Egoist okur

Bizim Marquis de Sade’ımızın gözünden İstanbul

Bir dönemin meşhur gazetecisi Refi’ Cevad Ulunay, sıkıntılı ve renkli geçen gazetecilik hayatına, birkaç güzel roman da sığdırmıştı: Köle, Enkaz Arasında, Sayılı Fırtınalar, Eski İstanbul Yosmaları, Mermer Köşkün Sahibi, Dağlar Kralı… Selim İleri’nin de daha önce yazdığı gibi romanlarında eski İstanbul’u, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönem insanlarını, kabadayıları, yosmaları, eşkıyaları, tulumbacıları, varlıklı ama çizgidışı yaşayan hanımları canlandırmıştı.

Muazzam bir kitapperest ve tekinsiz bir İstanbul beyefendisi olan genç arkadaşım Orçun Üçer, kendi deyişiyle “maalesef şimdinin çöp-kitaplar saltanatında unutulmuş” Refi’ Cevad Ulunay’ın Eski İstanbul Yosmaları adlı romanını anıyor. Marquis de Sade bağlantısı için lütfen yazıyı okuyun…

Bu arada Orçun artık Egoist Okur’un yazarlarından biri. Onun blogumuza bir eski zaman rüzgarı taşıyan Kitapperest yazılarını seveceğinizi umuyorum.

Gülenay Börekçi

04 marquis de sade ulunay orcun ucer egoistokur

İllüstrasyonlar bu adresten alındı. Aşağıda orijinal hallerini de göreceksiniz.

Refi’ Cevad Ulunay ve Eski İstanbul Yosmaları

Zamanının meşhur gazetecisi Refi’ Cevad Ulunay’ı (1890-1968), üstad Murat Bardakçı anlatsın: “Refi’ Cevad Ulunay, Türk basınının çok önemli bir ismiydi. Gençliğinde İttihad ve Terakki Partisi‘nin aleyhinde yazınca sürgüne yollandı. İstiklâl Savaşı yıllarında Milli Mücadele‘ye karşı çıktı, 150’likler listesine konuldu ve yeniden sürgüne gitti. 1938 affıyla İstanbul’a ve eski mesleği olan gazeteciliğe döndü. Senelerce köşe yazarlığı yapıp kitaplar çıkarttı. Politikayla bir daha uğraşmamaya yemin etmişti ve hayatının sonuna kadar tek bir siyasî yazı bile yazmadı. Kıvrak kalemiyle ve son derece akıcı üslûbuyla siyaset dışında kalan güncel konuları işledi. Dünyaya 1968’de veda ettiğinde, Türkiye’nin en çok okunan köşe yazarlarındandı.” [“Eskiden koğuşta kadın bile oynatılırdı”, 27.02.2000, Hürriyet]

Refi’ Cevad Ulunay, sıkıntılı ve renkli geçen gazetecilik hayatına, birkaç güzel roman da sığdırmıştır: Köle, Enkaz Arasında, Sayılı Fırtınalar, Eski İstanbul Yosmaları, Mermer Köşkün Sahibi, Dağlar Kralı… Selim İleri’nin, “Türk Romanından Altın Sayfalar” kitabında naklettiğine göre, “Gazeteciliğinden gelen akıcı bir anlatımla, eski İstanbul hayatına ilişkin romanlar yazmış Ulunay, bir yandan da Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönem insanlarını, kabadayıları, yosmaları, eşkıyaları, tulumbacıları, varlıklı ama çizgidışı yaşayan hanımları canlandırmıştır.” Bu yazımda, işte bu türden insanları o güzel ve akıcı üslûbuyla romanlarında yaşatmış ve maalesef şimdinin çöp-kitaplar ‘saltanatında’ unutulmuş olan Refi’ Cevad Bey’in; her biri edebî şölen olan romanlarından birini; “Eski İstanbul Yosmaları”nı anacağım.

