Anne Carson hakkında bilmediğiniz 10 şey
2026 Nobel Edebiyat Ödülü’nü Kocanın Güzelliği: 29 Tangoda Kurgusal Bir Deneme ve Kırmızının Otobiyografisi adlı kitaplarıyla tanıdığımız Anne Carson kazandı. Ben de kısa bir özet geçmeye karar verdim… 10 maddede László Krasznahorkai Anne Carson Anne Carson hakkında bilmediğiniz 10 şey 1) Eski Yunanca öğrenmeye lisede öğrenciyken, öğle aralarında başladı. Latince öğretmeni Alice Cowan, Anne’in merakını […]
Read MoreBir yoksulluk, adalet, yemek ve eşit haklar hikâyesi
Kadınlar olarak ne kadar uzun bir yoldan geldiğimizi görmek için kısa bir zaman yolculuğuna ne dersiniz? Mekanımız, New York 14. Cadde’deki Delmonico’s. Amerika’da “yemek denen şeyin de bir estetiği olabilir” fikrini ciddiye alan ilk restoranlardan. Öyle bir yer ki, Theodore Roosevelt gibi başkanlar da geliyor, Mark Twain ve Oscar Wilde gibi nüktedanlık timsali şahsiyetler de. Şimdiyse Charles Dickens için düzenlenen bir veda yemeğindeyiz. Bakalım neler olup bitiyor… Ve bu yemek biz kadınları neden ilgilendiriyor…
Read MoreFiliz Aygündüz’den bir özgürleşme hikâyesi: Nisa
Bir edebiyat yapıtına bir kadının adını vermek, daha en baştan küçük bir iddiada bulunmaktır. Hatırlayalım böyle romanları: Emma, Anna Karenina, Madam Bovary, Mrs Dalloway, Lolita… Bazen kendi adıyla, bazen evliliğin ona verdiği adla bir kadın kalabalığın içinden çekilip çıkarılır ve böylece yazar bize şöyle söyler: Ey okur, hazır ol, bir süreliğine dünya bu insanın çevresinde […]
Read MoreTelafi edebiyatı: Yeniden yazılan romanlar
Yeniden yazımlar Ben Kirke, Bin Gemi, Cadı Tohumu, Sirke Kız gibi romanlar sayesinde bir süredir çok popüler. Temelde feminist ve queer edebiyatın sularında ilerleyen ve gölgede kalmış karakterlere söz hakkı vererek bir bakıma geçmişin telafisi görevini üstlenen yeniden yazımlara kısaca bir göz atmaya, onların okur tarafından neden bu kadar sevildiğini araştırmaya ne dersiniz? Edebiyatın gizli odasında: Tavan […]
Read MoreErtuğ Uçar: “Kaybolmadan kurtuluş yok”
Ertuğ Uçar’la bir yandan İstanbulin’in izinde İstanbul’u konuştuğumuz, bir yandan da Ormanda Kaybolmak adlı yeni kitabının dolambaçlı patikalarına daldığımız söyleşimizde bazı sorulara cevaplar aradık: Bir şehri sevmek ne anlama gelir? Sokakların hafızası, binaların ruhu olur mu? Labirenti andıran bir şehri severken kendimizin hangi hallerine yaklaşır, hangilerini affetmeyi öğreniriz? Kaybolmak ne zaman bir tehdit olmaktan çıkıp […]
Read MoreSonrası: Bir evlilik bittiğinde geriye ne kalır?
