Egoist okur

Ağaçlar da güler ağlar, konuşur

Kimi yazarlar, iki yoksul çocuğun emekle ve dostlukla filizlendirdikleri bir şeftali ağacının hikâyesini anlatan Samed Behrengi’nin “Bir Şeftali Bin Şeftali”de yaptığı gibi romanını yazar ağaçların, kimileri de alfabesini hazırlar.

Ebru Akkas Kuseyri, “Turuncu Teyze”nin ardından yazdığı ikinci kitapla küçük okurlarının karşısında. “Ağaç Alfabesi” adını taşıyan ve iranlı çizer Vaghar Aghaei’nin resimlediği kitap tekerleme misali oyuncaklı manzum hikayelerden oluşuyor. Bu minik hikayeler hem ağaçların gizli dünyasına dair ipuçları veriyor hem de ahenkle bir araya gelen kafiyeli kelimeleriyle çocuklar için okumayı deneyimini bir oyuna dönüştürüyor. Kuseyri’ye ağaçları konuşturduğu kitabını ve ilham kaynaklarını sordum…

Gülenay Börekçi


“Ağaç insanlığın çocukluğudur. Her şey onunla başlar ve güzelleşir. Tabii eğer çıkıp dallarından sallanmasına izin verilirse ağaçlar çocuğun ayağını yerden kesen oyun arkadaşlarıdır da.”

Ebru Akkaş Kuseyri’den yeni kitap, yeni röportaj: “Ağaç Alfabesi”

28 ağaçtan oluşan küçük bir orman yarattın. Yeni kitabın Ağaç Alfabesi’nden söz ediyorum. Nereden aklına geldi bu fikir?

Aileden gelen bir yeşil sevdam var benim. Çocukluğum bahçesinde muşmuladan Trabzon hurmasına, karaduttan fındığa kadar her tür ağacın bulunduğu bir bahçede geçti. Çocukluk yıllarımda İstanbul’da kolaylıkla bulunabilen ıhlamur ağacını ve çeşit çeşit incirleri saymıyorum bile. Ortaköy Dereboyu’ndaki bu bahçede dedemin seraları vardı. Dayım, evin önünde bir köşeyi çitlerle çevirmişti ve burada ticari amaç gütmeden, az bulunan bitkiler ve çiçekler yetiştirdi. Hatta babamın dayıma yurtdışından tohumlar getirdiğini hatırlıyorum; çiçek ve ağaç sevgisi hayatıma doğal yollardan girdi ve gönlümdeki yerini hep korudu. Evimde, pencerenin önünde ve balkonda hep bitkilerim oldu. Uzun lafın kısası bitki ve ağaçlara zaten çocukluğumdan beri düşkünüm.

Bu konuda okumayı da seviyorsun o zaman…

Elbette, yetiştirip hayranlık duymanın dışında bitki ve ağaçlarla ilgili kitaplara göz atmayı oldum olası seviyorum. Kitaplıkları da… 2015 yazında Cevat ile Gönül Çapan’ı yazlıklarında ziyarete gitmiştik. Kitaplara bakarken gözüm Tuğrul Mataracı’nın Ağaçlar, Doğa Severler İçin Rehber Kitap, Marmara Bölgesi Doğal Egzotik Ağaç ve Çalıları kitabına takıldı. Bu kitabın baskısı maalesef çok uzun zamandır yapılmıyor. Bulmuşken kitabı karıştırmakla kalmadım, defterimi çıkarıp notlar da almaya başladım. İçindeki kimi ağaçları tanıyor ama  kimileriyle ilk defa karşılaşıyordum. Ağaçların isimlerine odaklanınca bir de yıllardır zihnim çocuk kitaplarıyla meşgul olunca bir alfabe yapabilir miyim diye düşündüm. Çocuklara ağaçları tanıtan yayınlar vardı, çoğunluğu kurgu dışı denen ve birçoğu ülkemizde olmayan ağaçlardan oluşan… Ama o anda ilk duygusu içimde boy atmaya başlayana kadar böyle bir alfabeye rastlamamıştım. Yapraklarını döken, dökmeyen, meyve veren, vermeyen, simgesel özelliği olan ve memleketimizde yetişen ağaçlardan bir liste oluşturmaya karar verdim. A’dan Z’ye sayısız liste yaptıktan sonra da eleye eleye nihai haline getirdim.

İyi de bu bir alfabe olacaktıysa neden 29 ağaç değil de 28?

Türkçemizde “ğ” ile başlayan kelime yok. Ama “ğ” olmazsa ağaç da ağaç alfabesi de kendini tamam edemezdi. Öte yandan kitapta 29 ağaç var aslında. Kitabın kapağında alfabeyi oluşturan ağaçlardan biri değil de mabet ağacı (gingko biloba) yer alıyor. Manolyayla beraber en sevdiğim ağaçlardan biri… İkisinden de vazgeçemediğim için böyle bir çözüm buldum. Hem kapak görseli şiir gibi olduğu için yazıya, anlatılmaya da muhtaç değildi hem de alfabemizin asal ve asil sayısına ulaşmış oldum.

