Egoist okur

Cesur bir yüzleşmenin romanı: GÖZLERİNİ KAÇIRMA

“Seni uyandıran, kalçalarına dayanmış sert bir cisim oldu. Üstelik hareket ediyordu. İlk önce ne olduğunu anlayamadın. Çünkü nerede ve kimin kollarında uyuduğunu unutmuştun. Gece, hatırlanmaya çalışılan bir rüya gibi zihninde hayal meyal canlandığında cismin ne olduğunu da anladın. Yatağın sol tarafına, duvarla onun arasında yüzün duvara dönük yatıyordun. Seni yine köşeye sıkıştırmıştı. Belki de felsefe ile seks arasındaki ilişki buydu. Hâlâ uyuyor olmalıydı. Nefes alıp verişi bunu düşündürüyordu ama arkana dönüp de göz göze gelmekten çekindin. O zaman senin şu anda içinde bulunduğun durumdan nasıl nefret ettiğini anlayacaktı.” – See more at: http://www.edebiyathaber.net/irmak-zileli-yeni-romaninda-annelik-mitini-sorguluyor/#sthash.7LgzXeA3.dpuf

 

“Seni uyandıran, kalçalarına dayanmış sert bir cisim oldu. Üstelik hareket ediyordu. İlk önce ne olduğunu anlayamadın. Çünkü nerede ve kimin kollarında uyuduğunu unutmuştun. Gece, hatırlanmaya çalışılan bir rüya gibi zihninde hayal meyal canlandığında cismin ne olduğunu da anladın. Yatağın sol tarafına, duvarla onun arasında yüzün duvara dönük yatıyordun. Seni yine köşeye sıkıştırmıştı. Belki de felsefe ile seks arasındaki ilişki buydu. Hâlâ uyuyor olmalıydı. Nefes alıp verişi bunu düşündürüyordu ama arkana dönüp de göz göze gelmekten çekindin. O zaman senin şu anda içinde bulunduğun durumdan nasıl nefret ettiğini anlayacaktı.” – See more at: http://www.edebiyathaber.net/irmak-zileli-yeni-romaninda-annelik-mitini-sorguluyor/#sthash.7LgzXeA3.dpuf
“Seni uyandıran, kalçalarına dayanmış sert bir cisim oldu. Üstelik hareket ediyordu. İlk önce ne olduğunu anlayamadın. Çünkü nerede ve kimin kollarında uyuduğunu unutmuştun. Gece, hatırlanmaya çalışılan bir rüya gibi zihninde hayal meyal canlandığında cismin ne olduğunu da anladın. Yatağın sol tarafına, duvarla onun arasında yüzün duvara dönük yatıyordun. Seni yine köşeye sıkıştırmıştı. Belki de felsefe ile seks arasındaki ilişki buydu. Hâlâ uyuyor olmalıydı. Nefes alıp verişi bunu düşündürüyordu ama arkana dönüp de göz göze gelmekten çekindin. O zaman senin şu anda içinde bulunduğun durumdan nasıl nefret ettiğini anlayacaktı.” – See more at: http://www.edebiyathaber.net/irmak-zileli-yeni-romaninda-annelik-mitini-sorguluyor/#sthash.7LgzXeA3.dpuf
“Seni uyandıran, kalçalarına dayanmış sert bir cisim oldu. Üstelik hareket ediyordu. İlk önce ne olduğunu anlayamadın. Çünkü nerede ve kimin kollarında uyuduğunu unutmuştun. Gece, hatırlanmaya çalışılan bir rüya gibi zihninde hayal meyal canlandığında cismin ne olduğunu da anladın. Yatağın sol tarafına, duvarla onun arasında yüzün duvara dönük yatıyordun. Seni yine köşeye sıkıştırmıştı. Belki de felsefe ile seks arasındaki ilişki buydu. Hâlâ uyuyor olmalıydı. Nefes alıp verişi bunu düşündürüyordu ama arkana dönüp de göz göze gelmekten çekindin. O zaman senin şu anda içinde bulunduğun durumdan nasıl nefret ettiğini anlayacaktı.” – See more at: http://www.edebiyathaber.net/irmak-zileli-yeni-romaninda-annelik-mitini-sorguluyor/#sthash.7LgzXeA3.dpuf

“Seni uyandıran, kalçalarına dayanmış sert bir cisim oldu. Üstelik hareket ediyordu. İlk önce ne olduğunu anlayamadın. Çünkü nerede ve kimin kollarında uyuduğunu unutmuştun. Gece, hatırlanmaya çalışılan bir rüya gibi zihninde hayal meyal canlandığında cismin ne olduğunu da anladın. Yatağın sol tarafına, duvarla onun arasında yüzün duvara dönük yatıyordun. Seni yine köşeye sıkıştırmıştı. Belki de felsefe ile seks arasındaki ilişki buydu. Hâlâ uyuyor olmalıydı. Nefes alıp verişi bunu düşündürüyordu ama arkana dönüp de göz göze gelmekten çekindin. O zaman senin şu anda içinde bulunduğun durumdan nasıl nefret ettiğini anlayacaktı.” – See more at: http://www.edebiyathaber.net/irmak-zileli-yeni-romaninda-annelik-mitini-sorguluyor/#sthash.7LgzXeA3.dpuf

 

 

 

 

“Aslında kimsenin kız çocuğu doğurduğu yoktu. Doğurulan yeni bir anneydi. Anneannen Kamile Hanım, senin anneni doğurmuştu. Kendi kızını değil. Annen Hicran, Rüya’nın annesini doğurmuştu. Gözü gibi sevmek için adını Didem koyduğu bebeği değil. Sen şimdi bu döngüyü kırdın. Neslin devamına ağır darbe. Rüya yeni bir anne doğuramayacak. Bunu planlamamıştın. Aksine, hep korktun. Onu doğurduğun ve kucağına aldığın o ilk günden beri korkuyorsun. Her kadın anne doğar, deseler de korkuyorsun. (…) Hitler’in o deneyini duyduğundan beri daha da korkuyorsun. Giderek ısınan sacın üstünde, kucağında bebeğiyle çırılçıplak bırakılan kadın olmaktan… Korktuğun başına geldi işte. Bebeğinin üstüne oturdun ve yanmaktan kurtuldun.”

