Egoist okur

Sanat ne işe yarar?

Herkes sanattan söz ediyor ama sanatın ne işe yaradığı meçhul. Tamam, koleksiyonerler, galeri sahipleri, yayıncılar ve daha bir sürü profesyonel için önemini anlıyoruz. Ama bir sanat eseri ona hayranlık duyan kişide ne gibi bir değişime yol açar, işte o biraz belirsiz. Bu hafta sanat kitapları arasında dolaşıp bu konuyu ele alalım istiyorum… Gülenay Börekçi Broegel’in […]

Read More

John Berger, ölüme meydan okurken

Bu yazı yazar, şair, romancı, ressam ve “iyi adam” John Berger’in “Görme Biçimleri” adlı kitabındaki bir anekdottan yola çıkarak yazıldı. Hayata, ölüme ve sanata dair. Gülenay Börekçi Berger ve Kokoschka anekdotları vesilesiyle bir başka ressamın, Cezanne’ın söylediklerini hatırlayalım: “Dünyanın yaşamından bir dakika geçiyor, onu olduğu gibi resmedin.” Ölüme meydan okuyanlar John Berger ve Oskar Kokoschka […]

Read More

Uzun roman yazılmasın mı yani?

Marcel Proust’un 9,609,000 harften oluşan (Fransızca orijinali) şahane romanı “Kayıp Zamanın Peşinde”si en uzun roman. Her şeyi bilen Umberto Eco’ya göre, Augusto Monterroso’un yedi kelimelik  “El Dinosaurio”su ise en kısa roman. Türkçesi dört kelime: “Uyandığında, dinozor hâlâ oradaydı.” Yine de fikrim aynı. Ben klasikleri ve birkaç istisnayı bir kenara bırakırsak, uzun roman sevmeyenlerdenim. Anlatayım… Gülenay […]

Read More

“Edebiyat ölüyor mu? Hiç bu kadar çok edebiyat olmamıştı”

Baştan söyleyeyim bu yazı içimizi rahatlatmak amacıyla yazılmadı. “Edebiyat ölüyor mu diye endişelenmemize gerek yok, çünkü hiç bu kadar fazla edebiyat olmamıştı. Belki artık musibete bir sağlık uyarısı eklemenin zamanı gelmiştir” diyen Tim Parks’tan kaçırılmayacak bir kitap: Metis Yayınları’ndan çıkan “Ben Buradan Okuyorum”, yazarından yayıncısına, eleştirmeninden okuruna kitapla, edebiyatla ilgili benzersiz bir sorgulamalar silsilesi… Çeviride […]

Read More

520 + 1314 = Seni daima seveceğim…

“Alacakaranlık Kuşağı” diye bağımlısı olduğum bir dizi vardı. Bir bölümünde dilini kaybeden bir adam anlatılıyordu. Adam günün birinde çevresindekilerin “öğle yemeği” yerine başka bir şey, yanlış hatırlamıyorsam “dinozor” dediklerini işitiyordu ve “Dinozora gidelim mi?” sorusu ondan başka kimseye acayip gelmiyordu. Günler geçtikçe “yerini şaşırmış” kelimelerin sayısı hızla artıyor, aralara son hızla tamamen anlamsız ses öbekleri […]

Read More

Genç Ursula K. Le Guin, Ged’i yaratırken kimden ilham aldı?

Portlandlı tutkulu okur Ursula K. Le Guin, bir süre sonra kendi hikayelerini yazmaya karar veriyor. Her gece çocukları uyuttuktan sonra sabahlara kadar yazdığı öyküleri beğenen yok. Hangi dergiye gönderdiyse red cevabı alıyor, şurada burada tek tük şiirleri çıksa da editörler onun yazdıklarıyla ilgilenmiyor. Peki ya sonra? Okuyalım… Gülenay Börekçi Küçük Ursula kitaplara gömülmüşken. Fantastik edebiyatın […]

Read More

James Joyce’un “Dublinliler”i ve biz kar yağsın diye beklerken

Edebiyat, karın James Joyce’un “Dublinliler”inde yaptığını bile yapamayacaksa neden gerekli bir şey olsun ki? Gülenay Börekçi Bazıları tarafından edebiyatta bilinçakışı tekniğinin yaratıcısı kabul edilen James Joyce’la ilgili en büyük yanılgı tam da bu aslında: Üzgünüm ama kendisi, bilinçakışının yaratıcısı değildi. Sadece Virginia Woolf ve William Faulkner’la birlikte tekniği zirveye ulaştıranlardan oldu. “En iyisi oydu” desem, […]

Read More

Douglas Coupland, Clive Barker ve o meşum kelime: AŞK

Douglas Coupland’ın bir öyküsünde okuduğum aşk tarifi ve Clive Barker’ın bir yerlerde karşıma çıkan formüle etme çabası terk edilmiş birini teselli etmeye yarar mı? Açıkçası ben denedim, pek işe yaradı diyemem ama göz yaşları içindeki bir arkadaşımı biraz olsun güldürebildim. Belki size de iyi gelir. Gülenay Börekçi Douglas Coupland, Clive Barker ve aşka dair işe […]

