Egoist okur

“Gölgesiyle karşılaşıp onu kabul edemeyen kişi, kayıp bir ruhtur”

Rüyaların, ejderhaların diliyle konuşan Ursula K. Le Guin’in Kadınlar Rüyalar Ejderhalar adında bir kitabı var. Kaç zamandır duruyordu kütüphanenin bir köşesinde ama okumamıştım. Geçenlerde karıştırayım dedim ve içinde nefesimi kesen bir yazısıyla karşılaştım. “Çocuk ve Gölge” başlıklı yazıda Ursula’mız benim pek sevdiğim bir Andersen masalı olan Gölge‘yi Jung’la ilişkilendirerek yorumluyordu. (Buraya kadar tamam aslında, adı Gölge olan bir masalın Jung’la bağlantısını kurmak zor değil.) Fakat sonrasında yazdıkları müthişti. Son zamanlarda okuduğum en ufuk açıcı makalelerden biri olduğunu söyleyebilirim. Aşağıya birkaç paragrafını alacağım. Bir göz atın, sonra da Kadınlar Rüyalar Ejderhalar’ı bulup uzunca da olsa tamamını okuyun derim.

Bu arada öncesiyle, sonrasıyla Gölge‘nin izini sürdüğüm bir yazı yazmıştım kısa bir süre önce, onun linkini de hemen aşağıya bıraktım.

Kadınlar Rüyalar Ejderhalar
Ursula K. LeGuin’den Seçme Yazılar
Çevirenler: Müge Gürsoy Sökmen, Bülent Somay, Meltem Ahıska, Deniz Erksan, Nurdan Gürbilek, Seda Tural
Metis Kitap

“Ben yapmadım o yaptı!” romanları

Ursula K. Le Guin

“Gölgesiyle karşılaşıp onu kabul edemeyen kişi, kayıp bir ruhtur”

Andersen’in öyküsü, gölgesiyle karşılaşıp onu kabul edemeyen kişinin kayıp bir ruh olduğunu söyler. Ama aynı zamanda, özellikle kendisi hakkında, sanat hakkında da bir şey söyler.

Der ki, eğer Şiir Hanesine girmek istiyorsanız, oraya etiniz ve kemiğinizle, katı, mükemmel olmayan, hantal, nasırlı, nezle olan, hırsları ve tutkuları olan gövdenizle; gölgesi olan bir gövdeyle girmek zorundasınız. Der ki, eğer sanatçı kötülüğü görmezden gelirse hiçbir zaman Işık Hanesine giremez.

Şimdi bu, olağanüstü zalim bir öykü; sonu aşağılanmaya ve ölüme varan bir delilik öyküsü.

Peki bir çocuk öyküsü mü? Evet. Dinleyen herkes için bir öykü.

Siz dinlediğinizde ne duyuyorsunuz?

Sokağın öte yanındaki ev, Güzellik Hanesi. O güzel kız ise Şiir Perisi. Bunları gölgeden öğreniyoruz. Her şeyi çok açık gören prensesin de saf, soğuk akıl olduğu gayet açık. Peki ya adam ve gölge? İşte bu çok açık değil. Adam ve gölge, alegorik figürler değil. Onlar, rüyalardaki gibi simgesel figürler, arketipler. Bu iki figürün önemi çok yönlü, açıklamakla bitmez. Ben yalnızca görebildiğim kadarını söyleyebilirim.

Adam, uygar olan her şey; bilgili, kibar, idealist, nezih… Gölge ise nezih, uygar bir yetişkin olma sürecinde baskı altına alınan her şey. Gölge, adamın engellenmiş bencilliği, itiraf edilmemiş arzuları, hiç etmediği küfürler, hiç işlemediği cinayetler. Gölge onun ruhunun karanlık yüzü, kabul edilmeyen ve kabul edilemez olan.

Ve Andersen’in dediği, bu canavarın insanın ayrılmaz bir parçası olduğu inkâr edilemez – tabii eğer Şiir Hanesine girmek istiyorsanız.

Adamın hatası, gölgesini izlememek. O penceresinde otururken, gölge önden gidiyor, o da gölgesini koparıp atıyor ve “şakacıktan” onsuz gitmesini söylüyor. Gölge gidiyor. Şiir Hanesine, tüm yaratıcılığın kaynağına gidiyor ve adamı dışarıda, gerçekliğin yüzeyinde bırakıyor.

Bu yüzden adam istediği kadar iyi ve bilgili olsun, hiçbir işe yaramıyor çünkü köklerinden ayırmış kendisini.

Gölge de aynı ölçüde çaresiz; gölgeli giriş holünden ışığa çıkamıyor.

Yani hiçbiri diğeri olmadan hakikate yaklaşamıyor.

Yaşamının ortasında bir yerde gölge adama geri dönünce adamın eline bir fırsat daha geçmiş oluyor. Adam onu da harcıyor. Kendi karanlık yönüyle sonunda karşılaşıyor ama onunla eşit bir temelde yüzleşeceği ya da ona egemen olacağı yerde, onun kendisine egemen olmasına izin veriyor. Teslim oluyor. Bir anlamda, gölgenin gölgesi oluyor. O zaman da kader kaçınılmaz. Akıllı Prenses onu idam ettirmekle zalim ama adil davranıyor.

Andersen’in zalimliği, kısmen aklın zalimliği, psikolojik gerçekçilikten, radikal dürüstlükten, bir davranışın ya da davranamayışın sonuçlarını görüp kabullenmeyi istemekten doğan bir zalimlik. Andersen’de aynı zamanda sadist, depresif bir yan var; bu da onun bir parçası, gölgesi ama tamamı değil. Andersen masaldaki adamın aksine gölgesinin kendisine hükmetmesine izin vermiyor. Gücü, inceliği, yaratıcı dehası tam da ruhunun bu karanlık yüzünü kabul etmesinden, onunla işbirliği yapmasından geliyor. Masalcı Andersen’in edebiyatın büyük gerçekçilerinden biri olması, işte bu yüzdendir.

Ursula K. Le Guin

Subscribe
Notify of

0 Comments
Inline Feedbacks
View all comments