Egoist okur

Nermin Yıldırım: “Kelimelere değil şiire inanıyorum”

Unutma Beni Apartmanı ve Rüyalar Anlatılmaz’ın ardından üçüncü romanı Saklı Bahçeler Haritası çıkan Nermin Yıldırım’ın Barcelona’daki kütüphanesini ziyaret etmem imkansızdı elbette. Ben de kütüphanesini ondan dinleyerek gözümün önünde canlandırmaya çalıştım. Yazarın İspanyol eşi Joan Alvado’nun fotoğrafları da bana yardım etti…

Gülenay Börekçi

nermin yildirim egoistokur gulenay borekcijpg

Nermin Yıldırım’ın ilk 10’u

“Liste yapmaktan her zaman çekinirim. Çünkü bir günü bir gününe uymayan, üstelik fazlasıyla unutkan biriyim. Ama yine de sizin için bir liste yapmayı deneyeceğim.”

Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Ahmet Hamdi Tanpınar Suç ve Ceza, Dostoyevski Devlet Ana, Kemal Tahir Körlük, Jose Saramago Dar Zamanlar Üçlemesi, Adalet Ağaoğlu Yüzyıllık Yalnızlık, Gabriel Garcia Marquez Kanlı Düğün, Federico Garcia Lorca Ben Ruhi Bey Nasılım, Edip Cansever Aylak Adam, Yusuf Atılgan New York Üçlemesi, Paul Auster

Çocukken en sevdiğiniz kitaplar hangileriydi?

Çocukken en sevdiğim kitap kesinlikle Pal Sokağı Çocukları’ydı. Kutsal kitap gibi başucumda dururdu, açar açar okurdum. Benim için okuduğum bir kitaptan çok içinde yaşadığım bir dünya gibiydi. Macun Çetesi’ne üyeydim, Er Nemeçek en iyi arkadaşımdı, Boka’ya fena halde aşıktım. Yıllar sonra çocukluğumun geçtiği o sokaklarda dolaşmak için Budapeşte’ye gittim, Ferenc Molnar’ın anlattığı yerleri aradım. Uğruna savaşılan arsayı, çelimsiz Nemeçek’in öldüğü evi, hepsini buldum. Bir kitabın izini sürmüş gibi değil de çocukluğuma dönmüş gibi oldum.

O zamanlar sizden kaçırılan “tehlikeli” kitaplar var mıydı? Büyüklerden gizli gizli neler okurdunuz?

Büyüklerden gizli kitap okumamı gerektirecek bir durum hiç oluşmadı. Evin kütüphanesi kullanımıma açıktı. Bizimkiler her kitabın herkese söyleyecek farklı bir lafı olduğunu, her metnin her okur tarafından başka şekillerde anlamlandırılacağını biliyor olmalıydılar ki, “Bu sana göre bu değil” diye sınırlamadılar beni. Kafka’nın Dönüşüm’ünü ilk okuduğumda 9 yaşımdaydım. Dokuz yaşında bir çocuk ne anlayabilirse o kadarını anladım. Yıllar sonra yeniden okuduğum vakit, romanın fabl türünde olmadığını ve Gregor adlı bir hamamböceğinin acıklı hikâyesini anlatmadığını fark edince epey şaşırmıştım!

Kitapla ilgili kötü alışkanlıklarınız oldu mu? Mesela kitap çaldınız veya ödünç aldığınız bir kitaba el koydunuz mu hiç? Yahut okumak konusunda “yaramaz” zevkler edindiniz mi?

Kendi kitaplığıyla duygusal bağ kurmuş biri olarak, ödünç aldığım kitapları geri vermek konusunda hep titiz davrandım. Bir tek Latife Tekin’in Gece Dersleri kitabına el koymuşum farkında olmadan. Yıllar sonra fark ettim ama bir biçimde geri de vermedim. Fark etmemiş gibi davranmaya devam ediyorum. Üniversite yıllarında kitap çalmayı denemiş ama elim ayağıma dolaşınca beceremeyeceğimi anlayıp vazgeçmişliğim vardır. Becerebilsem yapardım.

Kütüphanenizin bir haritasını çizmenizi istesek neler anlatırsınız? Okumayı en az sizin kadar seven biri kütüphanenizi görse ne hazinelerle karşılaşır?

Kütüphanem mazi gibi kalbimde yaradır. Yıllarca bir şehirden öbürüne, bir evden diğerine benimle gelmiş, kolilerden çıkıp kolilere girmiş, taşınmama yardım eden cümle arkadaşımı bezdirmiş kitaplarımla maalesef ayrıldık. Barselona’ya taşınırken kütüphanemi yanımda götüremedim. Şimdi her defasında boş bavulla geliyorum memlekete. Yanıma giyecek doğru düzgün bir şey almıyorum ve dönerken kütüphanemden seçtiğim kitaplarla dolduruyorum bavulumu.

Peki ama bütün kitaplarınız yanınızdayken?

