Egoist okur

Tek başına çay içilmez

Gary Snyder der ki: “Kirlenmeyi ve dağılmayı sevenler vardır. Gözlerini açar açmaz kahveye sarılır, geceyi birayla tamamlarlar. Temiz kalabilenler, kendilerinin ve diğer her şeyin değerini bilenler ise güne sütle başlayıp geceye meyve suyuyla son verirler. Bir de iki türlüsünü de sevenler, ikisi birden olanlar vardır; onlar çay içerler…” Gary Syder’ın kim olduğunu bilmiyorsanız okuyun. Bu […]

Read More

Adorno’dan Cioran’a parçalanmış edebiyat

Paul Valery, bir kitap hakkında makale yazmak için o kitabı karıştırıp sayfalarına şöyle bir göz atmanın yeterli olduğuna inanıyor, hatta bazı kitaplar söz konusuysa yazmadan önce okumanın sayısız sıkıntılar yaratabileceğini düşünüyormuş. “Eleştirisini yapacağım bir kitabı asla okumam, insan etkileniyor” diyen Oscar Wilde ise, bir kitabı okumak için en uygun sürenin altı dakika olduğunu, bu süre uzarsa okuma sürecinin zihnimizde kendi otobiyografimizi yazma sürecine dönüşebileceğini öne sürüyormuş. New Yorker yazarı Mark O’Connell da benzer şekilde düşünüyor günümüz okurunun bildiğimiz edebiyata, daha doğrusu başı, sonu, ortası olan standart romanlara değil, fragmental kitaplara ihtiyaç duyduğunu söylüyor. Bir bakmaya değer…

Read More

Çernobil’den Sealand’e gerçek görünmez kentler, ülkeler

“Yıktığımız bu yer köy sayılmaz, sonuçta hiçbir haritada yok” diyen mi istersiniz, “4 kişilik krallık da krallıktır sonuçta” yargısına varan mı? Feng-shui’ye uygun tasarlanmış bir şehircilik felaketi mi, 1000 yıl sonrasına kadar “sanki dün gibi” kalacak şehir mi? Lanetli beldeler, cehenneme benzeyen cennetler ve daha neler neler… Son zamanlarda okuduğum en güzel kitap “Harita Dışı”. […]

Read More

Güzel haber: İstanbul Ansiklopedisi arşivi erişime açılıyor

Epey önce yazmıştım, İstanbul Ansiklopedisi’nin yeniden yayınlanması gerektiğini. Dileğimi SALT duydu :) Dünyanın en güzel haberi… SALT ve Kadir Has Üniversitesi’nin iş birliğiyle başlatılan üç yıllık bir projeyle Reşad Ekrem Koçu’nun yarım kalmış İstanbul Ansiklopedisi’nin basılı 11 cildi ve yayımlanmamış ciltlerinin içerik çalışmalarına dair binlerce belge dijital ortama aktarılıyor. Mesela bu gördüğünüz karede, Reşad Ekrem Koçu’nun […]

Read More

Alain de Botton’a göre sanat nasıl iyileştirir?

Herkes sanattan söz ediyor ama sanatın ne işe yaradığı meçhul. Tamam, koleksiyonerler, galeri sahipleri, yayıncılar ve daha bir sürü profesyonel için önemini anlıyoruz. Ama bir sanat eseri ona hayranlık duyan kişide ne gibi bir değişime yol açar, işte o biraz belirsiz. “Terapi Olarak Sanat”ın yazarı Alain de Botton ise, sanatın kusurlarımızı düzeltmemizde, en sıradan ikilemlerimizi […]

Read More

John Berger, ölüme meydan okurken

Bu yazı yazar, şair, romancı, ressam ve iyi insan John Berger‘in “Görme Biçimleri” adlı kitabındaki bir anekdottan yola çıkarak yazıldı. Hayata, ölüme ve sanata dair. İsimsiz heykeller kenti İstanbul Berger ve Kokoschka anekdotları vesilesiyle bir başka ressamın, Cezanne’ın söylediklerini hatırlayalım: “Dünyanın yaşamından bir dakika geçiyor, onu olduğu gibi resmedin.” Ölüme meydan okuyanlar: John Berger ve Oskar […]

Read More

YAPRAKLAR EVİ: Deneysel ve edebi pop kültür

Geçen ay uzun roman okumayı sevmediğimi yazmış hatta destekçi olarak yanıma Anton Çehov, Saul Bellow ve Ian McEwan’ı almıştım. (Linki aşağıya bıraktım.) İşe bakın ki bu ay Monokl Yayınları’ndan çıkan Yapraklar Evi’ni yazıyorum. Uzun mu? Çok uzun. Sevdim mi? Eh, pek sayılmaz. Daha ziyade yazarının, çevirmeninin, tasarımcısının, yayınevinin çabasına saygı duydum. Uzun roman yazılmasın mı […]

Read More

Joyce, Dickens, Hardy ve Lawrence’la düşsel buluşmalar

Tim Parks New Yorker için James Joyce, Charles Dickens, Thomas Hardy ve D.H. Lawrence’la tanışmanız, buluşmanız halinde yaşayacaklarınızı yazmış. Ama tabii söz konusu edebiyatçılara pek de sevecen davranmamış. Yerden yere vurmuş onları, karakterlerinin en berbat, en dayanılmaz, en pislik özelliklerini ifşa etmiş. Hepsini çok sevdiğim yazarlar olduğu için, başta biraz bozulduğumu, Parks’ın neden böyle yaptığını […]

Read More

Uzun roman yazılmasın mı yani?

