Posted by gülenay börekçi on October 13, 2017 · Leave a Comment
“Kendini Amerikalı sayan bir Anadolulu, Rum sayan bir Türk, Türk sayan bir Rum, Anadolulu sayan bir Amerikalı, New Yorklu sayan bir göçmen, göçmen sayan bir New Yorklu, hem hepsi hem de hiçbiri. Üst üste binmiş kimliklerin çoğaltırken azalttığı, güçlendirirken zayıflattığı bir adam. Adı Elia. İlya, İlyas, Aliya. Soyadı Kazancıoğlu. Kazan.” Zülfü Livaneli’nin Amerikalı yönetmen Elia […]
Read More
Posted by gülenay börekçi on September 18, 2017 · Leave a Comment
Haruki Murakami’nin son romanı “Sputnik Sevgilim”, bir üçlü aşk hikayesi ekseninde, K’nın uzak bir Yunan adasında kayboluşunu ve kendini buluşunu anlatıyor. Astronot Köpek Laika ise, insanın amansız dünyayı değiştirme hırsını konu alan bir kitap. Bir Murakami romanının içinde olduğumu nasıl anlarım? “Ona Laika’yı, o talihsiz köpeğin uydunun minik penceresinden dışarı bakan kara, nemli gözlerini hatırlattım. […]
Read More
Posted by gülenay börekçi on September 11, 2017 · Leave a Comment
Aşağıdaki yazının sahibi İpek Akyel benim İstanbul Üniversitesi’nin İngiliz Filolojisi’nden arkadaşım. Klasik Arkeoloji de tahsil etti ve uzun süre üniversitede ders verdi. Kendi deyişiyle, yaşanan groteskliklere yüreği dayanmadığı için de genç yaşta kendi isteğiyle emekli oldu. İstanbul’daki plastik ve robotik yaşantıya daha fazla uyum sağlayamayacağını hissettiğinde ise kuzey Akdeniz’de bir dağ köyünde inzivaya çekildi. Şimdi […]
Read More
Posted by gülenay börekçi on September 4, 2017 · Leave a Comment
Flâneurler ve flâneuseler… Yürüme, kaybolma ve kendini bulma hikayeleri… Ve sonunda keşfedilen, rüzgâr, insanın kendini rüzgâra bırakmasının güzelliği… Lekeli bir zihnin oyunları Rebecca Solnit kitapları Flâneurler, flâneuseler, kendini rüzgara bırakanlar Flâneurlerin ortaya çıkışı şehirlerin doğuşuna denk düşüyor. Yani kırda bayırda aylak aylak gezinmekle şehirde avarelik etmek aynı şey değil. Şehri deneyimleme amacıyla ve ‘para harcamadan’ […]
Read More
Posted by gülenay börekçi on February 11, 2017 · Leave a Comment
Kurt çocuklar, konuşan kediler, hain su samurları, aksi geyikler, zavallı kaplancıklar, hınzır çocuklar, zeki genç kadınlar ve sivri dilli genç adamlar, yazmak için kendine Saki adını seçen Hector Hugh Munro’nun öykülerinde statükonun temsilcisi olarak karşımıza çıkan eskiye sıkı sıkıya bağlı aristokratlara ve sonradan görme zenginlere dünyayı dar ediyor. Dünya gerçekten de dar gelsin öylelerine. Saki’nin bizde […]
Read More
Posted by gülenay börekçi on January 9, 2017 · Leave a Comment
Düzelteyim; “Bu yazarların hepsi bilimkurgu da yazdı” demeliydim. Bu kez başka dünyaların ve başka hayat biçimlerinin mümkün olduğu fikrinden hareketle yaratılan bu türe ve onun önemli edebiyatçılar tarafından nasıl yorumlandığına bakıyoruz. Ve görüyoruz ki “Bilimkurgudan edebiyat çıkmaz” diyen tutucular fena halde yanılıyor… Üstelik bu türün Batı kökenli olduğu konusunda da yanılıyor olabiliriz. Bakalım… Bu aralar […]
Read More
Filed under egoist okur kitaplığı, okuma odası, vitrin · Tagged with altıkırkbeş, bilimkurgu, doğan kitap, egoistokur, everest yayınları, gülenay börekçi, iletişim yayınları, kırmızı kedi, yapı kredi kültür sanat yayıncılık, yky
Posted by gülenay börekçi on December 13, 2016 · Leave a Comment
Cemal Süreya’nın Zelda’sı Nilgün Marmara’nın günlükleri, “Defterler” adıyla yayınlandı. Everest Yayınları’nın bastığı “Defterler”, yaşamının son yıllarına kadar, eşi ve en yakın arkadaşları dahil kimseye göstermeden, neredeyse “gizli gizli” şiir yazan ve bir bakıma ölümünden sonra “keşfedilen” Nilgün Marmara’yı belki de en dolaysız, en “çırılçıplak” haliyle getiriyor karşımıza. Okur olarak reddedebileceğim bir okuma deneyimi değil… “Arkadaşları […]
Read More
Posted by gülenay börekçi on November 20, 2016 · 1 Comment
