Egoist okur

Şahane 1 röportaj: İçi kan ağlarken gülen adam

Doğrusu “Gülen Adam” dendiğinde ben Kemal Sunal’ı filan düşünmem. Önce, Amerikalı yazar J.D. Salinger’ın ünlü Dokuz Öykü’sünden birinin adı gelir aklıma. Çocukken geçirdiği bir kaza yüzünden yüzünde sabit bir gülümsemeyle dolaşmak zorunda kalan birinden bahseder orada Salinger. Bir vakitler öyle popüler olmuştu ki, sinemaya uyarlanacağı, Japon çizgi anime dizisi Ghost in the Shell’de kullanılacağı konuşuluyordu. Tabii o sıralar Salinger henüz sağdı, yani öfkelenebiliyordu…

Fakat bir de Habertürk Gazetesi Hafta Sonu Ekleri kadrosundaki sevgili meslektaşım Pınar Erbaş’ın “hakiki Gülen Adam” Murat Karabulut’la Kemal Sunal’ın mezarı başında yaptığı harikulade röportajı okuyun…

Otuz altı yaşındaki Manisalı Murat Karabulut’un hikayesi çok acayip. 2004 yılında kayınpederi onu tüfekle başından vuruyor. Karabulut 38 gün komada kaldıktan sonra uyandığında, gördüğü her şeye, işittiği her lafa gülüyor artık. Hekimler çok geçmeden koyuyor teşhisi: Spastik Gülme Semptomu. Artık üzülse de, sinirlense de suratını asamayacak, her zaman, her şeye mecburen gülecek… Aslında hastalığına çabuk alışıyor. Lakin güldüğü zaman çevresindekilerin verdiği tepkilere bunca yıl sonra hâlâ alışamıyor. Alışmak ne kelime, bütün bunlar onu adeta canından bezdiriyor. “Evimin tavanında çengeller asılı” diyor. “Bazen yatağa yattığımda gözüm onlara takılıyor. Hele para bulamadığımda, çok çok sıkıldığımda, acaba ölsem daha mı iyi olur diye düşünüyorum… Cana kıymanın günah olduğunu bilmesem onu da yaparım.”

Gülenay Börekçi

Şahane 1 röportaj: İçi kan ağlarken gülen adam

Kayınpederiniz sizi neden vurdu?

İzmir’de taksi şoförlüğü yapıyordum. Normal bir hayatım vardı. Bir gün eşimle kavga ettik. Hovarda biriydim. Kadınlarla aram iyiydi. Eşim bunlara kızıyordu. Ona ilgisiz davrandığımı söylüyordu. Son kavgamızda kızımı alıp babasının evine gitti. Barışmak için eşimin peşinden ben de gittim. Kavga ettik. “Kızımı size bırakmam” diyerek onu kucağıma alarak kapıya yöneldim. Ayakkabılarımı bağlamak için eğilmemle kayınpederimi elinde tüfeğiyle görmem bir oldu. Kendimi korumak için kollarımı başıma götürdüğümü hatırlıyorum. Saçma tam kafamın arkasına isabet etmiş. Gözümü açtığımda hastahanedeydim. Başımda amcam vardı. Kaza geçirdiğimi sanıyordum. Taksiye bir şey oldu mu diye merak ettim. Gerçeği öğrenince şoke oldum. Ben komadayken doktorlar aileme ‘Hazırlıklı olun’ demiş. Herkes öleceğimi sanıyormuş. Memleketim Manisa’da her sela okunduğunda, “Tamam artık, bu Murat’ınki” diyorlarmış.

Hastalığı öğrendiğiniz ilk günler nasıl geçti?

Sol tarafım kısmi felç olmuştu ve tek gözüm görmüyordu. Bir de bu gülme hastalığı vardı işte. Sürekli gülmek geliyordu içimden. Bir refleks gibiydi, kendimi tutamıyordum. Karşımdaki ciddi bir şey konuştuğunda ya da heyecanlandığım zamanlar daha çok gülüyordum. Herkes şaşırıyordu. Hastaneden çıktıktan sonra İzmir’deki amcamın yanına yerleştim. Geçmiş olsun demeye gelenlerin yanında da gülme krizine giriyordum. Sonra Manisa’ya döneyim dedim. Artık toprak mı çekti nedir; köyde daha iyi olacakmışım gibi bir his vardı içimde. Hem orada babamla beni büyüten babaannem de vardı. Yanlarında rahat ederdim.

