Egoist okur

Maksim Gorki’nin sipariş üzerine yazdığı kitap

Koleksiyon yapmayı sevmeyen biri olarak tek takıntım, bir dönem Sovyetler Birliği’nde yayınlanmış çocuk kitapları. Esas beğendiklerim, 20’lerde, 30’larda çıkanlar ama sonraki yıllarda yayınlananlara da itirazım olmaz.

Bu sonrakilerden biri de Maksim Gorki’nin bir sahafta bulduğum masal kitabı oldu. Şenlikli illüstrasyonlarından dolayı görür görmez sevdim. Hikayesini öğrenince daha da çok sevdim. Anlatayım…

Gülenay Börekçi

Yeni bağımlılığım: Sovyet çocuk kitapları

Koleksiyon yapmaktan hazzetmeyen biri olarak tek takıntım, bir dönem Sovyetler Birliği’nde yayınlanmış çocuk kitapları. Esas sevdiklerim, 20’lerde, 30’larda çıkanlar ama sonraki yıllarda yayınlananlara da itirazım olmaz.

Bu kitapları benim gibi takıntılı bir hayranlıkla seven biri daha var; “Altın Pusula” serisi ve “Ben Bir Fareydim” gibi harikulade kitapların yazarı İngiliz Philip Pullman. Stalin döneminde nasıl olup da bu muazzam güzellikte çocuk kitaplarının yapılabildiğini de zaten ilk ondan okumuştum. O kadar akıl almaz bir baskı ortamı varmış, sansür öyle acımasızmış ki gönüllü propagandacılar dışında iki satır bir şey karalamaya, resimle ya da müzikle uğraşmaya kimsenin cesareti olmuyormuş. Bir cümlesinde yamuk bulunan yazar, hapse atılıyor; yanlış renklerdeki bir grafik tasarım, sahibini idama gönderebiliyormuş. Bu yüzden, dönemin büyük yazarları, avangart ressamları, öncü tasarımcıları hayatta kalabilmek için çok daha emniyetli bir alan olan çocuk edebiyatını seçmiş. Bu eşsiz külliyat işte böyle ortaya çıkmış.

Ama ben, sonraki tarihlerde basılan bir kitabı anlatacağım. Tabii yazılışı eski. Ta 1900’lerin başına dayanıyor, Maksim Gorki’nin aldığı bir siparişe.

Sipariş büyük yerden…

15 Aralık 1908’de İtalya’da bir deprem yaşanmış ve liman kasabası Messina birkaç dakika içinde yerle bir olmuş. O sırada yakınlardaki Capri’de bulunan Maksim Gorki hemen olay mahalline gitmiş ve binlerce kişinin öldüğünü, çok daha fazlasının yaralandığını öğrenmiş. Dahası gördüklerini yazarak, okurlarından yardım istemiş. Dünyanın dört bir yanından para ve ilaç gelmeye başlamış. Bakülü bir grup çocuk da topladıkları paraları “Haylazlar Çetesi” imzasıyla göndermişler.

O günden sonrar ünlü yazarla Haylazlar Çetesi üyeleri arasında bir mektup arkadaşlığı başlamış. Yedi yaşındaki Borya bir seferinde diğerlerinden ayrı bir mektup yazmış Gorki’ye: “Alyoşa Amca, seni çok seviyorum. Bu mektubu da sen mutlu ol diye yazıyorum. Keşke bizim için masallar yazsan. Bir serçenin masalını anlatsan mesela. Ya da hayalleri gerçek olan bir balıkçı çocuğunu…”

Gorki bu şeker mi şeker mektubu okurken kahkahalarla gülmüş, cevabında da küçük arkadaşının imla hatalarını düzeltmeyi ihmal etmemiş. Ardından sipariş büyük yerden geldiği için, çalışmaya başlamış.

Capri’den Bakü’ye giden bir sonraki zarftan bu kez ince bir defter çıkmış. Mavi mürekkeple yazılmış ilk masal, bir serçeyi anlatıyormuş. Hayalleri gerçeğe dönüşen balıkçı çocuğun masalı ve diğerleri de varmış. “Bu masalları beni hiç görmeden seven arkadaşlarıma ithaf ediyorum” diye yazmış Gorki. “Artık genç değilim. Ama çocuklar, kuşlar, balıklar, filler, hamam böcekleri ve meşe ağaçları hakkında yazabildiğime hatta altında kömür yanarken içine su koymayı unutursanız bir semaverin başına gelecekleri komik bir hikayeye dönüştürebildiğime göre, öyle pek sıkıcı bir herif de sayılmam.

Eh, görüyorsunuz ya, sipariş üzerine yazılan kitaplara istisnai durumlarda itiraz etmiyoruz.

Gülenay Börekçi

Leave a Reply

  Subscribe  
Notify of