Egoist okur

Murat Yalçın: “Hayatın tam göbeğindekini öküzün boynuzuna saklama çabası sürüyor”

Orhan Gencebay. Arabesk müziğin en ünlü ismi hatta belki  yaratıcısı… Halen hayatta. Oğuz Atay. Modern romanın dev yazarlarından ama çoktan öldü.

Anlayacağınız ikisinin bir araya gelmesi her bakımdan imkansız gibi görünüyor.

Öte yandan öykücü, romancı ve editör Murat Yalçın, başka türlü düşünüyor. Yalçın “İçimde Oğuz Atay ile Orhan Gencebay İkizi Yaşıyor” adlı yeni kitabını bugüne dek ona gönderilen okur mektuplarından yola çıkarak yazmış. Yani “editöre gönderilen müstakbel yazar e-postaları”!

Sadece Atay ve Gencebay değil, Yalçın’ın kitabında bir şekilde Orhan Pamuk ve Teoman, Sait Faik ve Gogol da buluşuyor. “Editör”ün şiirini, öyküsünü okutmak isteyen, romanının yayınevince neden reddedildiğini merak eden ya da sadece edebiyata dair bir şeyler danışmak isteyen okurlardan aldığı mektuplar arasında neler yok ki? Hepsi derlenmiş, toplanmış ve en önemlisi bir edebiyatçının imgeleminden süzülerek yarı gerçek-yarı düşsel öyküler olarak bir kitapta yerlerini almış.

Murat Yalçın’la Can Yayınları’nın artık bağımlısı olduğum Kırkmerak dizisinden çıkan kitabını konuştuk…

Gülenay Börekçi

oguz atay orhan gencebay egoistokur murat yalcin

“Hayatın tam göbeğindekini öküzün boynuzuna saklama çabası sürüyor…”

Bu her şeyden önce bir öykü kitabı. Öykünün değişik, bilmediğimiz bir formunu icat ettiğiniz söylenebilir mi? Yazım sürecinde kendinizi editör gibi mi hissettiniz, edebiyatçı gibi mi?

“Bu bir öykü kitabı değildir” diyemem. Neden olmasın? Doğrusu bir itiraz gerekçesi bulamıyorum. Gene de editörüm Faruk Duman’a Pasaj’daki öğlen buluşmalarımızın birinde dosyayı “öykü dosyam” diye vermedim. “Böyle bir şey var elimde ama yayımlamasanız kırılmam” dedim. Yayımlanmaya değer bir kitap olup olmadığı ilgilendirdi beni daha çok;

Sizi şizoid bir pozisyona sokacağım ama mektupları yazarken, onların sahiden size hitap ettiğini mi düşündünüz, yoksa soyut, aslında var olmayan bir editöre mi?

Direkt kendime hitap ettim. Kendime muhalif sesi sonuna kadar açmaya çalıştım. Kendini, işlerini, kararlarını, duygularını ve düşüncelerini sürekli, hatta biraz aşırı sorgulayan biriyim. Kendi kendime ettiğim muhalefeti bugüne kadar hiç kimseye etmedim. Biriyle tartışırken bile aslında daha çok kendimi eleştiririm. Dolayısıyla hiç zor olmadı kendimle kafa bulmak.

Nelerden ilham aldınız? Mesele ilk mektupta Orhan Pamuk ve Teoman’ı, ikinci mektupta Sait Faik’le Gogol’u buluşturmuşsunuz. Başka neler var popüler kültür tarihinden gelip sizin mektuplarınıza sızanlar arasında?

Kültürel ayrımlardan pek hoşlanmam. Hayatta da yazıda da her şey birbiriyle iç içe yan yana gelir. Geliş şeklidir önemli olan. Yaşarken de yazarken de hep en dipten bakarım. Kültürler, dünyalar ve insanlar arasında kategori ve hiyerarşi gözetmem. Yarattığım kişilerin şarkılarla türkülerle yaşamaları, kendilerine oralarda dayanak aramaları çok insani, sıradan ve doğru değil mi? Yazı bir şeyleri dışlama, temizleme aracı değildir. Yazınımızda popüler kültür kadar küfür ve argo meselesi de cesurca tartışılamıyor. Hayatın tam göbeğindekini öküzün boynuzuna saklama çabası sürüyor. Oysa güçlü bir kalem her sözü kaldırır.

“Sponsor arayan okur var, onu seviyorum en çok”

Gerçek hayatta editör olarak aldığınız mektuplardan bu kitabı doğrudan etkileyenler oldu mu? Unutamadığınız çok acayip okur mektupları var mıdır?