Nobel’iyle ilgili eleştirileri Mehmet Hakan Kekeç’in yazısında okumuştuk, sıra methiyelerde… Bob Dylan’ın bir vakitler “şair” olarak Allan Ginsberg, Jack Kerouac, Kenzoburo Oe hatta Samuel Beckett gibi edebiyatçıların hayranlığını kazanmış olduğunu şahsen yeni öğrendim. Şeytanla sözleşme ve troubadourluk meselesine gelince; ayrıntıları aşağıda… Bob Dylan önümüzdeki ay İsveç’te düzenlenecek Nobel ödül törenine katılmayacakmış. Katılacağını düşünmemiştim zaten. Yine […]
Read More
Filed under egoist okur kitaplığı, müzik, okuma odası, vitrin · Tagged with allan ginsberg, bob dylan, egoistokur, etyen mahçupyan, gülenay börekçi, homeros, jack kerouac, kenzaburo oe, nobel, samuel beckett, shakespeare
Posted by gülenay börekçi on November 14, 2016 · 1 Comment
Uluslararası Frankfurt Kitap Fuarı’nın harikulâde bir bölümü var, antika yani çok eski ve kıymetli kitaplar sergileniyor. Hele benim gibi gazeteci olarak gitmişseniz, kitaplara dokunmanıza, sayfalarına bakmanıza, fotoğraflarını çekmenize de izin veriyorlar. Bir tek çok özel bir alan var, oradaki kitaplara dokunmak yasak, içeri telefonunuzu ve çantanızı bırakarak giriyorsunuz. Eski kitapları seven biri olarak antika kitaplar […]
Read More
Posted by gülenay börekçi on November 5, 2016 · Leave a Comment
“Kedili deli kadın” deyişi ve “kedilerini tepesine çıkaran yalnız ve yaşlı kadın” klişesi hep içime otururdu ama kapandı kapanacak denilen harika mekân The Internet Archive’de gördüğüm bazı kitaplar bu klişe deyişin sadece bize özgü olmadığını gösterdi bana. Ayrıca meğer yeni de değilmiş bu terim. Araya müzik grubu Brazzaville’in David Brown’ıyla yıllar önce yaptığım bir röportajdan birkaç paragrafı […]
Read More
Posted by gülenay börekçi on October 25, 2016 · Leave a Comment
Haruki Murakami “Sputnik Sevgilim”de, her şeyin çoktan kaybolmuş olduğu bir zamana ve aradıklarımızı ancak kaybolarak bulabileceğimiz bir yere götürüyor bizi. Sputnik Sevgilim’de Murakami bizi, aradıklarımızı ancak kaybolarak bulabileceğimiz o yere götürüyor “Sahilde Kafka”, “Yaban Koyununun İzinde”, “Kadınsız Erkekler”, “1Q84” gibi kitaplarıyla ülkemizde hatırı sayılır bir okur kitlesine sahip olan Haruki Murakami, dilimize çevrilen son romanı […]
Read More
Posted by gülenay börekçi on October 9, 2016 · 2 Comments
Kısa ve öz anlatayım: David Foster Wallace’ın “Amerikan edebiyatında bundan büyük roman yazılmadı” dediği “Wittgenstein’ın Metresi”, Jaguar Yayınları’nın mücevherlerinden biri ve tarafınızdan okunmayı bekliyor. Wittgenstein’ın Metresi Jaguar Yayınları’ndan çıkan “Wittgenstein’ın Metresi”, David Markson’ın leziz mi leziz deneysel eseri. Biraz Samuel Beckett biraz da Wittgenstein’ı andıran bir üslupla yazılmış romanda anlatıcı bir kadın. Yeryüzünde yaşayan tek […]
Read More
Posted by gülenay börekçi on October 9, 2016 · Leave a Comment
Peri Diyarı düşündüğünüz kadar uzakta olmayabilir. Bazen bir de bakmışsınız zerre farkında olmadan görünmez bir sınırı geçmişsiniz ve huysuz prenseslerle, intikam peşinde koşan baykuşlarla, korkunç yazgılar işleyerek vakit geçiren hanımlarla ya da karanlık, sık bir ormandaki sonu olmayan patikalarla ve ikinci defa baktığınızda asla aynı görünmeyen evlerle boğuşmak zorunda kalmışsınız… “Jonathan Strange ve Bay Norrell”in […]
Read More
Posted by gülenay börekçi on October 9, 2016 · Leave a Comment
Bugünlerde çoğu kişi gibi siz de başka yerlere ve zamanlara hatta belki başka dünyalara kaçabilmeyi hayal ediyorsanız, Tim Burton’un filmi “Bayan Peregrine’in Tuhaf Çocukları”, uygun bir seçim olabilir. Hem zaten Ransom Riggs’in bizde İthaki Yayınları etiketiyle çıkan üç kitaplık ünlü serisini okuduysanız, siz de filmi aylardır sabırsızlıkla beklenlerden olmalısınız. “Yeni Harry Potter” olarak da anılan […]
Read More
Posted by gülenay börekçi on October 9, 2016 · 2 Comments
Yatılı okul Hailsham’ın öğrencileri, bahçe duvarının arkasındaki karanlık ormandan çok korkarlar. Hafta sonları veya tatillerde evlerine gitmez, Hailsham’dan önceki yaşamlarını hatırlamazlar. Dış dünyayla bağlantıları hiç yoktur. Spora ve sanata büyük önem veren gözetmenleri onlara sürekli ‘özel’ olduklarını hatırlatarak bedenlerine çok iyi bakmaları gerektiğini söyler. Peki ama neden? Japon kökenli İngiliz yazar Kazuo Ishiguro, Beni Asla […]
Read More