Egoist okur

En şanslı yazarlar, hatta Nobelli olanlar bile bir gün unutulacak!

Nobel Edebiyat Ödülünü bu yıl İsveçli şair Tomas Tranströmer kazandı. Ben de bu vesileyle “Nobel’den de Öte” adlı kitaptan söz etmek istedim. Kitap, İspanyol gazeteci Xavi Ayén’in 16 Nobelli yazarla yaptığı röportajlardan oluşuyor. Orhan Pamuk da var.

Gülenay Börekçi

En şanslı yazarlar, hatta Nobelli olanlar bile bir gün unutulacaksa…

Nobel Edebiyat Ödülünü son olarak İsveçli şair Tomas Tranströmer kazandı. Hüzün Gondolu ve İzmir Saat Üç adlı kitapları dilimize de çevrilen Tranströmer’ın kazanması şaşırtıcıydı. Zira bahisler Philip Roth, Haruki Murakami ve Joyce Carol Oates’a daha çok şans tanıyordu. Öte yandan New York ve çeşitli Avrupa metropollerinden gelen haberlere göre, kitabevleriyle online satış siteleri Nobelli şairin kitapları için rekor sipariş aldılar. Böylece koca Tranströmer hayatında ilk kez çok satanlar listesine girdi.

Bu durumda Nobel’in bir yazarın hayatında neleri değiştirdiğini görmek zor değil. 1 milyon dolar değerinde bir para ödülü elbette çok şeyi değiştiriyor. Dahası ödüllü yazarların eserleri o güne kadar geniş bir kitleye ulaşamamış bile olsalar bir anda çok satmaya başlıyor. Bazı şeylerse değişmeden kalıyor.

İşte gazeteci Xavi Ayén ile fotoğrafçı Kim Manresa’nın ülke ülke gezerek bu ödülü kazanmış 16 yazarla yaptıkları söyleşilerden oluşan “Nobel’den de Öte” adlı kitap yazarların hayatındaki bu değişmeyen şeyleri anlatıyor. Önümüzdeki hafta bizde de çıkacak olan kitap aracılığıyla biz de yazarların gizli hayatlarına sızıyor, onlar hakkında bilmediğimiz şeyleri öğreniyoruz. Dorris Lessing’in yazarken çoğu zaman koltuğunda uyuyakaldığını. Günter Grass’ın sadece ayakta yazabildiğini. Jose Saramago’nun Mozart’ın Don Giovanni operasını saplantılı bir tutkuyla sevdiğini. Imre Kertész’in II. Dünya Savaşı’ndaki Yahudi katliamından sağ çıkması bir türlü unutamadığı için asla çocuk sahibi olmamaya karar verdiğini. Kenzaburo Oé’nin ölüm anına tanık olduğu bir balığın acısını anlatmak için yazmaya başladığını. Kitapta yer alan fotoğraflarında gürültülü kahkahalar attığını yakından gördüğümüz Orhan Pamuk’un Fenerbahçe takımını tuttuğunu ve kendini mutlu hissetmek için pek az şeye ihtiyaç duyacak kadar iyimser bir tabiatı olduğunu. Wislawa Szymborska’nın şiiri bir “an”, Nobel’i ise bir “felaket” diye tarif ettiğini. Dario Fo’nun gülümsemenin kişiyi korkularından arındırdığına inandığını. Kitapta Mısırlı yazar Necib Mahfuz’la ölümünden hemen önce yapılan bir son röportaj bile var.

Tam liste şöyle: Doris Lessing, İngiltere. Orhan Pamuk, Türkiye. Imre Kertesz, Macaristan. V.S. Naipaul, İngiltere. Gao Xingjian, Çin. Günter Grass, Almanya. Jose Saramago, Portekiz. Dario Fo, İtalya. Wislawa Szymborska, Polonya. Kenzaburo Oe, Japonya. Toni Morrison, ABD. Derek Walcott, St.Lucia. Nadine Gordimer, Güney Afrika. Necib Mahfuz, Mısır. Wole Soyinka, Nijerya. Gabriel Garcia Marquez, Kolombiya.