“Oğlum gözüne bir şeyler mi gözüküyor da böyle gülüyorsun?”

Babanızla babaannenizin tepkisi ne oldu?

Babam çok asabi bir adamdı. Ben güldükçe o sinir oluyordu. Babaannem de alışamadı. ‘Oğlum gözüne bir şeyler mi gözüküyor da gülüyorsun’ diyordu.

Siz sürekli gülen halinize alışabildiniz mi?

Evet. Benim için çok kolay oldu. Anamdan böyle doğmuş gibiyim.

Kayınpederinize ne oldu?

3 yıl hapis yattı. Babam bana ‘davacı olma, hapishaneden çabuk çıksın ki onu öldüreyim’ diyordu. Ben de kayınpederim hapishaneden çıkana kadar babam ölsün diye Allah’a dua ettim. Katil olup ölmesindense eceliyle ölmesi daha iyi olurdu. Zaten iki sene sonra vefat etti.

Rahatsızlığı neydi?

Nefes darlığı çekiyordu. İyice hastalandı. Helalleşmek istedim. “Hakkını helal et” demeye kalmadı, kah kah kah diye gülmeye başladım.Yerinden hafifçe doğruldu. Küfretti. “Gül, Allah’ın belası” diye bağırdı. Son sözü bu oldu. 15 dakika sonra Hakkın rahmetine kavuştu. Şimdi ben de işte böyle gülerek aslında babamın vasiyetini yerine getiriyorum.

“Güldüğüm anlaşılmasın diye babamın tabutuna kapandım”

Babanızın cenazesinde de mi ağlayamadınız?

Her gün sabah akşam yarım doz almam gereken bir ilaç vardı. Cenaze günü belki gülmemi azaltır diye yarım yerine üç hap yuttum. Bir saat sonra her taraf dönmeye başladı. Nasıl terliyorum, içim eriyor. Tabutun başında “Yetişin ölüyorum” diyorum. İnsanlar “Kolay değil, sabırlı ol” diye beni susturmaya çalışıyorlar. Sonra kendiliğimden yatıştım. Bu sefer de gülmem başladı. Ama nasıl gülmek, katılıyorum resmen. İnsanlar fark etmesin diye tabuta kapandım. Ağlıyormuşum gibi… Hastalığımı bilmeyenler “Ne gülüyorsun?” diye soruyordu. “Babamın tek oğluydum. Onu çok sevdiğim için ağlayarak değil gülerek uğurlamak istedim” dedim. Babamın vefatından sonra babannemle ben bir başımıza kaldık. 85 yaşındaydı. Aradan bir sene geçmeden o da vefat etti.

Bu seferki cenaze nasıldı?

Daha cenaze namazı kılınırken gülmeye başladım. Hoca ikinci kez “Allahuekber” derken tutamadım kendimi. Millet namaz kılıyor ben gülüyorum. Namazımı da bozmuş oldum. Kaçtım hemen.

“İş bulamıyorum, çünkü benden daha verimli çalışabilecek olan engellileri tercih ediyorlar”

Geçiminizi nasıl sağlıyorsunuz?

Üç ayda bir 650 TL engelli maaşı alıyorum. Babaannem öldükten sonra kaldığım ev miraslık oldu., torunlar arasında bölüştük. Manisa’nın Saruhanlı ilçesine taşındım. Orada öğretmen arkadaşlar yardımcı oldular. Bir hayırsever “Ufak bir evim var, geçsin orada otursun” dedi. Taşındım ama sonra müteahhit evi yıktı. Bir süre sokakta kaldım. Şimdiki evim de aynı şekilde yıkılacak. Kaykamakam “Sana bir ev bulalım, kirasının üçtebirini biz öderiz” dedi. Bakalım ne olacak…

Çalışmayı düşünmediniz mi?

Bir-iki yere başvurdum ama olmadı. Benden daha verimli çalışabilecek engellileri tercih ediyorlar.

