Egoist okur

GÖKSEL: “İçimden daha cesur bir kadın çıkardım”

Göksel’in yeni albümü “Bende Bi’ Aşk Var” çıktı. İlk arkadaş olduğumuzda ben henüz gazeteci değildim. Onun da müzikle, her fırsatta şarkı söylemek dışında bir alakası yoktu.

Anlayacağınız Göksel’in büyük acılardan sonra, her seferinde anka kuşu gibi küllerinden doğan bir kadın olduğunu, incecik, naif görünümünün altında çok güçlü bir ruh taşıdığını bilecek kadar iyi tanıyorum onu. Şarkılarını dinleyen herkes de bunu fark ediyor zaten.

Gülenay Börekçi

goksel egoistokur gulenay borekci 1

“Günümüzün ince görünme saplantısından uzak yuvarlak hatlı Fellini kadınlarına hayranım”

Bende Bi Aşk Var, uzun bir aradan sonraki ilk albümün. Nasıl bir ruh haliyle çıktı?

Kendimle ciddi bir iç hesaplaşma yaşıyordum. Mutlu muyum, mutsuz mu?.. Başlangıç noktam neydi, bugün neredeyim?.. Bu tür sorularla meşguldüm. Hayatımda ciddi kırılmalar olmuştu. Durmak, özgür olmak istedim. Kendimi açıp içimden daha cesur bir kadın çıkarmanın yollarını arayacaktım. O kadın zaten vardı ama ben bastırıyor, susturuyordum. Biraz yaşamam lazımdı, bunu yaptım. Uzun seyahatlere çıktım. Gitmeyi çok istediğim ülkelerde, şehirlerde tek başıma tatiller yaptım. Karadeniz’de yaşadım bir müddet, Kazdağları’nda kaldım. Bütün dünyayı gezmeyi planlıyordum ama olmadı, çünkü sonra âşık oldum.

Yalnız kalmayı arzularken âşık olmak şahane bir şey…

Yalnızlıkla aramızda bir çeşit aşk-nefret ilişkisi var. Kendimle baş başa kalmayı çok seviyorum. Ama korkuyorum da bazen. Kazdağları’ndaki günler tuhaftı, çünkü orada yalnızlık benim için gerçek anlamını buldu, telefonum bile çekmiyordu. Su sesleri arasında Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna’sını okurken hikayenin benim hayatımla ne kadar örtüştüğünü düşünüyordum. Bu yeni albümdeki şarkıların birçoğu orada, yalnızlığın ortasında yazıldı. Benim için mühim bir iş oldu, çünkü buradaki şarkılar daha gerçek. Zaman bana iyi geldi. 15 yıl önceki Göksel değilim artık, bir sürü şeyi daha cesurca dile getirebiliyorum.

Sesin, söyleyişin, görüntün değişmiş. Saçlarını kestirdiğin veya pastel renklere veda ettiğin için de olabilir ama fotoğraflardaki Göksel daha olgun ve güçlü.

Sesim değişti, ben değiştim çünkü. Daha özgür hissediyorum kendimi. Bağlarımdan ne kadar zor gelse de kurtulabildim. Sancılı bir süreçti, hiçbir şey kolay olmadı. Aşk acısı çekmekse en zoruydu. Ama ben hayat bana ne sunduysa, sonuna kadar yaşamak istiyordum. Şarkılarda anlattıklarım, bizzat yaşadığım şeyler. Albümde bazı müzikal denemeler yaptık. Şarkılarda 60’lı, 70’li yılların seslerini kullandık mesela; flütler, o dönemlerin klavyeleri, oyuncak sesleri… Ve bunu yaptıkça Yeşilçam’dan uzaklaşıp 60’ların Avrupa filmlerine girdik. Siyah-beyaz kareler ve daha puslu bir atmosfer…

Eski İtalyan aktrislerine benzemişsin…

Çünkü günümüzün zayıflama, ince görünme tutkusuyla yaşayan kadınlarına tamamen aykırı görünen yuvarlak hatlı Fellini kadınlarına hayranım ben. Hem son derece dişi, hem de yaşayan, kuvvetli kadınlar onlar. Gerektiğinde kimseye aldırmadan şu masanın ortasına yumruğunu sertçe indirebilir öyle bir kadın.

Bütün şarkılar sana ait, sonuncusu hariç. Mabel Matiz’den bahseder misin?

1,5 yıl önce tanıştık Mabel’le. Henüz albümü çıkmamıştı. Hem onun şarkılarını dinledim, hem de benim için düşündüğü “Yarım Kalan Şarkı”yı… O günden beri benim hayatımda bir yeri var Mabel’in. 24 yaşında olmasına rağmen bu kadar iyi sözler yazması müthiş. Zeki, duyarlı, çok farklı biri Mabel, kimseye benzemiyor. Onun saflığını, ürkekliğini, ürkekliğinin altında çok cesur biri olmasını seviyorum.

Şarkı sözlerinden yola çıkıp soru soracağım sana… “Ben artık tesadüflere inanmıyorum…” İnanmıyor musun gerçekten?

Bilinçdışımız zihnimizden daha işlek. Birçok şey aslında biz öyle istediğimiz için başımıza geliyor. Acı veren, üzücü bir şey yaşamışsam sonradan şunu görüyorum: Aslında değişmek istiyormuşum, ama bunu kendi kendime başaramıyormuşum, birinin veya bir şeyin beni sarsarak değişmemi sağlaması gerekiyormuş.

“Ben miyim sende gördüğüm?” İnsan karşısında kendisinin bir yansımasını gördüğü için aşık olabilir mi?

