Egoist okur

LANETLİLER: Malefiz, Elpheba ve Selina Kyle

Malefiz filmi, Batman Returns filminin şahanesi Selina Kyle ile Lanetli (Wicked) romanının iyi kötü cadısı Elphaba’yı hatırlattı bana. Hele Malefiz’in Selina Kyle ve Elphaba’dan bir adım öteye giderek intikamcı ruhundan feragat etmesine bayıldım.

Ama aşağıdaki yazı Selina Kyle nam-ı diğer Catwoman’la ilgili…

Gülenay Börekçi

maleficent seline kyle egoistokur malefiz 1

“Madem hayat bir kaltak…”

“Madem hayat bir kaltak, bari ben de öyle olayım” diyor en sevdiğim‘Batman Returns’ filminin en sevdiğim kahramanı Selina Kyle, nam-ı diğer Kedi Kadın. Ve vahşi bir intikam duygusuyla ortalığın tozunu attırıyor. Ezenlerle ezilenleri aynı cehenneme gönderiyor, ezmeye ve ezilmeye devam etsinler diye. Elinin değdiği her şey parça parça olup havaya savrulurken Kedi Kadın, adı üstünde, ısırıyor, tırmalıyor… Güzelliğini bir çirkinlik maskesiyle gizleyip dokuz hayatının dokuzunu da fütursuzca harcayarak kendisini en çok sevenlere veriyor en büyük zararı ve en sevdiklerini hırpalıyor en fazla. Âşık olduğunda yaptığı ilk şey, yara izlerini gizlemek oluyor. Yeni yaralar uyduruyor kendine, sahici olanlar çakılmasın diye. Ve her seferinde insanın ağlayası geliyor onun sevmeyi beceremeyişini seyrederken. Çünkü sende yeri bu kadar ıssız olan bir şeyi başkasına nasıl verebilirsin!

+++

Tim Burton’ın yönettiği ‘Batman Returns’ benim obsesyon filmim. Bruce Wayne ile Selina Kyle’ın, yani Batman ile Catwoman’ın, yani bir yarasa ile bir kedinin savaşa benzeyen, yıkıcı aşkı sebebiyle…

Filmin başında Selina Kyle, pespembe bir pastaya benzeyen evinde kedileriyle yaşayan, çekingen, sümsük, neredeyse çirkin bir ofis faresi. Müthiş zekasına rağmen kendini gerçekleştiremiş, tek bir cümleyi bile kekelemeden bitiremiyor ve tabii ki kimse tarafından ciddiye alınmıyor. Mutsuz ve nörotik. Düşünün; her akşam eve “Sevgilim, ben geldim” diyerek giriyor, her seferinde anahtarları “Ama benim sevgilim yok ki!” diye fırlatıp atıyor. Ve güzelleştiğinde bile çok öfkeli kalıyor. Hayallerini gerçekleştiremediği için, kalbi boş olduğu için, erkeklerle flörtten daha derin bir iletişimi beceremediği için, kendine tahammülü olamayan birine başkasının da tahammül edemeyeceği bildiği için… “Madem hayat bir kaltak, bari ben de öyle olayım” kararını verdiğinden beri de, öfkesini sadece alter ego’su aracılığıyla, yani Kedi Kadın olarak dile getirebiliyor.

Gaza geldim madem, devam edeyim… Şüphesiz, bu kadar nörotik ve ‘maskeli’ bir kadına Bruce Wayne’den daha uygun bir sevgili bulunamazdı. Selina Kyle’ın cazibesine kapılan Bruce, onun aslında Kedi Kadın olduğundan habersiz. Selina da Bruce Wayne ile nefret ettiği Batman’in aynı kişi olduğunu bilmiyor. Sevişirlerken giysilerini çekiştirerek Batman ve Kedi Kadın olarak birbirlerine farkında olmadan armağan ettikleri yara izlerini kapatmaya çalışmaları öyle acıklı ki. Hakikati, finaldeki maskeli baloda, punk grubu Siouxie and the Banshees’in insanı kalbinden vuran şarkısı ‘Face to Face’ eşliğinde keşfediyorlar.

