Egoist okur

Terry Pratchett’ın intihar sözleşmesi

12 Mart 2015 editi: Terry Pratchett evinde öldü. Bunun dışında 2011 yılında hazırladığım bu yazıya dokunmadım. 

İlk hikâyesini 13 yaşında sattı ve ikinci el bir daktilo almaya yetecek kadar para kazandı. The Carpet People adlı ilk romanı 1971’de yayımlandı. Sonra gazetecilik yaptı, özel şirketlerde medya ilişkileri görevini üstlendi. 1983’te ona asıl ün getiren Discworld’ü (Disk Dünya) yazdı. Mizahla hayalgücünün enfes bir karışımı olan Discworld, olağanüstü başarısı üzerine 36 kitaplık bir seriye dönüştü, ödüller kazandı, sinemaya uyarlandı. Kitapları dilimize İthaki Yayınları tarafından çevrilen yazarın fantastik edebiyatın dev isimleriyle ortaklaşa yazdığı kitaplar da var. Neil Gaiman’la kaleme aldığı Good Omens bunların en ünlüsü. Bir süre önce Alzheimer olduğunu öğrendi.

Alzheimer tanısı konan ünlü İngiliz romancı Sir Terry Prachett önce ölme hakkını savunan bir belgesel çekerek İngiliz Oscar’ı BAFTA’yı kazandı, sonra İsviçre’deki Dignitas Kliniği’ne başvurarak destekli intihar talebinde bulundu. Şimdi dünya onun kararını bekliyor…

Gülenay Börekçi

Terry Pratchett’ın intihar sözleşmesi

İsviçre’de bir klinik. Adı Dignitas. Fazlasıyla şık ve temiz, deyim yerindeyse “asortik” bir yer. Sadece çok zenginler oraya girebiliyor. Hayır tedavi için değil, estetik ameliyatlar için de değil… Ölmek için. Dignitas ölümcül hastalığa yakalananların huzur içinde, hekim kontrolünde ölmeyi seçmek için gittikleri bir yer. Buna “destekli intihar” adı veriliyor. Tek tük bazı ülkelerde serbest ama dünyanın birçok ülkesinde ağır suç kapsamına giriyor.

Dignitas’tan haberdar olmamızı sağlayansa İngilizlerin fantastik romanlarıyla ünlü yazarı Sir Terry Pratchett’ın yönettiği “Choosing to Die” adlı belgesel. Hikâye enteresan… Pratchett 2008’de Alzheimer hastası olduğunu öğreniyor. Tanı konduktan sonra bu konuda uzun uzun düşünüyor ve yaşamını zihinsel işlevlerini kaybederek tamamlamak istemediğine karar veriyor. Ama intihar etmek zor. Kısa bir araştırma yapıyor ve İsviçre’deki Dignitas Kliniği’ni keşfediyor. Ve hemen, ölümcül hastalıklara yakalananlara intihar etmeleri için yardım eden bu kliniğe başvuruyor. Şimdi yapması gereken ölüm şekline karar verip son bir imza atarak yasal süreci başlatmak…

Pratchett imzayı atmak için hastalığın son evresine gelmeyi bekliyor. Zihinsel işlevlerini henüz sürdürürken ölmeye niyetli olmadığı ortada. Bu arada vaktini yazarak geçirmeyi tercih ediyor. Çeşitli sosyal ve ekonomik sınıflardan gelen ölümcül hastalarla konuşarak bir de belgesel film çekiyor. Amacı destekli intihar kavramını tartışmaya açmak… Ve İngiliz yasalarının bu konudaki tutumunu değiştirmek. “Film bitmeden imzayı atmak istemedim” diyor. “Ayrıca elimde bir an evvel tamamlamam gereken kahrolası bir roman da var.”