Irmak Zileli‘nin “kutsal annelik kurumuyla” hesaplaştığı ikinci romanı Gözlerini Kaçırma çıktığından beri elimin altında, ilk okunacaklar rafında ama itiraf edeyim henüz okumadım. Daha doğrusu okumaya yeltenmedim. Yukarıdaki alıntıdan da anlayabileceğiniz gibi acı ilaç etkili kitaplardandı ve annelikle başımın hiçbir zaman pek hoş olmadığını da düşünürsek, halihazırdaki ruh halim bunu kolay kaldıramayabilirdi. Galiba o yüzden okumayı erteledim.

Aşağıda Ayfer Genç’in romanla ilgili bir yazısını okuyacaksınız.

Bu arada kitap hala elimde, okunmayı bekliyor. Bitirdiğimde ayrıca konuşalım…

Gülenay Börekçi

irmak zileli egoistokur gozlerini kacirma 1

Kadının “normal”e başkaldırısı

Bir kadın için yolun son kavşağı annelik midir gerçekten? O kavşağı mutlak suretle geçer ve en kestirme yoldan ilerleyip sona mı ulaşır bir kadın hayatı boyunca? Sahi her kadın anne doğar mı? Anne doğmayanlar olabilir mi aramızda? Çıbanbaşları yani. Tüm hormonlara ket vuran modern dünya, sadece annelik hormonunu mu saklar bir köşede? Baba ortada olmazsa anneliğin kutsallığına ne olur peki? Sahi her anne, aslında, yeni bir anne mi doğurur? Yalnızlık korkusuna bir çare olarak da düşünülemez mi annelik bir kadın tarafından? Bir kaçış belki? Ya da geçmişle hesaplaşma yöntemi, öc almak kendi annenden? Anne olmak en özelini topluma açmak ve yargılanmayı talep etmek anlamına da gelir mi sahiden?

Irmak Zileli’nin “Gözlerini Kaçırma” romanının kahramanı Didem, romanın adına yakışır biçimde korkusuzca ve hatta belki de aşırıya -ya da acımasızlığa- kaçan dürüstlükle yüzleşiyor kadına yakıştırılan toplumsal rollerle. Bazense aynı toplumsal rollerin tuzağına düşüyor tam da onlardan kaçarken.

Çocukluğun belirsiz ve güvensiz hatıralarında kalmış hayatların ötesinde olanları merak ediyor Didem… Annesinin eski bir fotoğrafta kaybolmuş gülümsemesini düşünüyor sık sık mesela… Toplumun öngördüğü rollere deyim yerindeyse cuk oturan “normal” bir ailenin, kendi ailesinin, en derinine iniyor. Annesinin vazgeçilmiş, yarım kalmış aşkını keşfederken, bir evlilik görüntüsünün ardına bakıyor. Babası ise hep biraz silik. Hep biraz geri planda. Sadece kadın romanı olduğu için mi böyle, yoksa Kadir Bey, bildiğimiz babalar gibi olduğu için mi böyle bilinmez…

Didem, yalnız kalmamak adına başka başka erkeklerde “razı olarak” bir süre misafir kalıyor; “efendi”sinden “serseri”sine farklı duraklarda bir süre bekledikten sonra yalnızlığın nihai çaresini buluyor bir bar akşamı: Adı bilinmeyen, çehresi bar karanlığında silinmiş bir babadan doğan kız çocuğu… İşte her şey aslında burda başlıyor Didem’in hikâyesinde, toplumda makbul görülene başkaldırı. Bilindik mutlu son değil Didem’in anneliği; bilakis tuhaf bir hikâyenin başlangıcı. Babasız anne, anne midir gerçekten? Yoksa hormonal ve içgüdüsel olarak nitelendirilen annelikte bile bir meşruiyet kaynağı olarak erkek silüeti mi gerekir mutlaka? Toplumun anneliğe yakıştıramadıklarını nereye saklar bir kadın anneliği boyunca?

Zileli’nin kitabı işte tüm bu soruları sorduruyor okuyucuya. O yüzden klasik bir kitap eleştirisi değil de tam da kitabın yaptığı gibi bir bilinç akışı kıvamında oluyor eserin eleştirisi de. Zileli’nin kitabı kadınlık ve annelik üzerine günümüzde pek de sorulmayan soruları sormayı ve sordurmayı başarıyor. Doğduğumuz günden bugüne kabul ettiklerimizi, kutsallarımızı yeniden düşünmeyi öneriyor bize. Bu yeniden düşünmeyi ise hepimizin kendi hayatından parçaları bulabileceği üç kuşağın kişisel hikâyesi aracılığıyla yapmayı başarıyor. Annelik mi kutsaldır yoksa makbul annelik mi? Her şeye rağmen, en önemlisi bu soruyu sorabilmek aslında. Anne olsak da olmasak da, ama kadın olarak mutlaka…

Ayfer Genç

Leave a Reply

  Subscribe  
Notify of