Egoist okur

John Berger, ölüme meydan okurken

Bu yazı yazar, şair, romancı, ressam ve iyi insan John Berger‘in “Görme Biçimleri” adlı kitabındaki bir anekdottan yola çıkarak yazıldı. Hayata, ölüme ve sanata dair. İsimsiz heykeller kenti İstanbul Berger ve Kokoschka anekdotları vesilesiyle bir başka ressamın, Cezanne’ın söylediklerini hatırlayalım: “Dünyanın yaşamından bir dakika geçiyor, onu olduğu gibi resmedin.” Ölüme meydan okuyanlar: John Berger ve Oskar […]

Read More

YAPRAKLAR EVİ: Deneysel ve edebi pop kültür

Geçen ay uzun roman okumayı sevmediğimi yazmış hatta destekçi olarak yanıma Anton Çehov, Saul Bellow ve Ian McEwan’ı almıştım. (Linki aşağıya bıraktım.) İşe bakın ki bu ay Monokl Yayınları’ndan çıkan Yapraklar Evi’ni yazıyorum. Uzun mu? Çok uzun. Sevdim mi? Eh, pek sayılmaz. Daha ziyade yazarının, çevirmeninin, tasarımcısının, yayınevinin çabasına saygı duydum. Uzun roman yazılmasın mı […]

Read More

Joyce, Dickens, Hardy ve Lawrence’la düşsel buluşmalar

Tim Parks New Yorker için James Joyce, Charles Dickens, Thomas Hardy ve D.H. Lawrence’la tanışmanız, buluşmanız halinde yaşayacaklarınızı yazmış. Ama tabii söz konusu edebiyatçılara pek de sevecen davranmamış. Yerden yere vurmuş onları, karakterlerinin en berbat, en dayanılmaz, en pislik özelliklerini ifşa etmiş. Hepsini çok sevdiğim yazarlar olduğu için, başta biraz bozulduğumu, Parks’ın neden böyle yaptığını […]

Read More

Uzun roman yazılmasın mı yani?

Marcel Proust’un 9,609,000 harften oluşan (Fransızca orijinali) şahane romanı “Kayıp Zamanın Peşinde”si en uzun roman. Her şeyi bilen Umberto Eco’ya göre, Augusto Monterroso’un yedi kelimelik  “El Dinosaurio”su ise en kısa roman. Türkçesi dört kelime: “Uyandığında, dinozor hâlâ oradaydı.” Yine de fikrim aynı. Ben klasikleri ve birkaç istisnayı bir kenara bırakırsak, uzun roman sevmeyenlerdenim. Anlatayım… Adorno’dan […]

Read More

Tim Parks soruyor: “Edebiyat ölüyor mu?”

“Edebiyat ölüyor mu diye endişelenmemize gerek yok, çünkü hiç bu kadar fazla edebiyat olmamıştı. Belki artık musibete bir sağlık uyarısı eklemenin zamanı gelmiştir,” diyen Tim Parks’tan kaçırılmayacak bir kitap önereceğim. Metis Yayınları’ndan çıkan “Ben Buradan Okuyorum”, yazarından yayıncısına, eleştirmeninden okuruna kitapla, edebiyatla ilgili benzersiz bir sorgulamalar silsilesi… Çeviride kaybolanları da sorgulamış. Mesela yıllardır aklıma takılan […]

Read More

Peri masallarıyla örülen roman: YALANCILAR

İlk yayınlanışından yıllar sonra TikTok’ta yeniden ünlü olup (TikTok’un çok satan yaptığı ilk kitap deniyor ona) üzerine bir de televizyon dizisine dönüşünce yeniden hatırlayalım mı bu romanı? Bu arada diziden aldığım bu fotoğrafla profil resmini de değiştirdim yeri gelmişken. (Bu arada diziyi seyretmedim, kitaptan farklı olabilir.) Hepsi çok güzel insanlardan oluşan köklü bir aile. Zeki […]

Read More

T.S. Eliot’ı bir pop kültür fenomeni yapan kediler

Gelenek ve inancı şiirin merkezine koyan Nobel Ödüllü şair, oyun yazarı, eleştirmen, yayıncı T.S. Eliot’un hayatının son günlerinde bir parça eğlenmek için yazdığı ve tüm zamanların en sevilen müzikallerinden biri olan “Cats”e ilham veren kitabı “İhtiyar Farenin Kediler Kılavuzu”, büyük şairin biyografisiyle eşzamanlı olarak çıktı. Mona Lisa’dan Venüs’e sanat âleminin en tatlı kedileri İhtiyar Farenin […]

Read More

520 + 1314 = Seni daima seveceğim…

“Alacakaranlık Kuşağı” diye bağımlısı olduğum bir dizi vardı. Bir bölümünde dilini kaybeden bir adam anlatılıyordu. Adam günün birinde çevresindekilerin “öğle yemeği” yerine başka bir şey, yanlış hatırlamıyorsam “dinozor” dediklerini işitiyordu ve “Dinozora gidelim mi?” sorusu ondan başka kimseye acayip gelmiyordu. Günler geçtikçe “yerini şaşırmış” kelimelerin sayısı hızla artıyor, aralara son hızla tamamen anlamsız ses öbekleri […]

Read More

Genç Ursula K. Le Guin, Ged’i yaratırken kimden ilham aldı?