Film, Pratchett’ın motor nöron hastalığı tanısı konan 71 yaşındaki milyoner oteller zinciri sahibi Peter Smedley’le sohbetiyle başlıyor. Sonra Alzheimer olduğunu öğrendiğinde intihar eden Belçikalı yazar Hugo Claus’un eşiyle ve gene motor nöron hastası Londralı taksi şoförü Mick Gordelier ile görüşüyor. Son olarak, Peter Smedley ve 42 yaşındaki Multipl skleroz hastası Andrew Colgan’la beraber İsviçre’deki Dignitas kliniğine doğru yola çıkıyorlar. Colgan destekli intihar başvurusu yapmak, Smedley ise çoktan kararlaştırdığı intiharını gerçekleştirmek istiyor. Onları kliniğin kurucusu Ludwig Minelli karşılıyor. Bütün bu karşılıklı sohbet ve tartışmaların sonunda Peter Smedley’nin eşi ve iki Dignitas çalışanı yardımıyla intiharını dakika dakika izliyoruz. Önce ona verilen bir ilacı içiyor, ardından yavaş yavaş kendinden geçiyor. Ölüm anını izlemek gerçekten demir gibi bir yürek gerektiriyor. Son nefesini vermeden hemen önce eşine “Güçlü ol sevgilim” diyor ve ölüyor.

Haziran ayında BBC’de yayınlanan film, İngiltere’de büyük tartışmalara sebep oldu. Gelen şikâyetlerin haddi hesabı yoktu. Çeşitli dini kuruluşlar protesto gösterileri yaptı, 4 parlamento üyesi BBC’yi protesto için bir kampanya başlattı.

Öte yandan filme ve Pratchett’a destek veren seyircilerin de sayısı fazlaydı. Dignity in Dying adlı organizasyonun yöneticisi Sarah Wootton zaman zaman izlemesi güç olsa da filmi çok etkileyici bulduğunu yazdı. Bu arada kısa süre önce film, en iyi belgesel film dalında İngiliz Oscar’ı sayılan Bafta Ödülü’ne layık bulundu.

Son olarak destekli intiharın yasal olarak mümkün olduğu Dignitas kliniğinin tuhaf bir yer olduğunu eklemek istiyorum. Burası hayati kararların alındığı ve bozulduğu bir nevi araf. Zira hekim kontrolünde intihar etmek için başvuran hastaların yüzde 70’i son dakikada bu kararlarından vazgeçiyor. Zaten Sir Terry Pratchett da “iki dakikada bir fikrini değiştirdiğini” anlatıyor. İntiharı ertelemekteki bahanesi şu: “Galiba İsviçre’de değil, kendi ülkemde ölmek istiyorum. Ayrıca kış ortasında ölmek fikri beni korkutuyor, güneşli bahar günlerinin gelmesini bekleyeceğim.”

“Ölüm ticareti yapmıyoruz, acı çekenlere huzur veriyoruz…”

Yukarıdaki fotoğraflarda Terry Pratchett’ı, meslektaşı Neil Gaiman’ı ve Dignitas Kliniği’nin meşhur bungalovuyla ölüm kapısını görüyorsunuz. Bir de tabii bugüne kadar bu klinikte intihar eden “üyelerin” dosyalarını… Korkutucu! Aşağıda ise Dignitas’ın kurucusu Ludwig Minelli’nin konuya dair söylediklerini okuyabilirsiniz.

Destekli intiharın maliyeti nedir?

Üyelerimizin (onlara hasta veya müşteri demiyoruz) toplam olarak 5000 dolar ödemeleri gerekiyor. Tabii cenaze töreni ve benzeri başka şeyler isteniyorsa bu rakam artabiliyor. Ama nihayetinde tüm masraflar için en fazla 15 bin dolar ödenmesi gerekiyor.

Kliniğinizde yılda kaç intihar gerçekleşiyor?

Bu değişiyor. Geçen yıl 78’i Almanya’dan toplam 138 intihar gerçekleşti.

Kaç üyeniz var?

