Egoist okur

KADER ABDOLAH: “Yazar olmamı Türk polisine borçluyum!”

Geçen hafta Şehir ve Korku temalı İTEF kapsamında, İran Vakayinamesi’ni konuşmak üzere Kargart’taydık. Hayatını Hollanda’da sürdüren İranlı edebiyatçı Kader Abdolah ve Zehra’nın Cenneti adlı sansasyonel çizgi romanın yaratıcıları İranlı Amir ve Cezayirli Khalil’le birlikte… Söylememe gerek var mı bilmiyorum; son derece anlaşılır sebeplerden ötürü, Amir ve Khalil çizgi romanda gerçek adlarını kullanmamışlar.

O gece Şehir ve Korku teması kapsamında niçin İran’ı konuşacağımızı üç aşağı beş yukarı biliyorduk aslında.

Mesela beni alın… İran uzun süredir hayatta gitmeyi en çok istediğim yer. Kendimi bildim bileli, sebebini bilmesem de, ruhumun bir yanının oralarda bir yerlerde bir derdi, çözülecek bir meselesi olduğunu hissediyorum..

Buna rağmen bugüne dek hiç gitmedim.

Nedeni belli. Hem İranlıların uzun zamandır ağır baskılara maruz kaldığını biliyorum, hem de gittiğimde aynı baskılarla karşılaşmaktan korkuyorum. Bu yüzden yapabileceğim tek şey, o güzel ülkenin fotoğraflarına bakmak ve İranlı sanatçıların eserlerini okumak, dinlemek, seyretmek…

Gerçi o gece Kader Abdolah’ın güzel eşi Şule Hanım beni yılda birkaç kez gittiği İran’a davet etti. Sanırım onun ve elbette o gece konuştuğum bu üç adamın varlığı korkularımı yenmemde büyük ölçüde işe yarayacak.

Zira Kader Abdullah, Emir ve Halil’in hikayesi bana çok önemli bir şeyi hatırlattı. Şah artık yok. Humeyni yok. Arap Baharı’nın ne olduğunu tam olarak anlayabilmiş, çözebilmiş değilim ama bütün diktatörlerin günün birinde gideceğini öğrenecek kadar yaşadım. Diktatörler gidiyor, yarattıkları cehennemlerin ateşi sönüyor ama hakikatler kalıyor. Hakikat İran’ın iyi insanların yaşadığı güzel bir ülke olduğu. Orası, Hafız’ın, Ömer Hayyam’ın, Mevlana Celaleddin Rumi’nin, Samed Behrengi’nin, Emir’in, Halil’in ve Kader Abdolah’ın ülkesi…

Sadede gelelim… İran asıllı Hollandalı yazar Kader Abdolah’la yaptığımız röportajda İslam devriminden sonra ülkesini nasıl terk ettiğini, Türk polisinin onu nasıl hayattan bezdirdiğini, Türkiye’deki acılı günlerini, niçin Hollanda’da yaşamaya mecbur kaldığını ve inançsız biri olduğu halde Kuran’ı defalarca, inatla okuduğunu, yedinci okuyuşta hayatının değiştiğini ve sonunda onu serbest bir çeviriyle yeniden yorumlama sürecini anlattı… Başlığa aldığım cümlesinin ağır ve acılı bir ironi içerdiğini bilmem söylememe gerek var mı?

Gülenay Börekçi

kader abdolah egoistokur

Cami’deki Ev adlı romanı bizde yeni yayımlanan Kader Abdolah’la, şehrimizin hen heyecanlı ve atraksiyonlu edebiyat olayı ITEF (İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali) için geldiği İstanbul’da, bir ülkede yaşanan politik baskıların sanatı ve edebiyatı nasıl etkilediğini konuşmak için buluşmuştuk. Ciddi, hüzünlü bir konuşma olacağını sanıyordum ama Hollanda Edebiyat Vakfı’ndan Bas Pauw’un söylediklerini daha fazla ciddiye almalıymışım. Bas, Abdolah’ın, pos bıyıkları ve şakacı gözleriyle tanıdığı en eğlenceli ve kendine has insanlardan biri olduğunu, konuşmalarını şaşırtıcı bir aktörlük kabiliyetiyle adeta bir stand-up gösteriye dönüştürdüğünü anlatmıştı. Röportaja güzel eşi Şule Hanım’la birlikte gelen Abdolah gerçekten de tanıdığım en eğlenceli, en etkileyici insanlardan biriydi.