Read More

Romanlarıyla okura şeytani düzenekler kuran Gombrowicz

Filozof, dahi, kültürel şeytan avcısı Witold Gombrowicz’in külliyatı ilk kez toplu olarak yayınlanıyor. Everest’ten çıkan ilk kitap, otobiyografik roman “Trans-Atlantik” ve ardından gelen “Kosmos”. Sırada Gombrowicz’in 1952-69 arasında bir dergide yayımladığı “Günlükler” var. Sürgündeki bir edebiyatçının tıpkı günümüz bloggerları gibi hayatının en mahrem ayrıntılarını okurlarıyla paylaşması heyecan verici. Gülenay Börekçi “İstiyorsanız, kesin gırtlağımı. Ama böyle […]

Read More

İstiridye, kahve, elma sirkesi… Peki ya koegzistans?

Biri istiridyesiz yazamıyor, diğeri fıstıksız düşünemiyor. Zihnini koyunun koyusu kahveyle açan da var, elma sirkesiyle açan da… Peki ya koegzistans? İşte edebiyatçıların yazma rutinleri… Gülenay Börekçi Edebiyatçıların vazgeçemedikleri alışkanlıkları Yazarların yaratma süreci esnasında vazgeçemedikleri alışkanlıkları var. Mesela Walt Whitman güne istridye ve etle başlamazsa iyi yazamıyormuş, Gustave Flaubert ise yumurtalı, sebzeli, peynirli ve meyveli hafif […]

Read More

İnce alayın büyük ustası Saki’nin yarattığı alternatif alemler

Kurt çocuklar, konuşan kediler, hain susamurları, aksi geyikler, zavallı kaplancıklar, hınzır çocuklar, zeki genç kadınlar ve sivri dilli delikanlılar Saki’nin öykülerinde status quo’nun temsilcisi olarak karşımıza çıkan eskiye sıkı sıkıya bağlı aristokratlara ve sonradan görme zenginlere dünyayı dar ediyor. Gülenay Börekçi Tanıştırayım; Saki en sağda duran, suratı asık adam. Saki’nin yarattığı alternatif aleme hoş geldiniz! […]

Read More

Bitki kökleri, yıldız haritaları ve banyo yapan tuhaf kadınlar

Uluslararası Frankfurt Kitap Fuarı’nın harikulâde bir bölümü var, antika yani çok eski ve kıymetli kitaplar sergileniyor. Hele benim gibi gazeteci olarak gitmişseniz, kitaplara dokunmanıza, sayfalarına bakmanıza, fotoğraflarını çekmenize de izin veriyorlar. Bir tek çok özel bir alan var, oradaki kitaplara dokunmak yasak, içeri telefonunuzu ve çantanızı bırakarak giriyorsunuz. Eski kitapları seven biri olarak antika kitaplar […]

Read More

“Kedili deli kadın” klişesi nereden geliyor?

“Kedili deli kadın” bize özgü bir yavşak terim sanıyordum, meğer öyle değilmiş. Ayrıca yeni de değilmiş. Bakın anlatayım. Gülenay Börekçi Bir dönemin popüler çocuk kitabı karakterleri kedili ya da köpekli yaşlı kadınlardı. İşte onlardan biri olan Trot Hanım’lı kitaplardan bir çizim. Kedili deli kadın klişesi ve ihtiyarlık “Kedili deli kadın” bize özgü bir yavşak terim […]

Read More

Güzel Yaramazlık: Görünmeyen manzaraya hazırlanırken

“Yitirdiğimiz zamanlar ve insanlar niçin peşimizi bırakmaz? Niçin hayatımız zenginleştikçe geçmiş bize garip bir şekilde daha çekici gelmeye başlar? Hayal gücünü sahip olduklarımız mı ateşler, hiçlik mi? Yeni bir defter aldığımızda neden ona yazmaya kıyamayıp boş sayfaları çeviririz? Yüzümüzdeki yaşanmışlık izlerinden niçin kurtulmaya çalışırız? Orson Welles’in her şeye sahip kahramanı Kane’in son sözleri niçin ‘rosebud’dı?” […]

Read More

GENÇ KIZLAR ve bir “sözde çeviri” hadisesi

“Birçok yazarın, yabancı yazarlardan ‘esinlendiği’ malzemeleri yapıtlarında kendilerininmiş gibi gösteregeldikleri bir ülkede, genç bir yazarın kendi özgün ürününü bir yabancıya mal etme gereği duymasının ardındaki ilginç öyküyü anlatmaya karar verdim” diyen Nihal Yeğinobalı’yı herkes tanıyor. Ama ben bir de benden dinleyin istedim. Çünkü kendisi şahane bir sözde çeviri (pseudo translation) vakasının kahramanı. Yani kendi yazdığı […]

Read More