“5 kere evlenen annem, ‘Nikahlı ölmek sevaptır’ derdi”

Annenizle görüşmüyor muydunuz, onun yanına gitseydiniz?

Annemle babam ben çok küçükken ayrılmışlar. Ufakken yanına gidiyordum. Ama sonra başka evlilikler yaptı. Bu sefer de kocalarından utandığım için gidemiyordum yanına. Annemle babam birbirlerine inat olsun diye sürekli evlendiler. Babamın 5, annemin 6 eşi oldu. Anneme “Niye bu kadar çok evleniyorsun?” diye soruyordum. “Ne yapayım oğlum, nikahlı ölmek sevaptır” diyordu. O da üç sene önce vefat etti. Cenazesine gidemedim, haberini duydum sadece.

Olaydan sonra eşinizin tarafında neler olmuş?

Kayınpederim hapisteyken kayınvalidemle boşandılar. Eşim, kayınvalidem, kızım ve baldızım beraber yaşıyorlar. Önceden İzmir’de kalıyorlardı. Babam onları zamanında öldürmekle tehdit ettiği için korkup Adana’ya kaçtılar.

Ziyaretlerine gidiyor musunuz?

Bayramlarda gidiyorum. Başlarda eşimin tereddütleri vardı. İntikam için benim onlara zarar vereceğimden korkuyordu. Ama sonra bana güvenmeye başladı. Şimdi aramız iyi. Kızımla da iyi anlaşıyorum. 11 yaşında. Arada bir “Baba, ağzın durmuyor, her şeye gülüyorsun” diye takılıyor. Annesi onu benden soğutmadı. Bunun için ona teşekkür ederim.

Eşinizle tekrar yaşamayı düşünmediniz mi peki?

Ben çok düşündüm. Eşime de teklif ettim ama o istemedi. “Ben seninle geçinemem, uyuşamayız’” diyor. “Sen kafayı bozmuşsun” dediği zamanlar bile oldu.

Kayınpederiniz ne yapıyormuş, haber aldınız mı hiç?

Hapisten çıktıktan sonra Konya’nın bir köyüne yerleşmiş. O da benim gibi engelli kalmış. Beni vurmadan çok önce motosikletiyle bir kaza geçirmişti. Ayağı sakatlanmıştı. Şimdi daha da kötüleşmiş. Eskiden çok sert bir babaymış. El ayaktan düşünce otoritesi sarsıldı. Çocukları da onu dinlememeye başladılar. O da kendini iyice alkole vurdu.

“Kayınpederim benden kötü durumda”

Hiç görüştünüz mü?

Görüştüm. Konya’ya yanına gitim.

Sizdeki de iyi cesaret.

Ölümlü dünya. Beraber iyi günlerimiz oldu. Küs kalmak istemedim. Şimdi o benden daha zor durumda. Köylülerin yardımları sayesinde bir ev yapabilmiş. Yüzde 40 engelli olduğu için benim gibi maaş da alamıyor.

Sizi görünce ne yaptı?

Ağladı. O ağlayınca bana gülme geldi. “Canını sıkma” dedim. “Damadına bir kurşun sıkmışsın çok mu?” Oysa o bana değil kendi derdine ağlıyormuş. “Senin yüzünden yuvam dağıldı, bak ne hale geldim” dedi.

Aynı evde kalmaya korkmadınız mı?

İlk gün çok iyiydi. Sabah kalkıp sofrayı hazırladı. Bana hizmet etti. İkinci gün o yokken odasına girdim. Yatağının yanındaki çekmecede iki tüfek mermisi buldum. İşte o zaman ödüm patladı. “Bu adam yarım kalan işini tamamlayacak” dedim, toparlanıp kaçtım hemen.

“Bazen de iyi ki vurulmuşum diyorum”

Sizde hiç üzülme hissi yok mu?

Olmaz mı. Çok üzüldüğüm zamanlar oluyor. Ama o zaman da gülüyorum.

Yedi senedir hiç ağlamadınız mı?

Hayır. Sadece soğan doğrarken gözümden yaş geliyor.