Bu kitaptaki her mektup bazen bir mektubun yeniden yazılması bazen de birden çok mektubun kokteyli… Ben en çok “sponsor arayan okur”u seviyorum; çünkü sıfırdan yarattığım tek tip o, benim “ütopik okur”um! Gerçekten böyle bir mektup alsaydım, ona yardımcı olmaya çalışırdım. Kitaptakilerden çok daha ilginç mektuplar vardır arşivimde. İnsanlara şaşırma yaşını geçtim ama şaşırtıcı zekâlarla karşılaştığımda da mesleğimi daha çok seviyorum. Yazı, hele hele mektup insanı çok kolay ele veren tılsımlı bir alet. Yazdıkları üstüne konuşan birini saatlerce dinleyebilirim, çoğu zaman o konuşma yazdıklarından daha iyidir çünkü. Ama daha tuhafı, çoğunun yıllar geçip de bunun farkına varamamasıdır. Bazen de seni okumayan birine yazdıklarını anlatırsın. “Bunları yazsana” der, okuyormuş gibi!

oguz atay orhan gencebay murat yalcin egoistokur

“Yazıyı sosyal statü aracı gören çok kişi var”

Kitaptaki bazı mektuplar fazla dürüst. Mesela “Yemişim derginizi” diyen okurunki. Edebiyat tarihinde isim yapmak istediğini söyleyen şu okur var bir de. Pek de hayal ürünü değil sanki… Edebiyat camiasında isim yapmak isteyen çok okur var mı?

Edebiyat camiasında isim yapmak, eskilerin “temayüz etmek”, “imtiyaz sahibi olmak” dediği şeye karşılık geliyor. Yani hatırı sayılır ölçüde tanınıp, bilinmek; yazar, şair, romancı sıfatı kazanmak. Bunu gerçekte edinemeyenler adlarının altında “şair-yazar” yazılı kartvizit bastırırlar. Yazıyı sosyal statü aracı gören çok kişi var, evet… Aldığım en dürüst en açık sözlü gerçek mektuplardan yararlanarak yazdım sonuçta. Sadece biraz yazarlık, biraz da editörlük yaptım üstlerinde ve gülünç isimler takarak, bazı sivri zekâlılıklar ekleyerek şu komik deyişle “aliakaya çay demledim”. Aslında dosyayı yayınevine teslim edecekken kendime de oyunbaz bir ad takacaktım ama işleri iyice karıştırmak istemedim. Uslu durdum yani.

“Okurken beni kederlendiren mektuplar da oldu”

Çoğu komik mektuplar… Ama bazıları insanın içini acıtıyor. Türlü türlü insanlık hali, “editörle yazışmak arzusundaki okur” şeklinde karşımıza çıkıyor. Yazarken siz neler hissettiniz? Eğleniyor muydunuz, yoksa üzülüyor muydunuz?

Tebessümle, sırıtarak, gülerek ve kahkahayla yazdım çoğunu, böyle de okunsun isterim. Bir seferinde öğle tatilinde yerime mıhlanıp yazarken tam karşımda oturan editör arkadaşım Mine Haydaroğlu’nun soran gözlerle baktığını anımsıyorum: O kadar gülerken “Bir şey yazıyorum da…” diyemeyeceğim için “Biri bir mail atmış da, ona gülüyorum” demiştim. Ama şimdi okurken beni kederlendiren, duygulandıran, ciddi birkaç mektup da var; hepsi de o kadar komik değil.

İçinde Orhan Gencebay ve Oğuz Atay ikizi yaşayan okurdan ilhamla, sizin içinizde kimlerin ikizlerinin yaşadığını sorsam…

Boy boy ikizlerim, üçüzlerim, hatta sekizlerim var… Şaka bir yana, çok gençken başkalarından oluşan bir kalabalık taşırdım içimde. Şimdi, kendim bile fazla geliyorum kendime. İşte bir yazma sebebi daha.

Gülenay Börekçi

1
Leave a Reply

1 Comment threads
0 Thread replies
0 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
0 Comment authors
  Subscribe  
newest oldest most voted
Notify of

[…] Murat Yalçın’dan, “yazar-yayıncı gerilimi” denebilecek “şey”in azaltılması yönünde diplomatik bir çaba. Bir tür mola. Bir dergi editörüne ne gibi mektuplar gelir? Dergiye gönderilen metnin yayımlanmaması ne gibi artçı sarsıntılara neden olur? Editör olmaya niyetliyseniz neleri göze almanız gerekir? Yalçın, “tamamen kurgusal” yazılarında bu sorulara yanıt niteliği taşıyacak e-postalar sunuyor okuruna. Editöre daha çok kitap okuması gerektiğini önerenlerden sen benim kim olduğumu biliyor musunculara, sponsor arayışı içindeki profesyonel okurdan kırgın şaire, içini editöre dökenler…Kuşkusuz, yerinizde duramayacak, elinizden bırakamayacaksınız. (Tanıtım Bülteninden) Gülenay Börekçi’nin Murat Yalçın ile kitabı üzerine yaptığı röportajı okumak için aşağıdaki linki tıklayın. http://egoistokur.com/icimde-oguz-atay-ile-orhan-gencebay-ikizi-yasiyor/ […]