Kütüphanem şiirlerle açılır. Edip Cansever, Turgut Uyar, Cahit Zarifoğlu, Cemal Süreya, Melih Cevdet, Yahya Kemal, Ahmet Haşim, Kavafis, Lorca… Çünkü ben kelimelere değil, şiire inanırım. Kitaplarımı öncelikle edebiyat ve edebiyat dışı kitaplar olarak ayırırım. Edebiyat dışında en çok sinema, kadın çalışmaları ve kitle iletişimi üzerine yapılmış çalışmaların kitapları bulunur kütüphanemde. Bunlar farklı zamanlarda beraber ve solo ilgilendiğim alanlar çünkü. Edebiyata gelince, tanınmamış yazarlar keşfetmeye bayılırım. Pek kimselerin bilmediği ama benim çok sevdiğim yazarları kitaplığımda güzel sürprizler gibi saklarım.

En sevdiğiniz yazarlar kimler?

Bazı yazarların özel rafları vardır kitaplığımda. Adalet Ağaoğlu mesela. Kemal Tahir ya da… Onlara sofrada başköşeye oturtulan aile büyükleri gibi, kitaplığımın en güzel yerini açarım. Türk edebiyatından sonra en çok Rus ve Güney Amerika edebiyatından örnekler vardır kütüphanemde. Çocukluğumda okuduğum kitapları büyüyünce bir kütüphaneye bağışlamıştım. Ama sonra sahaf sahaf dolaşıp bir kısmını yeniden edindim. Kütüphanemde onların da çok kıymetli yeri vardır. Mesela Muzaffer İzgü’nün Ökkeş serisi o hazineler içinde çocukluğun en ılık günlerini çağrıştıranlardandır. Farklı yıllardan, farklı çevirilerden, farklı yayınevlerinden bulduğum bütün Pal Sokağı Çocukları da öyle…

İnternetten alışveriş ediyor veya elektronik kitap satın alıyor musunuz?

Bir memleketten öbürüne bavul bavul kitap taşıyarak kendini telef eden biri olarak, elektronik kitap meselesinde epey yol kat etmiş olmam gerekirdi ama hayır. Henüz bu sulara yelken açamadım. Gereksiz bir muhafazakarlığım var ama yakında çaresiz aşacağım. İnternetten kitap almayı da sevmiyorum. Kitapçı gezmekle aynı şey değil. Ben kitapçı gezmeyi kitap almak kadar seviyorum. Yine de kimi durumlarda internetten alışveriş yapıyorum tabii.

Hakkı yenmiş kitaplar dendiğinde aklınıza hangileri geliyor?

Tek tek kitaplardan ziyade bazı yazarlar, en çok da kadınlar geliyor aklıma. Yaşarken tuhaf karşılanmış, dehaları anlaşılmamış, hayatları zorlaştırılmış kadınlar. Öldüklerinde birdenbire kıymete binen ama yaşarken hakları yenen kadın yazarlar.

Asla almam dediğiniz türden kitaplar var mı? Hangi kitapları ya da yazarları hiç okumazsınız?

Sanırım kişisel gelişim türündeki kitapları… Büyük laflar etmek istemem ama galiba onlar için gönül rahatlığıyla “Almam ve okumam” diyebilirim.

Şu sıralar neler okuyorsunuz? Rafta gördüğünüz zaman sizi hangi kitaplar heyecanlandırıyor?

Takip ettiğim yazarların yeni kitaplarını görmek beni heyecanlandırıyor. Ama hiç tanımadığım bir yazarın bilmediğim bir kitabı da bir sebeple dikkatimi çekerse ve kitabı elime alınca onu çok seveceğimi hissedersem, bu da yeni bir keşif ihtimaliyle heyecanlandırır beni. Şu an Çehov’un Üç Kızkardeş oyununu okuyorum. Sonra da Saklı Bahçeler Haritası’nın tanıtım filmini çeken arkadaşlarımdan sevgili Neslihan Oskay’ın, çekim gecesi ballandıra ballandıra anlatıp sonra da hediye ettiği bir kitaba, Sam Savage’ın Firmin’ine başlayacağım.

Son zamanlarda yayımlanan kitapları düşünürseniz, bir keşiften söz edebilir misiniz? Bir gün herkes şu kitaptan ya da şu yazardan söz edecek gibi…

Benim keşfim değil tabii, daha pek çok sevenlerinin olduğuna eminim. Ama kesinlikle çok daha fazla ilgiyi hak ettiğini düşündüğüm bir kitap var. Er ya da geç o ilgiyi göreceğini ve bir gün herkesin Ayhan Geçgin’in Son Adım’ından söz edeceğini umuyorum. Bir de henüz çıkmamış ama çıkışını büyük bir sabırsızlıkla beklediğim bir roman var: İki sene evvel Masumlar ile Sedat Simavi ödülünü alan Burhan Sönmez’in yeni romanı. Yazım sürecine ucundan köşesinden tanıklık etme şansına sahip olduğum için, çok güçlü bir roman geldiğini biliyorum ve çıkınca hepimizin ondan söz edeceğini düşünüyorum.

Gülenay Börekçi, Habertürk Kitap

Leave a Reply

  Subscribe  
Notify of