Filmi bulup yeniden seyredin, ben hayatta bundan daha yaralayıcı ve güzel bir aşk sahnesi izlemedim… Seyrettikten sonra bana kalansa şu oldu: Aşklar da dönemlere göre değişiyordu. Shakespeare’in ‘Romeo ile Juliet’i eskilerin, ‘Love Story’ ise 20. yüzyılın aşklarını simgeliyordu. Muhteşem nörotikler balosu ‘Batman Returns’ de işte 21. yüzyılın ta kendisiydi. Neden? Çünkü Juliet Romeo’ya sınıf farklılığı yüzünden kavuşamazken, Jenny Oliver’ı kanser yüzünden ‘terk etmişti’.

Bruce ile Selina’yı ayıran ise daha içeriden ve daha zehirli bir şey oldu: Kendileri. Zaafları, korkuları, güvensizlikleri, incinmişlikleri, temkinlilikleri, kaleleri. Bu çağın insanları da çoğunlukla tıpkı onlar gibi yalnız; çevrelerini görünmez ama can yakan dikenli tellerle örmüşler. Engelleri aşıp içeri girebilen yok. Üstelik bu öyle bir tuzak ki dışarı da çıkılamıyor. Kendilerini yok edilemez dikenli tellerle koruma altına almış iki kişinin birbirlerine yaklaşmaya çalıştıklarını gözünüzün önüne getirsenize… Öpüşmenin sonu hep kan revan oluyor.

+++

Beyazperdede izlediğim en yıkıcı ama büyüleyen ruhlardan Selina Kyle’ı tanıyordum, evet. Şimdi, Yerdeniz Yayınları’ndan çıkan Gregory Maguire imzalı bir kitapta kız kardeşlerinden birine rastladım.

Epeydir okumak istiyordum zaten adı ‘Lanetli’ olan bu kitabı. Aslında zayıf ve korkak bir adamdan başka bir şey olmayan ama gölge oyunu efektiyle kendisini olduğundan çok daha büyük gösteren sahte büyücüsü, iyi ve kötü cadıları, güzel ve çirkin yaratıkları, iksirleri hatta bol entrikalı büyücülük okuluyla, nasıl söylemeli, tam ağzıma layıktı. Ama işte okuyamamıştım bir türlü, denk düşmemişti.

‘Lanetli’, ‘Oz Büyücüsü’nün ters yüz edilmiş hali. Kahramanı, Batının Kötü Cadısı. Bebekliğinden itibaren onun hayatı anlatılıyor; nasıl kötü olduğu, daha doğrusu nasıl bir türlü tam kötü olamadığı. İyi Cadı’nın hainliğini görüyoruz, büyücülük okulunda en hızlı yükselenlerin entrikayı en iyi becerenler olduğunu keşfediyoruz ve kötülüğe alet olan sersem iyilere üzülüyoruz. Yeşil teninden ötürü azınlıkta kalmaya mahkum olan Elphaba en sevdiği insanın başına gelenlerden sonra çeviriyor yüzünü karanlık tarafa. Beden yaptığı yanlışlar için ruhtan özür diliyor, ruh ise davet edilmeden girdiği bedenden onu bağışlamasını istiyor.

Külkedisi, Uyuyan Güzel, Pamuk Prenses gibi masalların kötü karakterlerini sevilebilir yönleriyle anlatan romanlar yazan Gregory Maguire eşcinsel kimlikli bir yazar, azınlık psikolojisini iyi bildiği için kitabına siyasi bir boyut da katmış.

Görüyorsunuz ya, kötülük değişmiyor pek, katıksız iyilerse masallarda bile yok artık. Ne biri ne öteki olamayanlara gelince; adları ister Elphaba olsun, ister Selina Kyle, herkes hep ve en çok onları hatırlıyor.

Gülenay Börekçi

Leave a Reply

  Subscribe  
Notify of