Tamamen değil belki ama kendinin bir parçasını buluyorsun âşık olduğun kişide. Bazen de onda kendi zayıflıklarını görüyorsun. Farkında olmadığın yanlarını öğrenmeni sağlıyor aşk. “Ben miyim böyle hisseden, bunları yapan?” diyorsun. Aşk insanı âcizleştiriyor. Kötü bir şey değil bu aslında, küçüldüğün zaman daha çok öğrenme şansın var hayatta.

Aşkın Yalanmış, müthiş bir hikaye. “Bazıları acı sever, bıçağın kestiği yeri, yara izlerini sever” diyorsun. “Eski bir kasette kopmuş bantı yapıştırıp tekrar dinler. Çoktan ölmüş bir aşkı mezardan çıkarıp öpmek ister…” Crash filmini seyreder gibi dinledim. Yaralı insanları çekici bulan bir kahraman vardı o filmde. Otoyolda trafik kazası arıyordu, yaralı insanlara rastlamak umuduyla… Görünür veya görünmez yara izlerini sever misin?

Yaralı insanları seviyorum. Kendimi görüyorum belki onlarda. Onları güzelleştirenin yaraları olduğunu düşünüyorum. Bir de galiba acı çekerken yaşıyor olduğunu hissediyorsun. Öyle zamanlarda daha yaratıcı oluyorum. En güzel şarkılar o sırada çıkıyor ortaya. Bazen bulduğum bir şarkıyı yazıya dökmekten kaçıyorum, o bana acımı hatırlatacak çünkü. Bitirince de çok mutlu oluyorum.

Acıdan kurtulmak gibi mi?

Sevişmek gibi. Aydınlanıyor her yer. O yüzden arkadaşlarım bazen “Hadi git, bir şarkı yaz, kendine gelirsin” diyorlar. Acıdan zevk almanın farklı bir yolu.

“Delisin, senin kadar ben de deliyim. İpin ucuna sürüklersin beni, gelirim.” İnsan başka birinin kendisine acı çektimesine gönüllü olur mu?

Bu tüm hisler genellikle karşılıklıdır. Uçlarda dolaşan biriyim ve kendim gibi insanlara çekiliyorum. Delilik veya derinlik, o neyse ona eşdeğer birini buluyor insan âşık olmak için. Arkadaşlarım da hep biraz “kaçık”. Kedim bile… Ama belki asıl deli olanlar, duygularını törpüleyen, hayatının her ânında kendine hakim olabilenlerdir.

Mabel “Uçurumdan atlamayı da severim, düşmeyi de” demişti. Sende de var bu…

Olmaz mı? Okulu gözü kara bir şekilde bırakıp şarkı söylemeye başlamam delilikti. Hep çok tutkulu biri oldum. Aşık olduğumda da sakin kalabilen biri değilim. Hayatımın her yerine onun izleri siner bir anda ve gözüm artık başka bir şey görmez.

Rüzgar’ın sözleri şahane… “Okşa onun saçlarını benim yerime, fısılda kulağına, dolaş etrafından dön gel bana, getir bıraktığı nefesi…” Hepimiz aynı gökyüzüne bakıyoruz. Hepimize aynı rüzgar dokunuyor. Tabiat insanları birleştiren büyük bir güç belki de…

Kendimi bildim bileli tabiatla iyi bir ilişkim oldu. Küçükken bahar geldiğinde ağaçlar, çiçekler ve kelebeklerle birlikte ben de değişirdim. Boğaziçi’nde felsefe okurken de çok mutluydum. Okulun bahçesi yüzünden. Bütün gün çimenlerde oturup şarkı söylüyordum. Tabiat insanı gerçeğine döndürüyor. Daha hayvanlara yakın bir halimiz var aslında ama şehir hayatı bunu törpülüyor, içgüdülerimizi kaybediyoruz.

Bağırmıyorsun diye herkese öyle gelmiyor olabilir ama sen çok cesur sözler yazan birisin. Ayrıca seninle eski arkadaşız; çekingen görünmene rağmen cesur, kararlı ve açıksözlü olduğunu biliyorum.

Yazarken, şarkı söylerken, arkadaşlarımlayken rahatım ama günlük hayatta tedirgin ve utangaç sayılırım. Ama utangaç yanlarımı saklamaya çalışmıyorum, belki bu da bir çeşit cesarettir.

Aşk Bitti ve bağlanma korkusundan bahsettiğin Gidemiyorum var bir de… Kendi adıma, gidenin, terk edenin de aslında en az öteki kadar çok acı çektiğinin nihayet dile getirmesine bayıldım.

Bazen iki tarafın da iyiliği için birinin terk etmesi gerekiyor. Bunu yaptığın için çok acı çekersin ama öyle bir şeyin içinde olmaktansa, gitmeyi seçersin.

Sarhoş’ta “Beni terk etsin utancım, silinsin hislerimden, nasılsa gelecek sabaha bir baş ağrısıyla erkenden” diyorsun. Şarkılarda hep erkekler sarhoş olur genellikle. Teoman’dan alışkınız…

Kadınlar şarkılarda sarhoşluktan bahsetmezler. Ama sarhoş olurlar öyle değil mi? Hem benim bahsetmem normal, çünkü zaten pek çok kadının yapmayacağı şeyleri yapabiliyorum.

Gülenay Börekçi

1
Leave a Reply

1 Comment threads
0 Thread replies
0 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
1 Comment authors
  Subscribe  
newest oldest most voted
Notify of

Bugünlerde en çok dinlediğim albüm. Uzun bir süredir tek tük dinliyordum ama şimdi neredeyse her gün Göksel’i dinliyorum. Galiba onun hikâyelerinde kaybolmak bana bir şekilde iyi gelmeye başladı. Gidemiyorum ve Uzaktan sanırım sözlerinde kaybolduklarım. :)