Ama ben en başından anlatacağım. Kendini Marksist idelojiye yakın hisseden Kader Abdolah siyasetle meşgul olmaya Şah Rıza Pehlevi döneminde başlamış. Sol görüşlerinden dolayı o dönem epey hırpalanmış. Yazdığı siyasi makaleleri fotokopi yahut tükenmez kalem gibi en ilkel yöntemlerle çoğaltarak el altından dağıtıyormuş. Bu yüzden bir dönem “doğu usulü yeraltı edebiyatı”nın en önemli temsilcilerinden biri sayılmış. Ayetullah Humeyni yönetimindeki İran İslam Cumhuriyeti’nden sonra durum iyice kötüleşmiş ve Kader Abdullah kendisinin ve ailesinin hayatını kurtarabilmek için 1985’de önce Türkiye’ye, oradan da Hollanda’ya kaçmış.

Kısa tanışıklığımızda görebildiğim kadarıyla sözünü sakınmayan bir adam Kader Abdullah. Konuşmasında, bugün eğer ünlü bir yazar olduysa bunu Türk polisine borçlu olduğunu söyledi. İran’dan ayrıldıktan sonra 1.5 yıl kadar Ankara’da yaşamış. O süre zarfında da polisle o kadar çok muhatap olmuş, o kadar çok sorgulanmış ve içeri alınmış ve kendisine o kadar kötü muamele edilmiş ki yapması gerekenin daha da uzaklara gitmek olduğunu hissetmiş. Hollanda’ya bu sebeple, bu kez Türkiye’den “kaçmış”.

Bugün kendini bir Hollandalı-İranlı olarak tarif eden Kader Abdolah’ın Hollanda’da el altından yazmasına gerek kalmamış elbette ama bu sefer de hiç yazamaz olmuş. Zira Hollandaca bilmiyormuş. Çevresinde tek bir İranlı yokken Farsça yazmak da ona haliyle manasız geliyormuş! “Hâlâ hiç kimseydim. Kelimenin tam anlamıyla hiç kimse” diyor o günleri anlatırken…

Birkaç kez ABD’ye gitmeye çalışmış ama üç denemesinde de başarısız olmuş ve her seferinde kendini yeniden Hollanda’da bulmuş. İşte o zaman eski bir İran atasözü gelmiş aklına. “Eğer bir şeyi üç kere dener ve üçünde de yenilirsen, başka bir dil öğrenmenin zamanı gelmiştir” diyormuş bu atasözü. Kader Abdullah da çaresiz kendine bir öğretmen bulup Hollandaca öğrenmeye başlamış. Ve 35 yaşında öğrendiği bu yeni dille harikalar yaratmış. Önce öyküler, sonra köşe yazıları, ardından da romanlar yazmış. Hatta “Camideki Ev” adlı romanı Hollanda’nın bugüne dek en çok satan iki kitabından biri olmuş. Eleştirmenler onu bu özelliğiyle İngilizce’yi 30 küsur yaşında öğrenen ama İngiliz edebiyatının en büyük isimlerinden biri haline gelen Joseph Conrad’la karşılaştırıyor. Bu arada tıpkı ülkesindeki gibi davranmaya, yani cesur bir kalem olup hadise yaratmaya devam etmiş. Mesela birkaç yıl önce Hazreti Muhammed’i insani yönleriyle ele aldığı kitapla gündemin tam ortasına düşmüş. Daha sonra da Kuran’ın “serbest” bir çevirisini yayımlamış.

Peki “serbest”ten kasıt ne? Abdolah “Ben Kuran’ı kendi anladığım biçimde çevirdim, bir yazarın gözüyle” diyor… Onu dokunulmaz bir kitap olarak görmediğini söylüyor; “İçki de içerim Kuran da okurum” diye ekliyor… Söylediğine göre Kuran ona yepyeni bir kapı açmış: “Kuran’ı keşfettiğimde Hazreti Muhammed’i de keşfettim ve ona hayran kaldım. Müthiş biriydi, parlak, zeki, duyarlı… Peygamber ama aynı zamanda şair ve düşünür. Hatta stratejist. Ticaretten de anlıyor. İş ve devlet adamı. Bu muhteşem insanı dünyaya bir de ben anlatmak istedim.”

Ona sorduğum son soru bu iki kitabının, özellikle de Hz. Muhammed’in hayatının Türkçe’ye çevrilmesi ihtimali olup olmadığıydı. Şöyle dedi: “Babamın Defteri 10 yıl kadar önce çıkmıştı. Camideki Ev yeni çevrildi. Türkiye’deki yayıncım Hz. Muhammed kitabını hemen yayımlamak istiyor ama ben beklemekten yanayım. Öteki türlüsü yayıncılık kurnazlığı olur. Önce diğer kitaplarımın, yani romanlarımın çevirisini bitsin, sonra sıra buna gelir.”

