Egoist okur

MERHABA ASKER

“Onun ölümünün ardından adını vermeyen bir kişi ailesini arayarak Mustafa’nın arkadaşı olduğunu söylemiş ve şu bilgileri vermişti: “Çocuğunuzu öldüresiye dövdükleri sırada üzerinde sivil elbiseler vardı, sonra onu bir malzeme deposuna götürdüler. Burada, bir üniforma giydirdiler ve intihar süsü vermek için astılar. Ardından, sivil kıyafetlerini attılar. Onlar gittiklerinde, ben elbiseleri topladım ve size ulaşması için gizlice […]

Read More

KADINLAR ARASINDA

“Öykü küratörü” Murathan Mungan, okurla ilk kez buluşan öykülerden oluşan iki yeni seçkiyle yeniden okur karşısında. “Merhaba Asker”i gelecek hafta tanıtacağım, bu haftanın konusu “Kadınlar Arasında”. Küratör dediğim için anlamışsınızdır zaten, öyküler Mungan’ın değil, başka edebiyatçıların. Konu? Kendi deyişiyle; “Kısaca ve kabaca, kadınlar arasında aşk… Öte yandan her aşk hikâyesinin aslında başka şeylerin de hikâyesi […]

Read More

Ceren Ünlü: Hadi gel manzaraya bak

Ceren Ünlü’yle, Picus yıllarında tanışmıştım. Tam olarak nasıl oldu diye sorsanız, bilmiyorum, ayrıntıları unutmuşum. Benim için hep varmış gibiydi çünkü. Picus’a yazıyor, zaman zaman da röportajlar yapıyordu. Esas güzel olansa Ceren’in hikayeler üzerine sohbet edebileceğim harika bir arkadaş olmasıydı. Ama sonra farklı işler yaptı. Bitkilere, otlara, baharatlara merak sardı mesela… Ardından ondan da yorulup uzaklara, […]

Read More

ALİS’İN AYAKKABISI: Büyümüyor ama yaşıyor…

Can Gürses’i duymuş muydunuz? Kitap-lık dergisine yaptığı röportajlardan yahut Bir+Bir için hazırladığı Edebiyat Gardrobu sayfalarından hatırlayabilirsiniz. Acayip yetenekli bir kalem olan dünyalar güzeli Can’ın ilk romanı da yayınlandı: En Güzel Günlerini Demek Bensiz Yaşadın… Kemal Gökhan Gürses’in illüstrasyonlarıyla zenginleşen bu nefis romanı okumalısınız. Önümüzdeki hafta Can’la röportajımızı okuyunca zaten koşa koşa gidip alacaksınız. Ama o zamana dek […]

Read More

Kitap katli

Ustam ve Ben’in kahramanı Cihan, bir gece sarayın müneccimbaşısı Takiyyeddin’in yakılmak ve yıkılmak üzere olan rasathanesine giriyor gizlice, ustası mimar Sinan’ın arzusuyla… Yok olacak kitaplar, elyazmaları, haritalar, çizimlerden gücünün yettiğini heybesine atmak, kurtarabildiğini kurtarmak için. İşte o an tüyler ürpertici bir hadise gerçekleşiyor. İşte aşağıda. Okuyun lütfen. Gülenay Börekçi Kitap katli “Bir an sonra oradaydı […]

Read More

İHSAN OKTAY ANAR’dan yeni roman: Galîz Kahraman

Ne yazarlarsa merakla beklediğimiz, çıkar çıkmaz okuduğumuz yazarlar vardır. İhsan Oktay Anar onlardan biri… Az konuştuğu, mülakat vermekten de hiç hoşlanmadığı için okurun onunla esas iletişimi romanları aracılığıyla gerçekleşiyor. Bu sebeple de açıkçası İhsan Oktar Anar ne yazacak diye beklerken sevdiğimiz öteki yazarları beklerken olduğumuzdan daha heyecanlı, daha sabırsız oluyoruz. Her neyse, lafı uzatmayarak yazarın […]

Read More

Venüs usulü: KIZLAR MANİFESTOSU

Üzerine II. Abdülhamit’in gölgesi düşmüş, tedirginlikle dalgalanan İstanbul’da karşılıyor bizi Venüs. Önce doğuyla batının tam ortasında, Boğaz suları üzerindeki bir sandalda gözlerini dünyaya açan kahramanımızla tanışıyoruz. 1908’de başlayan yaşamöyküsünü anlatıyor. Doğumda ölen anne, oğlu değil de kızı oldu diye üzülen baba, aşkı, cinselliği, kendisini, erkekleri çok seven Şekina Hala… Ha bir de Nergis Kadın var! […]

Read More

Karanlığa ve dehaya dair Kafkaesk bir test

Franz Kafka bugün modern edebiyat ikonu, başı haleli bir “açlık sanatçısı” kabul ediliyor ama eserleri esrarını korumaya devam ediyor. Tıpkı kadastro memuru Bay K.’nın gizemli şatoyu izlediği gibi derin bir saygı ve çaresizlikle bakıyoruz onun kaleminden çıkan sözcüklere. İşte, son günlerde elime geçen “Şipşak Kafka” adlı küçük ama güzel kitap, Kafka karşısındaki çekincelerimizi azıcık da […]

