Egoist okur

En taze rakıların en ıssız kuytularından tefrikalar

Selim İleri‘ye kulak verelim önce: “Yakacık Mektupları küçük bir başyapıttır. Her türlü abartıdan uzak, içe işleyici, ‘hasta insan’ın ruh dünyasını yansıtmak açısından Dokuzuncu Hariciye Koğuşu kadar derin… İşte sönüp gitmiş Yakacık Mektupları… Mahmut Yesari’nin dergilerde, gazetelerde kalmış sayısız güzel yazısı var. Kim okuyacak, kim okur kaygısıyla günümüz yayıncılarının hiç yüz vermeyeceği yazılar. Fakat yazık ediliyor. Benden söylemesi, yitik Mahmut Yesari bir definedir.”

Attila İlhan‘sa şöyle yazmış bir şiirinde: “En taze rakıların en ıssız kuytularından sırılsıklam tefrikalar çıkaran Mahmud Yesârî Bey’i kim arar, kim sorar?”

Orçun Üçer Kitapperest’te 16 Ağustos 1945’te kaybettiğimiz Mahmut Yesari’den ve onun Yakacık Mektupları adlı eserinden bahsediyor. Vefatının 69. yıldönümünde unutulmuş olan yazarımızı hatırlamak ve hatırlatmak için…

Gülenay Börekçi

mahmut yesari egoistokur orcun ucer 1

“Dokuzuncu Hariciye Koğuşu kadar derin bir kitap

YAKACIK MEKTUPLARI

“en taze rakıların

en ıssız kuytularından

sırılsıklam tefrikalar çıkaran

mahmud yesârî bey’i

kim arar, kim sorar”

(Attilâ İlhan’ın “Kim Arar, Kim Sorar” şiirinden)

 Üstad Behçet Necatigil’in sıkça başvurduğum kitapları, Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü ve Edebiyatımızda Eserler Sözlüğü’dür. Zikrettiğim kaynaklardan ilkine, Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü’ne, “Merhum Necatigil, Mahmut Yesari için ne yazmış?” diye baktığımda, şunu gördüm: “İstanbul Lisesi’nde okurken, resme olan yeteneği dolayısıyla devlet hesabına Avrupa’ya gidiyordu ki, Birinci Dünya Savaşı çıktı. Mahmut Yesari, Güzel Sanatlar Akademisi’ne girdi; sonra da Avrupa’ya değil, yedek subay olarak Çanakkale’ye gitti. Savaş bitince İstanbul’a döndü, basın hayatına atıldı. Geçimini kalemiyle sağladı. Otuz yılı aşkın sürekli çalışması sonunda, Yakacık Sanatoryumu’nda veremden öldü. Çamlıca’da, Çakaldağı[ndaki] âile mezarlığına gömülü.” (Varlık Yayınları, 1985)

Hattat Yesari Mehmed Esad’ın torunu, hattat Yesarizade Mustafa İzzet’in oğlu olan Mahmut Yesari, soyadını, sol eliyle yazdığı için Yesari lâkabıyla anılan hattat dedesinden alır. [Arapça bir kelime olan “Yesar”, “sol taraf”, “sol” anlamlarına gelmektedir. (Bkz: İlhan Ayverdi, “Kubbealtı Lûgatı/Misalli Büyük Türkçe Sözlük”, cilt 3, sayfa 3459) Ziyaret etmek isteyenler olur diye şu notu da düşeyim: Murat Belge’nin İstanbul Gezi Rehberi kitabının 202. Sayfasında (İletişim Yayınları, 2008) yazdığına göre, hattat Yesarizadeler, Fatih Cami haziresinde medfundurlar.]