‘Benim çevirdiğim Kuran, en iyisi’

Kader Abdolah sohbetimizde hiçbir zaman “inançlı” biri olmadığını ve uzun süre Kuran’ı okumadığını anlattı. 11 Eylül 2001’deki İkiz Kuleler hadisesine kadar da bu konuda herhangi bir rahatsızlık hissetmemiş. Analitik zihni Kuran’la bir alışveriş içinde olmasının hiç de gerekmediğini söylüyormuş ona. Fakat 11 Eylül’den sonra herkesin İslam’ı konuşur hale geldiğini fark etmiş. Ona sürekli olarak “Kuran’ı okudunuz mu” sorusu soruluyormuş. O da her seferinde “Okumadım” diyormuş. Bir süre sonra bundan acayip rahatsız olmaya başlamış. Kızı bile “Baba, Kuran’ı mutlaka okumak zorundasın, bu şekilde kendinden kaçmaya daha ne kadar devam edeceksin” diyormuş. Sonunda Kuran’ı Hollandaca çevirisinden bulup okumuş. Fakat içine sinmeyen bir şey varmış bulduğu çeviride, o yüzden bu kez İngilizce çeviriyi okumuş. “Ondan da hiçbir şey anlamadım” diye anlatıyor. Sonunda orijinaline, yani Arapça’sına başvurmaya karar vermiş. “Bu şekilde Kuran’ı tam yedi kere okudum” dedi. Yedinci okuyuşta aniden her şey, neredeyse bütün dünyası değişmiş. “Çevirilerde hep eksik bir şeyler vardı. Ne kadar yetkin olursa olsun, İslam’ı, Hazreti Muhammed’i ve Kuran’ı bilmeyen Batılı akademisyenler yapmıştı o çevirileri. Kuran’ın ruhunu aktarmayı başaramamışlardı. Ama sonunda, orijinalini okurken ne kadar büyük bir kitapla karşı karşıya olduğumu nihayet anladım. Olağanüstüydü; hem bir yasa kitabı, hem bir sosyal kılavuz, hem bir spiritüel öğretiler bütünü, hem upuzun bir şiir, hem de mesellerden oluşan bir roman gibiydi…”

Böylece Kader Abdolah Batılı akademisyenlerin beceriksizliği sayesinde oturup Kuran’ı yeniden çevirmiş. Bu amaçla surelerin yerlerini, sıralamalarını değiştirmiş, tekrarları çıkarmış. Tıpkı titiz bir editör gibi anlamı kuvvetlendirmeyi hedefleyerek metni kısaltmış.

Fakat bunu yaparken, ritmi ve şiirselliği tam olarak korumaya çalışmış. Bunu şöyle anlatıyor: “Benim çevirimi okuyanlar serbest bir yorumla karşı karşıya kalacaklarını bilsinler. Kuran’ı anladığım gibi çevirdim, yazar gözüyle. Sadece kuru bir dilden dile aktarma amacıyla değil, okurun Kuran’ın ruhuna vakıf olmasına gayret ederek… O yüzden de tereddüt etmeden söylüyorum, benim çevirim en iyisi oldu.”

Ailesinde herkes edebiyatçı

Gerçek adı Hüseyin Secadi Gemmahami Farahni. Üniversitede fizik okumuş. Önce Şah, sonra da Humeyni döneminde Marksist görüşlerini dile getirdiği broşürler yazıp yayınlarken bir takma isim bulma ihtiyacı hissetmiş. Ve öldürülen iki Kürt arkadaşının adlarını birleştirmiş. Çocukken tek hayali tıpkı babası, büyükbabası hatta onun babası gibi ünlü bir edebiyatçı olmakmış. “Aynı zamanda halkı tarafından çok sevilen bir başkan olma hayali kuruyordum” diye anlatıyor. Zaten en ünlü yapıtlarından Babamın Defteri’nde kendi hayatını, çocukluğunu kaleme alıyor. Romanın kahramanı İranlı İsmail, önce Şah’a sonra da Humeyni’ye karşı eylemlere katıldığı için ağır işkencelere maruz bırakılmış, sonunda da Hollanda’ya kaçmıştır. Batılı bir enelektüel olarak saygı görmektedir. Fakat bir takıntısı vardır. Sağır ve dilsiz olan merhum babasının şifreli bir dilde yazdıklarını çözmeye çalışır. Geçmişiyle arasında bir köprü kurabilmesinin tek yolunun bu yazıları çözebilmek, yani babasını anlayabilmek olduğunun farkındadır. (Kitap dilimize Gizli Yazı adıyla çevrildi.)

Gülenay Börekçi, Habertürk

Sağdaki fotoğraf, İranlı yönetmen Abbas Kiarostami’nin Yollar ve Yağmur adlı fotoğraf serisinden.

Kader Abdolah’ın portresi ise, bu adresten

Leave a Reply

  Subscribe  
Notify of