Egoist okur

Hangisi elzem: “Saf ve Düşünceli Romancı” mı, Katy Perry parfümü mü?

“Romanlar ikinci hayatlardır” cümlesiyle başlıyor Orhan Pamuk’un yeni kitabı. Ve roman okurken zihnimizin ne şekilde işlediğini araştırıyor. Okurken insan zihninin bir tarafı, romanın karakterler, olaylar, mekânlar, nesneler, renkler, tatlar, kokular aracılığıyla yarattığı devasa manzaranın, daha doğrusu bir nevi düşsel müzenin tadını çıkarıyor. Bu bizim kendi gerçekliğimizi terk ederek romanın içine girme, onun bir parçası haline gelme biçimimiz. Diğer yanımızsa, başka bir dünya olmadığını biliyor ve adına “okuma” denen oyunun şifrelerini kırmaya çalışıyor. Mesela romanın nasıl yazıldığını, yazarın üslubunu oluşturan unsurları araştırıyor.

Gülenay Börekçi

Orhan Pamuk, kendine has ve bence çok mühim altı yazma dersi verdiği “Saf ve Düşünceli Romancı” adlı kitabında bizim coğrafyamıza dair meseleleri de ele alıyor. Roman sanatıyla resim sanatını karşılaştırırken, görsel sanatlardaki eksikliğimize vurgu yapıyor. İslam kültürünün temsil yasağı yüzünden görsel sanatların yeterince gelişemediğini, bunun da roman sanatını olumsuz etkilediğini söylüyor. Ona göre, dünyada bile çok yeni bir edebiyat türü olan romanın bizde iyice geç ortaya çıkmasının sebeplerinden biri de aslında bu.

“Saf ve Düşünceli Romancı” adını Alman şair Schiller’in “saf şair-düşünceli şair” ayrımından alıyor. Pamuk’a göre iki tür romancı var: İçinden geldiği gibi yazanlar ve düşünüp sorgulayarak yazanlar. Bu ayrımdan bahsederken, roman ile siyaset arasındaki büyük farka da değiniyor. Ona göre, siyasette empatiye yer yok. Zira insanın karşı olduğu bir siyasi görüşün sahibiyle özdeşleşmesi imkânsız. İşte tam burada romanın neredeyse sihirli bir yönü ortaya çıkıyor. Roman “anlamayı” mümkün kılmak konusunda siyasetten çok daha hünerli. Elimizde iyi yazılmış bir roman varsa eğer, hiçbir bakımdan bize benzemeyen, fikir ve inançları bize tamamen zıt karakterleri anlıyor hatta onlarla özdeşleşebiliyoruz. Kısacası roman insanın başka hayatlarla, başka ruh halleriyle, başka varoluş biçimleriyle empati kurmasını kolaylaştırıyor. “Ahali, önünde sonunda siyasetçilerdense romancılara inanacaktır” diyen Kolombiyalı yazar Gabriel Garcia Marquez’in ağzına bakıp biraz ileri gidebiliriz o zaman: Dünyayı siyasetçiler değil romanlar kurtaracak.

Ayşe misiniz, Zeynep mi, yoksa eski güzel zamanlardaki türden okumayı seven bir okur mu?

“Saf ve Düşünceli Romancı” adlı kitapta Orhan Pamuk, Ayşe ve Zeynep adlı iki hayali karakter yaratarak Fransız yazar Marcel Proust’un “Kayıp Zamanın Peşinde” kitabından bahsediyor. Pek az kişinin sonuna kadar okuyabildiği rivayet edilen bu zor roman 1990’ların başında Türkçe’ye çevrilince, gazeteler tuhaf bir biçimde art arda Kayıp Zamanın Peşinde haberleri yayınlamaya başlamış. Hafta sonları sergilere, konserlere giden, kültür ve sanatla haşır neşir bir hayat süren Ayşe de kendini başkalarından farklı hissetmek için kitabı hemen edinmiş. Ancak günün birinde bir felaket olmuş. Ayşe gene şehir merkezinde bir kafede, hep yaptığı gibi kalabalık içinde kitabı çıkarmış. Ve gözüne bol makyajlı, süslü ama kötü giyimli, sanatla, kültürle alakası yok gibi görünen Zeynep ilişmiş. Üstelik Zeynep de aynı kitabı çıkarmasın mı? Kitap bir anda tüm cazibesini yitirmiş ve Ayşe, bir pop kültür ikonu olarak Marcel Proust’a “elveda” demiş. Kıssadan hisse: İnsan biraz da başkalarına benzememek, kendini özel hissetmek için okur.

Niçin bir Orhan Pamuk kitabı Katy Perry’nin parfümüyle kıyaslanamaz?

Önce İngilizce’si yayımlanan “Saf ve Düşünceli Romancı”yı yurtdışında eleştirenler de oldu. Mesela “Yazar Nobel ödülünü bu kitapla taçlandırmak istiyor besbelli. Keşke söyleyecek sözü de olsaydı” diyen Guardian yazarı Adam Mars- Jones şöyle yazdı: “Pamuk’un hayata ve sanata dair görüşlerini kaleme alması, Katy Perry gibi pop kültür şahsiyetlerinin piyasaya kendi adlarıyla parfüm sürmesinin yüksek kültür katındaki karşılığı.”

Mars-Jones’a kalırsa, böyle parfümler ya da benzettiği tür kitapların başarıları çoğunlukla tesadüf eseri oluyor; pazarda herhangi bir fark yaratmıyorlar. Ben, Mars-Jones’un eleştirisini fuzuli bulanlardanım. Nabokov, Kundera ve Stephen King gibi ünlü romancılar, belli sayıda eserden sonra mutlaka kendilerini okurlarına borçlu hissedip nasıl yazdıklarını tarife ihtiyaç duyuyorlar. İçeriden bilgi kıymetlidir zira. Bu açıdan, Pamuk’un kitabıyla Katy Perry’nin parfümü tümüyle ayrı dünyaların mahsulü. Birini okumadan duramam, Purr denen garabetiyse merak bile etmem.

Gülenay Börekçi, Habertürk

3
Leave a Reply

2 Comment threads
1 Thread replies
0 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
3 Comment authors
  Subscribe  
newest oldest most voted
Notify of

Oldukça ilginç bir yazıydı, Orhan Pamuk en sevdiğim yazar , bu kitabını henüz okumadım ama çok merak ediyorum, doğrusu eleştirilmesini garipsedim. Yine de beni hayal kırıklığına uğratacağını sanmıyorum.

Sinan

Pamuk’un okurlarına borçlu olduğu kitabı yazmasına uzunca bir süre daha var. King kendi türünü oluşturabilmiş bir yazar, o hakkı kendinde bulması çık doğal. Pamuk içinse böyle bir durum söz konusu değil. Daha hazmetmesi, aşması gereken şeyler var. Popüler kültüre yetişme çabası olarak görüyorum ben de.