Marcel Proust’un 9,609,000 harften oluşan (Fransızca orijinali) şahane romanı “Kayıp Zamanın Peşinde”si en uzun roman. Her şeyi bilen Umberto Eco’ya göre, Augusto Monterroso’un yedi kelimelik  “El Dinosaurio”su ise en kısa roman. Türkçesi dört kelime: “Uyandığında, dinozor hâlâ oradaydı.” Yine de fikrim aynı. Ben klasikleri ve birkaç istisnayı bir kenara bırakırsak, uzun roman sevmeyenlerdenim. Anlatayım… Adorno’dan […]

Read More

Tim Parks soruyor: “Edebiyat ölüyor mu?”

“Edebiyat ölüyor mu diye endişelenmemize gerek yok, çünkü hiç bu kadar fazla edebiyat olmamıştı. Belki artık musibete bir sağlık uyarısı eklemenin zamanı gelmiştir,” diyen Tim Parks’tan kaçırılmayacak bir kitap önereceğim. Metis Yayınları’ndan çıkan “Ben Buradan Okuyorum”, yazarından yayıncısına, eleştirmeninden okuruna kitapla, edebiyatla ilgili benzersiz bir sorgulamalar silsilesi… Çeviride kaybolanları da sorgulamış. Mesela yıllardır aklıma takılan […]

Read More

Peri masallarıyla örülen roman: YALANCILAR

İlk yayınlanışından yıllar sonra TikTok’ta yeniden ünlü olup (TikTok’un çok satan yaptığı ilk kitap deniyor ona) üzerine bir de televizyon dizisine dönüşünce yeniden hatırlayalım mı bu romanı? Bu arada diziden aldığım bu fotoğrafla profil resmini de değiştirdim yeri gelmişken. (Bu arada diziyi seyretmedim, kitaptan farklı olabilir.) Hepsi çok güzel insanlardan oluşan köklü bir aile. Zeki […]

Read More

T.S. Eliot’ı bir pop kültür fenomeni yapan kediler

Gelenek ve inancı şiirin merkezine koyan Nobel Ödüllü şair, oyun yazarı, eleştirmen, yayıncı T.S. Eliot’un hayatının son günlerinde bir parça eğlenmek için yazdığı ve tüm zamanların en sevilen müzikallerinden biri olan “Cats”e ilham veren kitabı “İhtiyar Farenin Kediler Kılavuzu”, büyük şairin biyografisiyle eşzamanlı olarak çıktı. Mona Lisa’dan Venüs’e sanat âleminin en tatlı kedileri İhtiyar Farenin […]

Read More

520 + 1314 = Seni daima seveceğim…

“Alacakaranlık Kuşağı” diye bağımlısı olduğum bir dizi vardı. Bir bölümünde dilini kaybeden bir adam anlatılıyordu. Adam günün birinde çevresindekilerin “öğle yemeği” yerine başka bir şey, yanlış hatırlamıyorsam “dinozor” dediklerini işitiyordu ve “Dinozora gidelim mi?” sorusu ondan başka kimseye acayip gelmiyordu. Günler geçtikçe “yerini şaşırmış” kelimelerin sayısı hızla artıyor, aralara son hızla tamamen anlamsız ses öbekleri […]

Read More

Genç Ursula K. Le Guin, Ged’i yaratırken kimden ilham aldı?

Portlandlı tutkulu okur Ursula K. Le Guin, bir süre sonra kendi hikayelerini yazmaya karar veriyor. Her gece çocukları uyuttuktan sonra sabahlara kadar yazdığı öyküleri beğenen yok. Hangi dergiye gönderdiyse red cevabı alıyor, şurada burada tek tük şiirleri çıksa da editörler onun yazdıklarıyla ilgilenmiyor. Peki ya sonra? Okuyalım… Ursula K. Le Guin: “Bu yaşımda, yapmadığım hiçbir […]

Read More

James Joyce’un “Dublinliler”i ve biz kar yağsın diye beklerken

Toplu olarak bakıldığında Joyce’un yazdıkları ülkesi İrlanda’ya ve halkına bir armağan da sayılabilir aslında. Dublin, gecesi ve gündüzüyle, sokakları ve en kuytu mekanlarıyla, tarihi ve geleneğiyle, soğuk kış aylarında şehrin ve mezarlıkların üzerini örten karıyla Joyce’un romanlarında ve öykülerinde canlandı, kağıt üzerinde de yaşayan bir yere dönüştü. Edebiyat, karın James Joyce’un “Dublinliler”inde yaptığını bile yapamayacaksa […]

Read More