Röportajların hepsi bittiğinde şunu hissediyoruz: Bu yazarların çoğu çok zor zamanlar da yaşadılar belki ama sonunda bir dünya yazarı olarak onaylanıp sevildiklerini gördükleri için kendilerini her şeye rağmen çok şanslı hissediyorlar. Darısı tüm sevdiğimiz edebiyatçıların başına.

Orhan Pamuk: “Bir gün bütün yazarlar unutulacak”

Röportajları yapan Xavi Ayén’le birlikte biz de Orhan Pamuk’un peşine takılıp İstanbul’un irili ufaklı sokaklarını dolaşıyor, satıcılarla sohbet ediyor, mesela birlikte enginar seçiyoruz. Ve bu sırada yazarın kati surette başka bir şehirle ilgili yazamadığını öğreniyoruz. Bir keresinde bir süredir ders verdiği New York’la ilgili skeçler yazmayı denemiş ama tamamlayamamış. İstanbul sokaklarının yaydığı melankoliyi, hüznü benzersiz bir şekilde anlatıyor Pamuk: “Nostalji duymuyorum aslında. Korumak istediğim her şeyi kitaplarıma koyuyor ve böylece yok olmalarını önlüyorum. Benim gelecek nesillere mirasım bu. Fakat belki bu kadar narsisist olmamam gerek, nasıl olsa iyi ya da kötü tam yazarlar unutulacak.”

Yazarın günlük hayatına dair ayrıntıları ve bazı değişmez alışkanlıklarını da öğreniyoruz. Bir öğrenci evindekini andıran karman çorman mutfağında çay demlemeye bayıldığını… Her gece 23:00 sularında uyuduğunu. Ama “tüm yaşlı adamlar gibi”, uyku tutmadığı için bir süre sonra yataktan fırlayıp yazmaya başladığını. “Bazen açlığımı bastırmak için mutfağa gidip kendime makarna pişiriyor, yanında bir bardak şarap içiyor ve masaya dönüyorum” diye anlatıyor.

Gülenay Börekçi, Habertürk

4
Leave a Reply

2 Comment threads
2 Thread replies
0 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
2 Comment authors
  Subscribe  
newest oldest most voted
Notify of

SANAT: Yaşarken düşmanlarınızı, öldükten sonra da dostlarınızı kendine güldürmenin en emin yolu. Kendinizi aşırı kasmayın; bir gün Shakespeare bile unutulacak.
(SİNİR BOZUCU BİR GÖZLEM DAHA: Bugün [13.10.2011] tarihinde http://www.egoistokur.com diye şahane bir edebiyat sitesinde Orhan Pamuk’un Nobelli yazarlarla söyleşi yapılan bir kitapta “Nasıl olsa iyi ya da kötü, tüm yazarlar unutulacak” dediğini okudum. Bu gidişle, bu kitabım yayımlanmadan her bir maddesi birilerinin ağzından çıkmış olacak ve kitabım yayımlandığı gün (eğer yayımlanabilirse) basit bir “derleme gibi görünecek. :((( Nedense, Altay’ı arayıp dert yandım ona…

(Sabri Kaliç’in henüz yayımlanmamış ŞEYTANIN TÜRKÇE SÖZLÜĞÜ adlı kitabından alıntıdır…)

Bu arada, efkâr-ı umumi ŞEYTANIN TÜRKÇE SÖZLÜĞÜ’nün bedbin, karamsar bir kitap olduğu yönünde gelişmesin sakın =) Bu durumda bir-iki örnek daha vermek şart oldu :=) AFRODİZYAK: “Başarı”dan daha afrodizyak hiçbir şey yoktur. AVUSTRALYA: Koyun nüfusunun insan nüfusunu geçtiği dünyadaki tek ülke. (Türkiye hariç…) BAYRAM TATİLİ: Her seferinde yaklaşık 500 Türk’ün ölüp, 1500 kadarının yaralanması biçiminde uyguladığımız ve aracı olarak da “karayolları trafiği”ni kullandığımız ilginç bir doğum kontrol yöntemi. CELLAT: İdam operatörü. DÜELLO: Bir konuda uzlaşamayan iki erkeğin son çare olarak vuruşması. Geçmişte “fallik” kılıçlarla ifa edildiği için aynı zamanda eşcinsel bir yakınlaşmaydı, ama “barut icat oldu, ibnelik bozuldu”. Düello son… Read more »