Operadaki Hayalet: Semiha Berksoy
“Zümrüdüanka’nın hayatını anlatan bir doğa belgeseli” dediği semiha b. unplugged dolayısıyla Kutluğ Ataman’la bir röportaj yapmıştım çaylaklık dönemimde. Esas konuşmak istediğim, Semiha Berksoy’du ama bu mümkün olmamıştı. Berksoy’la birkaç kez telefonda sohbet edebilmiştim sadece. Röportaj için yeni kıyafetler diktirme planları yapmış, terzisini arayıp siparişler vermiş, aynı anda hem çocuksu bir masumiyeti hem de dünyanın bilgisini […]
Read MoreO paha biçilmez “Yarın başka bir gün olabilir” bilgisi
İngiliz yazar Daniel Defoe’nun, gemisi fırtınaya yakalanınca ıssız adaya düşen ve bir anda bütün hayatı değişen genç bir adamı anlattığı romanı Robinson Crusoe’yu bilirsiniz. Kahramanı Robinson Crusoe’nun ıssız adasını terk ederken geride bıraktığı en kıymetli şey, inşa ettiği kulübe, ehlîleştirdiği keçiler ya da kazandığı sayısız hayatta kalma becerisi değil, ilkel takvimi, yani bir ağaç gövdesine […]
Read MoreVirginia Woolf’tan yürüme ve yazma temrinleri
Sahaflarda bulduğum bir kitaptan söz edeceğim. Bir yaratıcı yazma teknikleri üzerine bir kitap. Gelin görün ki, baş rolünde Virginia Woolf var; ruhundaki tüm acıyı, kederi, insana yönelik kırgınlığını, küskünlüğünü yazıya dökerken ilhamını yürümekten alan Woolf… Flâneurler, flâneuseler, kendini rüzgara bırakanlar Çehov, Turgenyev, Tolstoy ve Gogol’dan yazma dersi Yürümek, Henry David Thoreau Virginia Woolf Londra sokaklarında […]
Read MoreO yaz Villa Diodati’de neler yaşandı, neler yazıldı?
Şimdi siz, Frankenstein diyeceksiniz ama sadece o değil. O yaz Villa Diodati’de bambaşka bir şey oldu. Frankenstein ya da Modern Prometheus, çok uzun yıllar bir erkek hikayesi sayıldı. Oysa gerçekte okuduğumuz, bir erkeğin yahut bir canavarın değil, baskı altına alınmış, susturulmuş, görünmez kılınmış olanların sesiydi. Ve henüz 18’indeki Mary Shelley hikâyesini oluştururken kadın bedeniyle, annelikle, […]
Read MoreHope Mirrlees: Bir masalla düzenin maskesini indiren yazar
Modernizmin en parlak yıllarında yaşamış, Virginia Woolf’la arkadaşlık etmiş, hem şiir hem de roman alanında çarpıcı eserler vermiş, hatta şiirleriyle T.S. Eliot gibi dev bir edebiyatçıya bile yol göstermiş olan Hope Mirrlees’i ve 26 yaşında yazdığı romanı Sisler İçindeki Lut’u okumak, edebiyat tarihine, yok sayılanların gözünden bakmak anlamına da geliyor aslında. (Neil Gaiman’ın, Ursula K. […]
Read MoreEdebiyatın gizli odasında: Tavan Arasındaki Deli Kadın
Sandra Gilbert ve Susan Gubar’ın, günümüzde bir çeşit kült mertebesine erişen Tavan Arasındaki Deli Kadın kitabına bakalım mı? İki yazar, bu cesur kitapta çok temel bir soruya cevap arıyorlar: Kadınlar tarih boyunca hangi odalarda yazdılar ve hangi odalarda susturuldular? Her feministin ilham ajandası: Anne Taintor The Madwoman in the Attic: The Woman Writer and the […]
Read MoreKarşınızda Shakespeare’in kız kardeşi Judith
Shakespeare’in onunla aynı yeteneklere sahip bir kız kardeşi olsaydı onu gene de tanır mıydık? Mücevher değerindeki Kendine Ait Bir Oda’nın yazarı Virginia Woolf’a göre cevap açık: Hayır, ne münasebet, tanımazdık elbette! Hem zaten Shakespeare’in bir kız kardeşi olsa ne tiyatroyla ilgilenmesine, ne sahneye çıkmasına, ne de yazmasına izin verilirdi. Muhtemelen daha 17 yaşına gelmeden evlenip sürüyle […]
Read MoreT.S. Eliot’un yüzüne sürdüğü o pek tuhaf yeşil pudranın sırrı
T.S. Eliot’un Can Yücel’in Mr. Prufrock’tan Aşk Türküsü adıyla çevirdiği şiirini, gene Can Yücel’in çevirisinden hatırlayalım: “…Elbet de bulunacak vakit kaysın diye yol boyunca sarı duman pencere camlarına sürterekten sırtını; bulunacak vakit, bulunacak vakit yaklaştığın çehrelere yakışacak bir çehre takınmana…” Ya şimdi size sadece Prufrock’ın değil, bizzat Eliot’un da kendine yaklaştığı çehrelere yakışacak yeni çehreler aradığını, mesela yüzünü […]
Read MoreOrhan Pamuk: “Aşkın tarifinde, sebebini bilmemek de var”
Orhan Pamuk’la “Masumiyet Müzesi” röportajımız. Kitap çıktığında yapmıştık. Bugün Çukurcuma’daki müzede sergilenen eşyaları çıplak ve en gösterişsiz halleriyle ilk kez o sırada görmüştüm. O gün yazarın Cihangir’deki ofisinde konuştuklarımız elbette “Masumiyet Müzesi”yle sınırlı kalmamıştı. Bir baskı unsuru olarak cinselliği, ‘evliliği haklı çıkaran bir iksir’ olarak aşkı, yazarlığın iyileştirdiği yaraları, çalışmakla geçirilen yıllar yüzünden kaçırdıklarını, mesela […]
Read More








