Egoist okur

Nilgün Belgün’den birkaç leziz çocukluk hatırası

Nilgün Belgün’le kitabımızın en gözyaşartıcı bölümleri babasına dair anlattıkları oldu. Anladığım kadarıyla, ikisi arasında çok kuvvetli, derin ama bir türlü ifade edilememiş bir sevgi vardı. Nilgün hep babası ona tatlı sözler söylesin, sarılsın, öpsün istemişti. Çocukken de, sonrasında da… Ama Atilla Bey’in katı, eğilip bükülmeyen karakterinden ötürü bu bir türlü olmamış, olamamıştı.

Geçen hafta Atilla Bey’i kaybettik. Nilgün’ün acısı büyüktü. Onu teselli etmeye çalışırken içimden “İyi ki bu kitabı yaptık ve iyi ki babası okuyabildi” diye geçirdim. Fotoğrafta neşeli anlarından birine şahit olduğunuz Atilla Bey, kızının onu ne kadar sevdiğini öğrenmişti ve böylece konuşulması gereken bazı şeyleri konuşabilmişlerdi.

Gülenay Börekçi

Nilgün Belgün’den birkaç leziz çocukluk hatırası

“Çocuktum. Korka korka girdiğim ameliyattan yeni çıkmıştım, bademciklerimi almışlardı. Halsiz ve bitkindim, her yerim ağrıyordu. Canım acıdığı için konuşamıyordum da… Ama hiçbiri umurumda değimdi; hayatımın en mutlu anlarının tadını çıkarıyordum. O gün ilk kez dondurma yiyebilmiştim. Bugün her dondurma yiyişimde hastanenin kapısından girerken annesinin eline sıkı sıkı yapışmış, tir tir titreyen küçük Nilgün geliyor gözlerimin önüne; gülümsüyorum. Korka korka girdiğim hastaneden güle oynaya, elimde dondurma külahıyla çıkmıştım, düşünsenize… Küçük Nilgün büyüdü ama değişmedi. İyiliği adına bile olsa, yasaklardan her zaman nefret etti. Mutluluk onun için hastane odasında yediği o ilk dondurma gibi oldu. Ya canını yakacak bir olayın ardından geldi, ya da bir yasağı deldiği zamanlarda… Şimdi artık iyi biliyor: Başına gelen kötü olaylar hiç de sandığı kadar kötü olmayabilir. Yüzüne kapanan her kapı ona başka ve daha aydınlık bir kapıyı açacaktır.”

“Varlıklı bir ailenin tek çocuğuydum. Gerçi bugünün zenginleri gibi yaşamıyorduk biz, alçakgönüllü bir hayatımız vardı. Babamın yasaklarına aykırı düşmediği sürece bir dediğim iki edilmezdi. Özel okullarda okudum, bakıcılarla büyüdüm, en güzel kıyafetlere, ayakkabılara sahip oldum… Bilmem, mutluluk mu bu sence? Allahtan annem vardı, kahramanım. İnanılmaz sevgi dolu, şefkatli, duygulu bir kadındı ama kimse istemediği bir şeyi yaptıramazdı ona. Babama büyük bir aşkla bağlı olmasına rağmen, evlilikleri sırasında ona yanlış gelen şeylerle hep mücadele etti. Sonunda da mutlaka kazandı. Kazanmak onu mutsuz etse de, annem hiç geri adım atmadı.”

“Babaannem Rum asıllıydı. 17 yaşında aşık olmuş dedeme ve dinini değiştirmiş. Peri masalı gibi bir şeydi onların aşkı; hep çok mutlu oldular. Babaannemi çok severdim, nizam, intizam düşkünlüğü hariç! Sabah gün ağarır ağarmaz uyanıp denize gideceksin. Ardından kahvaltı ve günlük işler. Öğle yemeğinin ardından mutlaka siestaya yatacak, vücudunu ve ruhunu dinlendireceksin. Siestadan sonra çay saati. Nefis tatlılar, turtalar yenecek. İskeleye öğleden sonra inebilirsin ama en geç akşam 7’de evde olacaksın. Bir gün üç-beş parça eşyamı bir bohçaya tıkıp anneannemlere kaçtım. “Bu hayata daha fazla dayanamayacağım, gidiyorum” diye bir de mektup bıraktım. Sonuçta anneannemin evinde kaçta yatacağıma, kaçta kalkacağıma karışılmıyordu. Denize istediğim saatte girebiliyordum. Kural mural yoktu! Tam bana göre bir yerdi… Demek ki o yaşta bile yasakları delmeye, kurallara isyan etmeye meyilliymişim.”

“Çocukken evcilik oynamaya bayılırdım. Şimdi düşünüyorum da, bu aslında bir nevi tiyatroymuş. Sonuçta bir oyuncu gibi taklit yapıyor, çeşit çeşit karaktere bürünüyordum. Kah evin hanımı oluyordum, kah çocuk, kah doktor… Hala çözemediğim bir zenci bebek merakım vardı o yıllarda. Annemle alışverişe çıktığımızda, zenci bebek görürsem eğer, muhakkak aldırırdım. Şimdi de aynı; evimin her yerinde zenci bibloları, heykelcikleri var. Siyahi insanlar çok güzel oluyor bence, ayrıca olağanüstü yetenekliler. Geçmişte verdikleri büyük hayatta kalma mücadelesi de onlara hayranlığımı artırıyor. Yüzlerce yıl itilip kakılmış, köle olarak çalıştırılmışlar. Beyazlar her zaman birinci sınıf vatandaş sayılırken onlara insan muamelesi edilmemiş. Bugün durum farklı. Onca eziyete rağmen şimdi artık siyahlar sinemada, tiyatroda, sahnede hep en öndeler. Barrack Obama ABD Başkanı seçildiğinde sevinçten gözlerim dolmuştu. Ezilenlerin görkemli zaferiydi bu.”

Leave a Reply

  Subscribe  
Notify of