Yakacık Mektupları 

Yakacık Mektupları adlı eser; Çoban Yıldızı, Çulluk, Pervin Abla, Ak Saçlı Genç Kız, Geceleyin Sokaklar, Bağrıyanık Ömer, Kırlangıçlar, Su Sinekleri, Bahçemde Bir Gül Açtı, Kalbimin Suçu, Ölünün Gözleri, Tipi Dindi, Sevda İhtikârı, Aşk Yarışı, Bir Kadın Geçti, Kanlı Sır, Yakut Yüzük, Dağ Rüzgârları vb gibi, onlarca kitap yazmış olan Mahmut Yesari’nin, “anı-hikâye” diyebileceğim, temiz ve selis bir Türkçeyle yazılmış eseridir: Yakacık Mektupları, Çaprazın Romanı, Bir Keçiye Bir Adam, Kahvecinin Derdi, Kür Saatleri, Düğünsüz Köy, Ziyaret Günleri, Akşam Garipliği (“Sabahları iyi, hem çok iyi!… Ama bu saatler yok mu? Bu saatler çok fena!” Selim İleri’nin “Edebiyatımızın en yalın, en dokunaklı öykülerinden biridir.” dediği bu hikâyeye yürek dayanmaz!), Hasta Arkadaşım, Beklenen Dostlar, Bir Kahkahanın Suçu, Yaşamak Kaygısı isimli on iki kısa hikâyeden; daha doğrusu, “anı-hikâyeden” oluşuyor: Hayatını, yakalandığı verem hastalığı nedeniyle Yakacık Sanatoryumu’nda yitiren Mahmut Yesari’nin; çoğunlukla acı, azıcık neşeli, bazen de traji-komik “anı-hikâyeler”i. Tıpkı hayat gibi…

Yesari’nin yazı sanatı 

Selim İleri, Yesari’nin yazı sanatını “Mahmut Yesari’nin romancılık anlayışı Hüseyin Rahmi’den uzak izdüşümlerle, Reşat Nuri yatkınlığı ve Aka Gündüz kardeşliğiyle, okura roman sanatını âdeta bir an önce sevdirmek arzusunda odaklandırılabilir.” diyerek tanımlar. Ardından da ekler: “O yıllarda böylesi romancılara ‘halk romancısı’ denmiş. Romanın, roman okumanın toplum hayatına, ferdin hayatına anlam katacağına gerçekten güvenilmiş.” (Selim İleri, “Unuttuğumuz Mahmut Yesari”, 11 Nisan 2009, Zaman)

İleri, aynı yazısında, Yesari’nin eserleri arasında en sevdiğinin, Yakacık Mektupları olduğunu söyler: “En sevdiğim Mahmut Yesari kitabı ise Yakacık Mektupları’dır. 1938’de ilk basımı yapılan öyküler, gözlemler, izlenimler derlemesi, adından da anlaşılabileceği gibi, o zamanki sayfiye yöresi Yakacık’ın, bu arada Yakacık Sanatoryumu’nun topografyasını çıkarır. Yakacık, dingin, pastoral bir görünümle anılmıştır. Yakacık Mektupları’nda, vereme yakalanmış küçük bir çocuğun bekleyişini, yalnızlık acısını dile getiren ‘Akşam Garipliği’ öyküsü, bence, edebiyatımızın en yalın, en dokunaklı öykülerinden biridir. Sadece ‘Akşam Garipliği’ Mahmut Yesari’yi yarın da okunur kılacak.”

“Yitik Mahmut Yesari bir definedir”

Edebiyatımızın kilometre taşlarını bilen ve her fırsatta anan bir yazar olan Selim İleri’nin, 23 Mart 2012 tarihli “Yitik Yesari” (Radikal Kitap) yazısının sonundaki tespit ve uyarı ile bitiriyorum yazımı: “Yakacık Mektupları küçük bir başyapıttır. Her türlü abartıdan uzak, içe işleyici, ‘hasta insan’ın ruh dünyasını yansıtmak açısından Dokuzuncu Hariciye Koğuşu kadar derin… İşte sönüp gitmiş Yakacık Mektupları. Mahmut Yesari’nin dergilerde, gazetelerde kalmış sayısız güzel yazısı var. Kim okuyacak, kim okur kaygısıyla günümüz yayıncılarının hiç yüz vermeyeceği yazılar. Fakat yazık ediliyor. Benden söylemesi, yitik Mahmut Yesari bir definedir.”

Orçun Üçer

Leave a Reply

  Subscribe  
Notify of