Read More

AHMET BÜKE: Baba, Oğul, Asker

Ahmet Büke hem gülümsetiyor okuru, hem yüreğini dağlıyor mutlaka… Tatlı, kederli, şiirli, ruhlu, ne bileyim işte güzel yazıyor, değişik yazıyor. “Baba, Oğul, Asker” adlı bu öyküyü de Egoist Okur için yazdı… Baba, Oğul, Asker Davul çalıyor, def vuruyor. Gürültünün, ağlamanın, küfrün bini bir para. Sonra ışıkları yakıp söndürüyor. Tepiniyor. Annesini çağırıyor mırıldanarak. Ama bizi de […]

Read More

AHMET BÜKE: Dünyanın En Güzel Dedesi

Bir hayal kurmasını, yaşamak istediği yeri seçmesini istedim Ahmet Büke’den… “Benim bildiğim tek şey öykü yazmak” dedi ve hayalini bir öykü aracılığıyla anlattı. Okurken, Ahmet’le dedesinin gemiden kütüphaneleriyle dünyayı köy köy dolaşıp yaşlılardan dinledikleri masalları kaydedişlerini ben de hayal ettim. Sonra bir çeşit huzur doldu içime: Bir kütüphane geminiz varsa eğer, işler kötü gittiğinde karaya […]

Read More

Ahmet Tulgar’ın iki hayatı: “Birinin şefkati olmasa diğerine katlanamazdım…”

“Henüz” içinde umut barındıran, gelecek vaadinde bulunan bir kelime. Henüz geç kalmadığımızın, daha güzel günler göreceğimizin, değişimin mümkün olduğunun müjdecisi… Ahmet Tulgar birkaç yıllık zaman dilimine yayılan yazılarında “Henüz” diyor. Evet, maden ocaklarında işçiler ölüyor. Evet, cezaevlerinde en temel haklarını alabilmek için açlık grevi yapan tutuklular ölüm sınırına geliyorlar. Evet, yasaklar sürüyor… Şimdilik. Henüz… Ahmet […]

Read More

Etgar Keret yazdı: YEMEKHANE

Etgar Keret’in büyülü, tuhaf, ters köşelerle dolu inişli çıkışlı dünyasına bir giriş bileti: Nimrod Çıldırışları. Tanrı Olmak İsteyen Otobüs Şoförü ile Buzdolabının Üstündeki Kız’ın hınzır yazarı, hiçbir şeye aldırmaksızın akan sıradan hayatlara derin kesikler atmaya devam ediyor. Nimrod Çıldırışları  kendi kafasına göre dönüp duran dünyada çıldırmadan yaşamayı başaranlara, ne olursa olsun arkadaşlarına inanmakta ısrarcı olanlara, yaralarıyla yaşayanlara […]

Read More

Biri “Seni seviyorum” dediğinde, doğruyu söylediğinden nasıl emin olabiliriz?

“Biri ‘Seni seviyorum,’ dediğinde, gerçekten söylediği gibi hissettiğinden nasıl emin olabiliriz? Kimsede sözcüklerin doğruluğunu ölçen bir yalan makinesi, itiraf edilen aşkın içtenliğini tartan bir cihaz yoktur! Ama gayet iyi ölçülebilen bir şey vardır: Davranışların içtenliği. Yalnızca bir dostu görmek için dört saat tren yolculuğu yapmak, hasta olduğu için günlerce birinin başında beklemek, partiye gidecek arkadaşına […]

Read More

YARGIÇ KARAK: Gerçeğin içinde koyu karanlık bir düş

“Evet, ben de insanları yargılıyorum. Ama bambaşka bir yoldan; onlara yakışan en tüzel yoldan. Gerçeği, suçlu suçsuz bütün insanları, bütün bir insanlığı yargılamak isterdim. Kim, bu kentten ya da başka bir kentten, günümüzde suçsuz olduğunu söyleyebilir? İnsanların yargılanmaya, her gün her saat yargılanmaya ihtiyaçları olduğunu görmüyor musunuz? İşte ben, insanları her gün, her saat yargılayanım. […]

Read More

Füsun Saka’dan ilk roman: “Zamansız”

Hastane odasında yatarken vakit geçirmek için bir yabancıyla internet üzerinden yazışmaya başlayan kadın kahramanımızın iç dünyasını, chat diyalogları üzerinden aktarıyor Zamansız. Geçmişi sarsıntılı, bugünü sıkıntılı, geleceği belirsiz bir kadını anlatıyor okurlara. Taşradaki bir istasyon şefinin kızı, kabuslarla dolu çocukluk günlerini, sorunlu cinsel ilişkilerini, 12 Eylül dönemi işkencelerini, mutsuz evliliğini anlatırken bir kadının öyküsünü bir dönemin […]

Read More