Bir felaket yaşanırken sıcağı sıcağına değil, her şey olup bittiğinde yazılmış kitaplardan biri bu, yıkıntının, geriye kalan tortunun, toparlanmanın, bir şeyi kaybettikten sonra kendini bulmanın kitabı… Rachel Cusk’ın, kaybı bir son olarak değil, insanın kendisiyle ve hatırladıklarıyla kurduğu ilişkinin kırıldığı bir eşik olarak ele alan Sonrası: Evlilik ve Ayrılığa Dair adlı anlatısı… Sonrası: Evlilik ve Ayrılığa […]
Read More“Safiye Ayla, her açıdan cüretkâr biriydi”
Muhteşem Yalnızlık, Ah Bu Sevda, İsmi Yad Ruhu Şad Olsun gibi müthiş güzel kurmaca dışı kitapları ve derlemeleriyle tanıdığımız Serdar Soydan için bir nevi “yazı arkeoloğu” da denebilir. Yıllardır kütüphanelerde, arşivlerde gazete ve dergi ciltlerini tarayarak edebiyatta gölgede kalanların, unutulanların ya da unutturulanların, “öteki”lerin izini sürüyor çünkü. Bir yandan da Bilge Karasu, Suat Derviş, Mehmet […]
Read MoreCahide Birgül’le çok uzaklardan bir gün
Ben bu söyleşiyi 2003 yılında Picus dergisi için yapmıştım. Yeniydim, heyecanlıydım, yolun başında sayılırdım… Üstelik, tam da şimdiki gibi, çok karanlık bir dönemden yeni yeni çıkıyor, daha doğrusu çıkmaya çalışıyordum. “Karanlık dönem” dediğim, babamı beklenmedik bir biçimde kaybetmemizin ardından iki buçuk yıllık işsizliğim ve bir o kadar uzun süren bir eve kapanma, dünyayla alakamı kesme […]
Read MoreBahçıvan ve Ölüm: Romana dönüşen bir yas bahçesi
Oğulun, ölen babası için bir yas bahçesi inşa ettiğini düşünün. Ve o bahçenin bir romana dönüştüğünü. Türkiyeli okurların çok sevdiği Bahçıvan ve Ölüm işte tam da bu kitap. Anlatıcının bahçıvan babasının hayat hikâyesini, ülkesinin yakın tarihini, dahası kendi çocukluğunu da içeriyor ama asıl meselesi, bir metafor olarak bahçıvanlık, yani toprakla uğraşmak, gövdenin, yıkıldığında bile ayakta […]
Read MoreKusursuzluk: Arzulanan hayat hep daha ötede
Kusursuzluk, Vincenzo Latronico’nun modern insan üzerine yazdığı incecik ama epey rahatsız edici bir metin. Latronico, Berlin’de yaşayan genç bir çiftin dışarıdan kusursuz görünen hayatını anlatıyor. İlham kaynağı ise, Georges Perec’in Şeyler: Altmışlı Yılların Bir Hikayesi adlı romanı. Perec bize modern arzunun nasıl kurulduğunu anlatıyor, Latronico ise o arzunun gerçekleştiğinde bile asla tatmin etmediğini gösteriyor. Kusursuzluk, […]
Read MoreAnılar Kitabı: İnsan gerçekten hatırlayabilir mi?
Péter Nádas’ın Anılar Kitabı, bir “anı kitabı” değil aslında. Elimizde bilinç akışı tekniğiyle yazılmış, üç ana anlatı düzlemi arasında dolaşan bir roman var. Nádas, zamanı parçalara bölen, sürekli kendini sorgulayan ve belleğin çalışma biçimini taklit ederek kendi yazılış sırlarını ele veren bir metin yaratmış. Anılar Kitabı, Péter Nádas W.G. Sebald’ın ölmeden üç gün önce girdiği […]
Read MoreÇitkuşu: Hatırlamanın ve unutmanın politikası
Anne Enright, Çitkuşu’nda okuru bir yandan bir aile hikâyesine çağırırken bir yandan da çok mühim bir sorunun peşine düşüyor: İnsan, kendisine miras kalan hayatı ne ölçüde değiştirebilir? Ailesinden devraldığı yükleri, alışkanlıkları, suskunlukları, hatta yazılmamış kuralları gerçekten dönüştürebilir mi, yoksa çoğu zaman onları tekrar mı eder? Çitkuşu, Anne Enright, çev.: Mert Doğruer, Deli Dolu Lorrie Moore’un […]
Read MoreO paha biçilmez “Yarın başka bir gün olabilir” bilgisi
İngiliz yazar Daniel Defoe’nun, gemisi fırtınaya yakalanınca ıssız adaya düşen ve bir anda bütün hayatı değişen genç bir adamı anlattığı romanı Robinson Crusoe’yu bilirsiniz. Kahramanı Robinson Crusoe’nun ıssız adasını terk ederken geride bıraktığı en kıymetli şey, inşa ettiği kulübe, ehlîleştirdiği keçiler ya da kazandığı sayısız hayatta kalma becerisi değil, ilkel takvimi, yani bir ağaç gövdesine […]
Read MoreSelim İleri’yle: Bütün mazi bir perili köşk
Selim İleri’nin beş romanı var elimde. Geçmiş, Bir Daha Geri Gelmeyecek Zamanlar adlı dizinin, başka bir deyişle Proustvâri bir nehir romanın parçaları… Mavi Kanatlarınla Yalnız Benim Olsaydın, Gramofon Hâlâ Çalıyor, Cemil Şevket Bey, Aynalı Dolaba İki El Revolver, Solmaz Hanım, Kimsesiz Okurlar İçin ve Daha Dün… Ayrı ayrı da yayınlandılar elbette ama benim elimdeki beşinin […]
Read More