Portlandlı tutkulu okur Ursula K. Le Guin, bir süre sonra kendi hikayelerini yazmaya karar veriyor. Her gece çocukları uyuttuktan sonra sabahlara kadar yazdığı öyküleri beğenen yok. Hangi dergiye gönderdiyse red cevabı alıyor, şurada burada tek tük şiirleri çıksa da editörler onun yazdıklarıyla ilgilenmiyor. Peki ya sonra? Okuyalım… Ursula K. Le Guin: “Bu yaşımda, yapmadığım hiçbir […]

Read More

James Joyce’un “Dublinliler”i ve biz kar yağsın diye beklerken

Toplu olarak bakıldığında Joyce’un yazdıkları ülkesi İrlanda’ya ve halkına bir armağan da sayılabilir aslında. Dublin, gecesi ve gündüzüyle, sokakları ve en kuytu mekanlarıyla, tarihi ve geleneğiyle, soğuk kış aylarında şehrin ve mezarlıkların üzerini örten karıyla Joyce’un romanlarında ve öykülerinde canlandı, kağıt üzerinde de yaşayan bir yere dönüştü. Edebiyat, karın James Joyce’un “Dublinliler”inde yaptığını bile yapamayacaksa […]

Read More

Joyce’un “derin sesli, uykulu, sabırsız” karısına mektupları

“Merak ediyorum, bende bir delilik var mı diye. Yoksa aşk delilik mi? Bir an seni bir bakire ya da Madonna gibi, bir an sonraysa utanmaz, küstah, yarı çıplak ve açık saçık bir kadın olarak görüyorum! Ya sen beni nasıl düşünüyorsun? Benden iğreniyor musun?” James Joyce, sonradan karısı olacak Nora Barnacle ile 1904’ten 1924’e kadar aralıklarla mektuplaşmış. […]

Read More

Zivkoviç’ten Egoist Okur’lara öykü armağanı: TELEFON

Zoran Zivkoviç okudunuz mu hiç? Alacakaranlık kuşağında geçen tuhaf, yaşanması olanaksız ama kışkırtıcı öyküler yazıyor. “İmkansız Karşılaşmalar” adlı kitabını hatırlayalım. Tadına doyulmaz bir kitap, yazarla Egoist Okur için kısa bir sohbet gerçekleştiren Ayşe Kilimci’ye göre Zivkoviç’in dilimizde yayınlanan en esaslı yapıtı. Öldüğünün farkında olmayan birine hayata dönüş fırsatı sunulursa tepkisi ne olur sizce, nasıl tercihler […]

Read More

Douglas Coupland, Clive Barker ve o öldürücü kelime: AŞK

Douglas Coupland’ın bir öyküsünde okuduğum aşk tarifi ve Clive Barker’ın bir yerlerde karşıma çıkan formüle etme çabası terk edilmiş birini teselli etmeye yarar mı? Açıkçası ben denedim, pek işe yaradı diyemem ama göz yaşları içindeki bir arkadaşımı biraz olsun güldürebildim. Belki size de iyi gelir. Gözetleme teknikleri ve ilişki temrinleri Douglas Coupland, Clive Barker ve […]

Read More

Romanlarıyla okura şeytani düzenekler kuran Gombrowicz

Filozof, dahi, kültürel şeytan avcısı Witold Gombrowicz’in külliyatı ilk kez toplu olarak yayınlanıyor. Everest’ten çıkan ilk kitap, otobiyografik roman “Trans-Atlantik” ve ardından gelen “Kosmos”. Sırada Gombrowicz’in 1952-69 arasında bir dergide yayımladığı “Günlükler” var. Sürgündeki bir edebiyatçının tıpkı günümüz bloggerları gibi hayatının en mahrem ayrıntılarını okurlarıyla paylaşması heyecan verici. Eduardo Galeano: “Yazarlar dürüst olmalı, politik olmaları […]

Read More

Atwood soruyor: Güvende olmak mı, özgür olmak mı?

Margaret Atwood imzalı “Damızlık Kızın Öyküsü”nün yeniden basımını uzun zamandır bekliyordum. Bizde Doğan Kitap etiketiyle çıkan romanda Atwood, kadınların erkeklerin altında bir kast sistemine göre sınıflandırıldığı ve doğurmanın her şeyden değerli görüldüğü totaliter ve teokratik bir sistemi anlatıyor. İki yıl önce Anna ve Elena Balbusso tarafından yaratılan olağanüstü güzel ve ödüllü illüstrasyonları görünce Egoist Okur’a […]

Read More