Üstad Selim İleri’nin “belgesel çizgisi de olan bir roman” dediği “Eski İstanbul Yosmaları”, 1959’da neşredilmiş. (Bendeniz, maalesef ilk baskısından değil, Arma Yayınları’nın nüshasından okudum. Maalesef diyorum, çünkü yayınevi, bu güzel romanı basmakla çok iyi bir iş yapmış olmakla birlikte, basımdaki -hadi, hatâlar demeyeyim- fâhiş özensizlikler, bu güzel işe gölge düşürmüş! Bu özensizlik, daha künye sayfasından başlıyor: Kitabın hangi yılda yayımlandığını söyleyemeyeceğim, çünkü yayınevi yazma zahmetinde bulunmamış. Ayrıca, kitabın ilk kapağında, iş olsun diye bir ibâre: “Yayına Hazırlayan: Metin Martı”. Neden mi “iş olsun” diye? Romanı okumaya başlayınca karşımıza çıkan imlâ yanlışlarını gördüğümüz; anlamadığımız pek çok kavram ve âdetlere de, düşülmesi gereken açıklayıcı dipnot bilgilerinin es geçildiği için.) Selim İleri, 24 Nisan 2010’da yazdığı “Bir İstanbul Gezintisi” yazısında (Zaman), “Ulunay’ı kimseler romancıdan saymazdı.” diyor. Bunu okuyunca şaşırdım doğrusu. Akıcı ve güzel Türkçeyle merak uyandıran ve İstanbul’un unutulan yer, âdet ve insanlarına yer veren güzel romanlar yazmış bir yazarı romancı saymamak, acaba bir kıskançlık işareti miydi? Neyse, biz romana dönelim.

Roman, eski İstanbul’un yosmalarından iki meşhur kadın olan Ra’nâ ve Kel İpek’in hayatlarını ve o hayatları vâsıta kılarak, İstanbul’u anlatır. İki bölüme ayrılmıştır dört yüz sayfalık roman. İlk yüzde ellilik kısmında Ra’nâ’yı, son kısmında da Kel İpek nâmıyla mâruf İpek’i anlatır. Ra’nâ, Lokman Hekim’in ye dediği cinsinden bir kadındır. Bir âfet-i devran… Aslında, istemediği bir evlilik yüzünden düşmüştür bu yola (fuhşa) Ra’nâ. Meyvahoş’ta kantarcılık eden babası İsmail Ağa, kızına âşık olan yorgancılar kâhyası Feyzullah Ağa’nın oğlu Remzi’ye, epey altın karşılığında ‘vermek’ ister kızını. Alacağı bu fâhiş başlıkla, hem hayâlini kurduğu dükkânı alabilecek, hem de rahatça geçinecektir. Tabiî o devirde (yirminci yüzyılın başları) değil kızın, erkeklerin dahi babalarına “gönlüm falancada” demeleri ‘hadlerine düşmemiş.’ Ra’nâ’ya da fikri sorulmaz. Babası bir kere yağlı kapı bulmuştur; kızını verecektir (yahut ‘satacaktır’) Ne ki, Ra’nâ Remzi’yi sevmez; dahası, evlilik fikri de ona uzaktır… Ra’nâ’ya ders veren Hoca Hanım vardır. Kız, meseleyi ona açar. Hoca Hanım, kaçma fikrini sokar kızın aklına. Kendisi kaçıracaktır. Kime? “Hâfız Hanım” denilen ablasına. Kızı, ablası istemiştir zaten. Hâfız Hanım da, ne hâfızdır ya! Meğer, piyasanın namlı kadın tacirlerinden değil miymiş!  Velhâsıl, ‘o yolun yolcusu’ olur Ra’nâ. Zengin köşklerinde, yalılarında lüks bir hayat sürer. Hayır, pişman değildir…

Refi’ Cevad değil, Marquis de Sade!

Romanın ikinci kahramanı Kel İpek’tir. Çocukken bir hastalıktan ötürü saçlarını kazıttığı için verilmiştir bu lâkap. Sonrasında altın gibi parlak ve halat gibi sağlam saçları olsa da, o hep Kel İpek’tir. İnişli çıkışlı hayatını kendi ağzından, yaşlılık döneminde anlatır İpek. Romanın bu kısımlarında çok şaşırdım: İpek’in cinsel ihtirası, güdülme/tahakküm arzusu ve ‘hard’ sekse düşkünlüğü, bana, Sade’ın Juliette’ini okuyormuşum hissini verdi. Refi’ Cevad, âdeta Sade’laşmış bu satırlarda…
Yazar, iki  kardeş paşazâdenin evlerinde İpek’le Ra’nâ’yı buluşturarak, birinci bölümü, ikincisine bağlamış olur.

Eski İstanbul, ‘yosmalık ve kapatmalık’ âdetleri, “vâsıtalık/muhabbet tellâllığı” müessesesinin türlerinin de anlatıldığı bu roman, her şeyden önce temiz, kıvrak, akıcı Türkçesi ve pek duyulmadık deyimleri için bile okunmalıdır.

Orçun Üçer

Diego Patiño‘dan Marquis de Sade illüstrasyonları

02 marquis de sade ulunay orcun ucer egoistokur 01 marquis de sade ulunay orcun ucer egoistokur

Leave a Reply

  Subscribe  
Notify of