Şu anda seçtikleri zamanı bekleyen 5.300 üyemiz bulunuyor. Aslında sayının her yıl gitgide arttığını söyleyebilirim.

Bir üyeniz ölmek için geldiğinde ne hissediyorsunuz?

Kendimi mutlu hissettiğim söylenemez. Tazmanya’dan, Avustralya’dan ABD’den ve başka bir çok üykeden gelen üyelerimiz oluyor. Bir üye geldiğinde, onun birkaç saat sonra öleceğini biliyorum ama bu beni özel olarak üzmüyor, çünkü kozmolojik ölçekte bakınca, herkesin günün birinde öleceğini biliyorum. Destekli intihar, bana acılı bir ölümden daha iyi geliyor. Burada yaptığımız işin bir nevi yardımseverlik olduğuna inanıyorum. Babaannem çok mutlu bir ölümle gitmişti, bahçesindeki güllerin arasında… Kendi ölümümün de öyle olacağını umuyorum. Ama olmayabilir elbette. O zaman acı çekmektense, özgür idaremi kullanacağım…

Yaptığınız işi “ölüm turizmi” olarak adlandıranlar var…

Böyle söyleyenler var tabii ama tersini söyleyenler de var. Başka ülkelerden buraya gelip ‘Ne harika bir ülkeniz var, destekli intihar hepimizin ihtiyacı olan bir şey ama bizim ülkemizde yasal değil’ diyenler de çok. Sonuçta nereden baktığınıza göre değişiyor. Acı çekenler bize geliyor, derdi olmayanlar eleştiriyor.

Terry Pratchett: “İntihar edeceğim ama ölümden çok korkuyorum…”

Şimdiye dek sadece yazarlık alanındaki başarılarıyla tanınan Terry Pratchett son iki yılda kimileri için bir halk kahramanı kimileri içinse tehlikeli fikirler saçan biri haline geldi. Alzheimer araştırmalarına verdiği destek sayesinde kamuoyunda çok daha fazla sevilmeye başladı. Alzheimer Araştırmaları Vakfı’na 500 bin poundluk bağış yapması bir yana, vakfın uluslararası sözcüsü oldu. “Destekli intihar” konusundaki görüşleriyse epeyce tepki çekiyor. Artık sokakta rahat yürüyemediğini anlatıyor, çünkü mutlaka birileri onu durdurup ölüm konusundaki fikirlerini soruyormuş. İşin kötüsü beyaz sakalı ve başından hiç çıkarmadığı büyücü şapkasıyla tanınmama şansı yok. Biliyor musunuz, aslında herkes güzel ölümü umut ediyor” diye anlatıyor Guardian gazetesine verdiği röportajda. “İyileşme şansı olmayan hastaların içinde hep günün birinde iyi kalpli bir doktorun veya hemşirenin çıkıp bir iki doz hap vererek onları öldüreceği umudu var. Öte yandan dini kuruluşlar buna karşı. Sonuçta hepimiz Hıristiyanlık’taki 10 Kutsal Emir’den birinin ‘Öldürmeyeceksin’ olduğunu biliyoruz. İntihar da Hıristiyanlığa göre bir çeşit cinayet. Bana göreyse öyle değil, insan huzurlu bir hayat sürmüyorsa, sürmesinin bir yolu yoksa, intiharı seçebilmeli.”

Kendi ölümü konusundaysa her zaman o kadar kararlı olamıyor. “Ölümden korkmuyorum aslında, zira ben ölümden sonra herhangi bir şey hissetmeyeceğimi düşünüyorum. Kutsal bir ruh üzerime eğilip ‘Hoş geldin, geçmişteki günahlarının hesabını vermeye başla bakalım’ demeyecek” diyor ve ekliyor: “Aslında korktuğum şeyin ne olduğunu da tam olarak bilemiyorum. Ama gene de herkes gibi, ölüm fikrinde beni de ürküten bir şey var.

Gülenay Börekçi

Leave a Reply

  Subscribe  
Notify of