Sokakta ne gibi tepkilerle karşılaşıyorsunuz?

Anlayışlı biriyse hastalığımı hesaba katarak “Tamam kardeşim” deyip geçiyor. “Karşımda gülme, seni yere çalarım” diyenler de oluyor. Sürekli güldüğüm için beni ciddiye almıyorlar.

Sürekli gülmekten sıkıldığınız oluyor mu?

Yok. Halimden memnunum.Güldüğüm için değil, yaşadıklarımdan dolayı sıkıntı çekiyorum.

Toplu taşıma araçlarına bindiğinizde ne oluyor?

Hiç sorma. Kafam önümde oluyor. İnsanlarla bakmayayım diye kendimi oyalamaya çalışıyorum. Çok gülmem gelirse kendimi çimdikliyorum.

Ciddi bir şey konuşmanız gerektiğinde ne yapıyorsunuz?

O zaman daha çok gülmem geliyor. Kızımı aklıma getiriyorum. Onu düşününce duygulanıyorum çünkü.

Eskiden sizi en çok ne ağlatırdı?

Pek ağlamazdım. Olumlu düşünürdüm hep. Taksici olduğum için insanlarla diyaloğum iyiydi. Çevresini eğlendiren biriydim.

“Allah’ım, niye ben!” dediğiniz oldu mu?

Çok oldu.İnsanlar benim hayat hikayeme bakıp etme bulma dünyası demesinler. Evliyken gözüm dışarıya kaydı. Bu hataydı. Ama herkes hata yapabilir. Ben bedelini biraz ağır ödedim. Cahildim. Fakir bir ailede büyümüştüm. İzmir’e gidip kendi paramı kazanmaya başlayınca biraz şımardım. Başımda büyüğüm de yoktu. Kulağımı çeken olmadı. Oğlum böyle olmaz demedi kimse. Bazen “İyi ki vurulmuşum” diyorum. Öbür türlü ot gibi gelip ot gibi gidecektim. Bulduğunu hemen harcayan biriydim. Gezmesini, eğlenmesini çok seviyordum. Arkadaşlarım vardı. Onlardan güç alıyordum. Ama bana arkalarını döndüler. Kimsenin aradığı yok.

Geriye dönüp baktığınızda en çok neden pişmanlık duyuyorsunuz?

Keşke eşimin peşinden o eve gitmeseydim. Yeni evlenecek arkadaşlarım var. Kayınpederinizin evinde eşiniz sizin ağzınızı burnunuzu kırsa da aman sesinizi çıkarmayın, ellerinizi birleştirip oturun.

Bir gününüz nasıl geçiyor?

Akşama kadar kahvede oturuyorum. Çok sıkılıyorum.

Hiç ölmeyi düşündünüz mü?

Zaman zaman aklıma geliyor. Bazen yatağa yattığımda gözüm onlara takılıyor. Hele para bulamadığımda, çok çok sıkıldığımda, acaba ölsem daha mı iyi olur diye düşünüyorum… Cana kıymanın günah olduğunu bilmesem onu da yaparım.

Pınar Erbaş, Habertürk

5
Leave a Reply

3 Comment threads
2 Thread replies
0 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
4 Comment authors
  Subscribe  
newest oldest most voted
Notify of

Her bir parça değerli. Ne ve neresi olursa olsun. Bunu zamanında bir nedenden dolayı ameliyat olup yaklaşık 1 ay boyunca yatakta yüzüstü uyumak ve yatmak zorunda kaldığımda daha iyi anlamıştım. Ama insanoğlu yine de değerini bilmiyor bazı şeylerin. İyileşince hiçbir şey olmayacakmış gibi devam ediyor ya da göz ardı etmesi kolay oluyor. Önemli olan yaşarken değerini bilebilmek bazı şeylerin… Bu bir duygu olabilir ya da fiziki bir parçamız olabilir fark etmez…

Bende farklı etkiler birakan adam. Farklı bir yazı olmuş tebrik ederim. İnsanda inanılmaz etkiler bırakıyorsunuz.

Deniz

iyi ki denk geldim sitenize. nasıl şanslı sayıyorum kendimi, her okuduğum yazınız değerli, tebrik ederim.