Egoist okur

Kötülük; bile isteye zalimlik!

Kötülüğün tarifini yapabilir miyim, bilemiyorum. Kötü, keskin hatlı ve net bir şey değildir çünkü. Bizi kendisine bir türlü alıştırmayandır. Her seferinde yeni tuzaklar, yeni masum yüzler edinendir. Oyunlarına kanıp faka bastığımızdır. Hele benim gibi kötücül karakterlere karşı bir çeşit zaafınız varsa, işiniz adamakıllı zordur.

Gülenay Börekçi

tennessee williams egoistokur

Bile isteye zalimlik

Şimdilerde edebiyata sardıran hatta All Story adında bir edebiyat dergisi çıkarıp yeni öykücüler, yazarlar keşfeden sinemacı Francis Ford Coppola, Tennessee Williams‘ın, yazıldığı yıllarda büyük bir skandala sebebiyet veren oyunu Arzu Tramvayı’yla ilgili bir yazı yazmış. Şöyle diyor: “Lirik, şiirsel, insancıl, kalp yaralayıcı, unutulmaz ve komik…”

İşte bu: Komik! 16 yaşında bir kız çocuğuymuş gibi davranan ve 16 yaşındaki oğlanlara tutulan 35 yaşında bir ‘nemfoman’ın hikâyesi elbette öncelikle komik olmak zorunda. Başka türlüsü mümkün değil kabul göremezdi. Tennessee Williams biraz daha ileri gitse, Vivien Leigh yüzündeki çatlamış pudra tabakasını biraz daha kalınlaştırsa, ortaya bir korku kurdelası çıkabilirdi, o ayrı… Hatta oyun bir nevi ‘Whatever Happened to Baby Jane’e bile dönüşebilirdi.

Hayır, amacım ne arzuyla, ne tramvayıyla, ne de Blanche’la dalga geçmek. Öyle göründüğünün farkındayım. Fakat kahramanıyla, seyircisiyle ve hiç şüphesiz kendi kendiyle dalga geçmiş biri varsa, Tennessee Williams’dan başkası değil o.

Etrafta olmasına kimsenin katlanamadığı melankolik ‘beyaz krizantem’ Blanche DuBois (siz ya da ben) ile etten kemikten birini arzulamanın, bir hayali arzulamaktan daha erdemli, en azından daha hayırlı bir şey olduğuna inanan Stella ile Stanley Kowalski çiftini (toplum) karşı karşıya getiren oyunun eşi benzeri yok; harikulade. Tecavüz sahnesi kadar çok konuşulmadı ama vurucu söz de Blanche’a ait: “Bağışlanamayacak tek suç, bile isteye zalimliktir. Ve ben hiçbir zaman bile isteye zalim olmadım.”

Blanche en büyük suçunı yıllar öncesinde işlemiş: Bir erkekle sevişirken yakaladığı çocuk yaştaki kocasının intihar etmesine sebep olmuş, yüzünde beliren tiksinti ifadesini gizleyemediği için… Zalimlik etmiş yani. Ama istemeden. Elinde olmadan!

Tüm hayvansılığıyla Stanley ise korkunç bir şey yapmış ve karısının ablası Blanche’a tecavüz etmiş. “Şimdi” ve “bile isteye”. Sorsanız, “Ağır tahrik söz konusuydu” diye savunurdu kendini muhtemelen. Hemen bütün tecavüz suçlularının yaptığı gibi.

Yine de kurmaca bir yapıt söz konusu olan ve öyle bakınca esas kötü Stanley de değil; Tennessee Williams. Tüm hikâyeyi oluşturan ve hayatı boyunca böyle bir şey yazdığı için vicdan azabı hissettiğini söyleyen zarif ve nüktedan Tennessee Williams.

Arzu Tramvayı’nı bunca yıl sonra bir kere daha anlatmayacağım. Kötülüğün açık ve net tarifini yapabilir miyim, onu da bilemiyorum ayrıca. Kötü, keskin hatlı ve net bir şey değildir çünkü. Bizi kendine bir türlü alıştırmayandır. Her seferinde yeni tuzaklar, yeni masum yüzler edinendir. Oyunlarına kanıp faka bastığımızdır. Hele benim gibi kötücül karakterlere karşı bir çeşit zaafınız varsa, işiniz adamakıllı zordur.

Neticede kötülük üzerine bir yazı yazacaktım, nereden estiyse aklıma okuması da seyretmesi de pek leziz olan “Arzu Tramvayı” geldi, ben de yazdım. Bile isteye…

En karanlık Agatha Christie romanı

“Kötülük” üzerine bir yazıda Agatha Christie’nin “Curtain” (Ve Perde İndi) romanındaki meşum karakterden söz etmesem olmazdı.

Yazarın bu belki de en tuhaf romanında, hiç cinayet işlememiş bir seri katil vardı. Belli belirsiz ama etkili beyin yıkamalarla çevresindeki herkesin bir biçimde birilerini ‘öldürmesini’ sağlıyordu. Garantili bir yakalanmama yöntemiydi bu aynı zamanda, çünkü yasalar karşısında katilin suçu nasıl olsa kanıtlanamayacaktı.

Fakat peşinizde Hercule Poirot varsa, yakalanıyorsunuz.

Vakayı çözdükten sonra Poirot’ya da elini kana bulamaktan başka yol kalmıyordu gerçi. Ve can almaktan büyük suç olmadığına inanan biricik Poirot’muz suçluyu öldürüyor, ardından ‘perdeyi indirip’ intihar ediyordu.

Şimdi düşünüyorum da, belki bu bile esas katilin planları dahilindeydi, kim bilir!

Gülenay Börekçi

Comments are closed.