu ve kafam çok karışmıştı. Buluşma sıklığı ve kolay ulaşılabilirlik açısından… Ama bir süre sonra o da yurt dışında bir göreve çıkınca, kural değişmedi. Galiba bilinç dışım, her gün ayağımın altında dolanan bir adam istemiyor. […]

Read More

“Haykıran her Filistinli kadının çığlığında İra var”

“Buradan Yunanistan’a bir milyonu aşkın mübadil gitti, oradan buraya da dört yüz bin civarında geldi. Yani yaklaşık bir buçuk milyon insanın hayatı alt üst oldu. Yunanistan’da toprak az, yoksulluk fazla. Bu nedenle bataklıklarda bile çadır kentler kuruldu. Büyük opera binalarının localarına aileler yerleşti. O dönemin fotoğrafları var. Bu fotoğraflardan birini ilk kez on yıl önce gördüğümde gerçek hayatın […]

Read More

Ahmet Sami: “Masumiyet yattığınız insan sayısıyla elden gidecek bir şey değil!”

İz adlı oyunuyla Avrupa’nın en iyi genç oyun yazarı seçilen ve ardından Afife Jale Ödülü kazanan Ahmet Sami şimdi ilk romanıyla karşımızda. Masturi Kabare, okuru alıp İstanbul’un bilinmeyen yüzüyle, daha doğrusu yüzleriyle tanıştırıyor. Yoksulların İstanbul’u, crème de la crème tabakanın İstanbul’u, gece hayatının efendisi veya kölesi olanların İstanbul’u… Bunlar Artemis Yayınları’ndan çıkan Masturi Kabare’de müthiş […]

Read More

Barbaros Altuğ: “İçimde uzun zamandır uyuyan bir hikaye vardı”

Edebiyat dünyamızın en kendine has karakterlerinden biri Barbaros Altuğ. Başta yazar ajanıydı, sonra sivri dilli, can yakan eleştiri yazılarıyla da dikkat çekmeye başladı. Kimsenin gözünün yaşına bakmıyor, fikri neyse açıkça yazıyordu ve buna alışık olmayan bizler için basbayağı yeni bir durumdu bu. Haliyle Barbaros Altuğ bazılarınca sevilen, bazılarınca nefret edilen ama hep çok merak edilen biri […]

Read More

Tuna Kiremitçi: “Roman yazmak tehlikeli bir spordur”

Hatırlayacaksınız, birkaç ay önce Tuna Kiremitçi‘den bir yazı istemiş ve ona yazarlık sırlarını anlattırmıştım, o da “Ben ölü bir yazarım. Yüzyıllar önce parladım, bir linç esnasında öldüm. Şimdi de ölü olmanın avantajlarını kullanıyorum” demişti. Sonun Geldi Sevgilim adlı yeni romanını, bir de geçen hafta basında çıkan yazılarda Tuna’nın geçmişiyle roman arasında kurulan paralellikleri okurken o […]

Read More

Başar Başarır: “Aşk lüksmüş, ümit tehlikeliymiş, heyecan öldürürmüş”

Egoist Okur’daki Bizi Hatırlayınız sayfalarıyla hepimizin kalbinde taht kuran Başar Başarır’ın öyküleri için ne desem az. Sevgimi, hayranlığımı defalarca yazdım, biliyorsunuz. Başar son öykü kitabı Teklifinizle İlgilenmiyorum‘la 2014 Yunus Nadi Öykü Ödülü’nün de sahibi oldu. Onu kutluyor, aylar önce yaptığımız Teklifinizle İlgilenmiyorum röportajını yeniden yayınlıyorum.  Gülenay Börekçi Başar Başarır: “Yazı bir hançer değildir ki maziye saplayasın!” Başar […]

Read More

Seray Şahiner: “Antabus’ta bir küfür kadar içten olmak istedim”

Seray Şahiner, Gelin Başı ve Hanımların Dikkatine adlı öykü kitapları, tiyatro oyunları hatta Yıldırım Türker ve bir edebiyatçılar grubuyla birlikte oluşturulan ve şimdiden unutulmazlar arasına giren Kayıp Şehir gibi TV dizisi senaryoları derken kadına yönelik şiddeti ve bu şiddetin genel olarak hepimize yaptıklarını ele aldığı ilk romanı Antabus‘la okur karşısında… Enteresan bir geçmişi var Seray’ın, bugüne dek yapmadığı […]

Read More

Oylum Yılmaz: “Fantastiğin sansürü yoktur!”

Şunu okur musunuz lütfen: “Fantastiğin edebiyatın kötü çocuğu olması boşuna değil. Burada bir yanıyla tatlı, bir yanıyla da çok tehlikeli bir oyun vardır. Basit bir peri masalı gibi görünen bir metin, insan ruhunun erginlenme sürecine ışık tutar mesela. Ya da korkunç bir kan emici hayallerinizi süsleyen bir kahramana dönüşür. Sistemin bize gerçek, doğru, dürüst, iyi […]

Read More

Helene Wecker: “İnsanların da dertleri hep aynı, doğaüstü mahlukların da”

Golem, Kabala’ya göre insan tarafından büyüyle, simyayla yaratılmış bir mahluk. Tabiatı gereği yaratıcısına koşulsuz itaat etmesi şart. Cin ise 1001 Gece Masalları’ndan da bildiğimiz üzere, nereden gelip nereye geldiği bilinmeyen, ele avuca sığmayan ateşten bir ruh. Dilekleri gerçekleştirmek gibi bir işlevi var ama civarda onun dileklerini, ihtiyaçlarını bilen yok… Kurgu bu ya; Yahudi miti Golem […]

Read More

CAN GÜRSES: “Yalnız öleceksek bari birlikte yaşayalım!”

Adını ilk olarak unutulmaz televizyon dizisi “Öyle Bir Geçer Zaman ki”nin senaryo yazarlarından biri olarak duyduğumuz Can Gürses, ilk romanıyla okur karşısında. Size daha önce burada bahsetmiştim, romanının adı, “En Güzel Günlerini Demek Bensiz Yaşadın”. Genç romancı daha önce pek denenmemiş bir şeyi yapıyor ve bütün hikayeyi cansız nesnelerin ağzından anlatıyor… Bu kadar da değil; […]

Read More

Lidia Yuknavitch: “Öfke, arzu, kafa karışıklığı ve kaos; bizim için önemli gelişim safhaları”

“1986’da kızım, daha doğduğu gün öldü. Ve bu beni bir yazar yaptı” diyen Amerikalı yazar Lidia Yuknavitch’in “Freud’a Kafa Tutan Kız: Dora” adlı kitabı April Yayınları’ndan çıktı. Önsözünü Chuck Palahniuk’un yazdığı romanda yazar sarsıcı bir cinsel taciz hikayesi anlatıyor. Romanın iyi adamı da kötü adamı da aynı: Dr. Sigmund Freud. “Freud’a Kafa Tutan Kız: Dora”, […]

Read More