Çocuklar ağaçları neden sever? Yani tamam, ağaçları hepimiz severiz ama bana öyle geliyor ki çocukların onlarla ilişkisi daha bir sıkı fıkı. Ne var bu yakınlığın özünde?

Bence bu sevgi çocukların dünyayı görme biçimleriyle alakalı. Hayvanlara da öyle yaklaşıyorlar. Eğer çevresindeki bir yetişkin aksini söylemezse çocuklar hayvanlardan pek korkmaz, bilakis onları sever. Çocuklara ağaçlarla ilgili kötü bir şey söyleneceğini sanmıyorum. Hoş sinek yapıyor diye incir ile dut ağaçlarını kestirmek isteyenler, polenleri uçuşuyor diye kavak ağaçlarına balta vuracakların olmadığını söyleyemeyiz. Yapraklarını döküp tekrar yapraklanması, çiçeğinin yemişe dönüşmesi çocuk gözünde mucize değil de nedir! İnsan, doğadaki doğal döngünün bir parçası olduğu için onu seyretmeyi de sever. Geceden sonra gün, kıştan sonra bahar… Tohumdan sonra fidan, çiçekten sonra yemiş… Bu zorunlu takip çizelgesindeki derin anlamı en iyi çocukların kavrayabildiğini, büyüdükçe belirginleşen, hesaplanmış doğadan kopuş ediminin çocukları bu kavrayış zenginliğinden uzaklaştırdığını düşünüyorum. Ağaç insanlığın çocukluğudur. Her şey onunla başlar ve güzelleşir. Tabii eğer çıkıp dallarından sallanmasına izin verilirse ağaçlar çocuğun ayağını yerden kesen oyun arkadaşlarıdır da. En fazla “İncir ağacına çıkma düşersin!” diye uyarırlar. Hatırlıyorum, ben bu öğüdü dinlememiş ve kolumu kırmıştım. Ama ağaçlara hiç küsmedim, nihayetinde incir ağacı bir şey yapmamıştı, sakarlık edip düşen bendim.

Çocuklar ya da yetişkinler olarak ağaçlardan öğreneceğimiz şeyler neler sence?

Kuzey Amerika’da “General Sherman” adını verilmiş bir sekoya ağacı var. 84 metre uzunluğunda ve gövdesi 11 metre genişliğinde. 2 bin yaşında olduğu tahmin ediliyor. Muhtemelen Roma İmparatorluğu zamanında bir fideydi. Osmanlı İmparatorluğu onun ömründe kuruldu ve yıkıldı, Kıta Amerikası onun ömründe keşfedildi, sonra binlerce savaş yaşandı, hatta uzaya gidildi. Tüm bunlar olurken o hep aynı yerdeydi, “işini” yapmaya devam ediyordu, halen ediyor. Havayı temizliyor, kuşlara yuva oluyor, gövdesinde başka canlıları barındırıyor. “General Sherman”dan ne olursa olsun mevzimizi terk etmemeyi öğrenebiliriz. Neredeyse herkesin memleketi terk etme planları yaptığı, başka ülkelere gittiği bu dönemde olduğumuz yerde kalıp ne yapıyorsak onu en iyi şekilde yapmayı öğrenebiliriz.


Turuncu Teyze’lerin ve ağaçların kitaplarını yazan Ebru Akkaş Kuseyri.

“Bu kitapta da Vaghar Aghaei ile çalıştık. Hem kaç kişi evladına Orman adını verebilir ki?”

İranlı çizer Vaghar Aghaei ile daha önce de çalışmıştın. Bu kitapta onunla nasıl bir işbirliği içine girdiniz? Nasıl anlaştınız ve Vaghar sana nasıl ağaçlar çizdi?

Vaghar benim çok yakın dostum. İkimiz de bitkilere ve ağaçlara düşkünüz, hatta Vaghar’ın Orman diye seslendiği bir oğlu var. Kaç kişi evladına Orman adını verebilir? Bu kitabı elbette Vaghar ile yapacaktık. Vaghar çalışmaya başladığında farklı bir tarz denemek istedi. Birkaç çizim yaptı, sonra çok soyut olabileceğini düşündüğünden vazgeçti. En nihayetinde kitaptaki narin, naif ve romantik ağaçlardan bir ormanımız oldu. Şimdi o orman hem benim aklımda göğeriyor hem de ulaşabildiği çocukların kütüphanelerini süslüyor. Sanırım dünyada bundan büyük mutluluk azdır.

Gülenay Börekçi

Leave a Reply

  Subscribe  
Notify of