Egoist okur

Okumak Kraliçe’yi bozar mı?

Birçoklarınca hâlâ tehlikeli bir eylem sayılan okumanın, iktidara en önce iktidardakilerin karşı çıkacağı ideal bir dünyayı mümkün kılabileceğin anlatan Kraliçe Kitap Okursa, en sevdiğim kitaplardan biri. İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth’in nasıl “egoist bir okur” ve şefkatli bir insan haline geldiğini hatta daha ötesini hayal ediyor.

Gülenay Börekçi

kralice

Okumak Kraliçe’yi bozar mı?

‘Kraliçe Kitap Okursa’, aktör ve nüktedan Alan Bennett’ın İngiltere tarihine düşsel ve çok matrak bir skandal armağan ettiği bir küçük roman, tam ağzıma layık bir şey…

Meşhurdur ya zaten İngilizlerin skandal şahsiyetleri. Her yeni evlilikten önce eski eşini öldürtmek zorunda olan, bu seri katillik halinden bıktığı için de boşanmaya müsaade eden yeni bir din icat eden VIII. Henry… Sıradan, yani asil olmayan bir kadına âşık olup onunla evlenebilmek için tahttan feragat eden VII. Edward… (İşin içinde başka rivayetler var ama yeri değil.) Yaşarken cesareti ve sahiciliğiyle sarayın ahengini bozduğu yetmezmiş gibi, esrarını hâlâ koruyan ölümüyle de huzur kaçırmaya devam eden Prenses Diana…

Alan Bennett’ın skandal şahsiyetiyse İngiltere’nin halihazırdaki kraliçesi II. Elizabeth.

Ötekilerden farklı olarak, o sadece kitap okuyor.

Gerçekte kraliçe ne yazık ki pek okumazmış. Bir keresinde ‘İlahi Komedya’nın yaratıcısı Dante’yi yarış atı zannederek dünya âleme rezil bile olmuş. İşte Allan Bennet, bu ruhsuz kadına yeni bir aşk, yeni bir tutku, yeni bir varoluş armağan ederek onu bir nevi ‘Kardelen Kızı’ haline getiriyor. Acaba kimin yolu daha engebeli; bin bir zorlukla okumayı öğrenmeye çalışan bizim Kardelen Kızları’nın mı, yoksa bir eli yağda bir eli balda İngiltere Kraliçesi’nin mi?

Halbuki Kraliçe, gezici kütüphanenin her hafta sarayına geldiğini hiç öğrenmeyebilirdi. Fakat işte, bir akşam köpekler öyle gürültü çıkarıyor ki, Majesteleri promenadı kesip kütüphanenin basamaklarını tırmanmaya başlıyor. Sonra ayıp olmasın diye ödünç aldığı bir kitabı esneyerek de olsa, bitiriyor. Ertesi hafta kabalık etmemek için ikinci bir tane daha alıyor. Neyse ki, bu kez daha isabetli bir seçim yapıyor ve okumanın hazzını böyle böyle keşfediyor. Zehir kanında dolaşmaya başlamış, Majesteleri baştan çıkmıştır…

Nezaketin iyi bi şey olduğunu hep söylerim, ve hiç alakası olmasa da eklerim: Büyük aşklar küçük flörtlerle başlar…

Gelin görün ki, Balzac’tan Nabokov’a, Proust’tan Ian McEwan’a, kim yazmış olursa olsun eline geçen her kitabı yutarcasına okuyan Kraliçe, zamanla görevlerini aksatmaya başlıyor. Yetmiyormuş gibi, “mübeyyiz” olarak atadığı kitap düşkünü aşçı yamağı, eşcinsel çıkmasın mı! Böylece edebiyat dünyasının nadide mücevherlerinin yanı sıra ‘yeraltı’ edebiyatını, eşcinsel yazarları da keşfetmeye başlıyor. Sonrası çok eğlenceli… Kraliçe bir protokol yemeklerinde ‘hapishane kuşu’ Jean Genet’den bahsetmeye kalkışıyor. Ardından hem kendini hem siyasal düzeni sorguluyor. En fenası da, başka hayatlara daldıkça insanları anlamaya, sevmeğe başlıyor. Göstermelik bir hükümdar için bile ne küçük düşürücü özellik!

Bakın ne diyor mesela…

“Kimileri çok adi hırsızlar ve şerefsizler olan, eşleri de kendilerinden farksız devlet başkanlarıyla tanıştım, hatta onları bizzat ağırladım. Beyaz eldivenli elimle, kana bulanmış elleri sıktım, çocuk katletmiş adamlarla kibarca konuştum. Çeşitli hükümetlerim sırasında, tedbirsiz ve utanç verici kararlara, sadece pasif bir şekilde de olsa, katılmaya zorlandım. ‘Kraliçe olmak için gereken en mühim şey, uzun ve sağlam bir çift çizmedir’ diye düşünerek, pisliğe ve kana bata çıka yürüdüm. Bazen kendimi hoş kokulu bir mum gibi hissediyorum, düzenin güzel kokmasını sağlamak ya da siyaseti havalandırmak için yaratılmış gibi…”

Eh, bu durumda da, zaten Kraliçe’nin ihtilalci yeni ruhundan haliyle hiç hoşlanmayan maiyetindekiler ve hükümet, onun okuma aşkına bir dur demek için türlü çeşit entrika tertiplemeye başlıyor..

Keskin bir mizah anlayışıyla yazılan “Kraliçe Kitap Okursa”, sarsıcı bir toplumsal eleştiri örneği. Ve edebiyatın eşsiz dönüştürücü etkisini, onun karşısında sınıfsal hiyerarşinin sıfırlandığını, her okurun eşit hale geldiğini, kraliçelerin aşçı yamaklarından daha üstün veya aşağı olmadığını anlatıyor. Yöneticiler daha çok okusa, dünyanın neye benzeyeceğini soruyor. Ve birçoklarınca hâlâ tehlikeli bir eylem sayılan okumanın, iktidara en önce iktidardakilerin karşı çıkacağı ideal bir dünyayı mümkün kılabileceğini söylüyor.

Devrimci aşk hikâyelerine bayıldığımı söylemiş miydim? Hele mutlu bitenlere…

Gülenay Börekçi

Not: Mü-bey-yiz! Fiyakalı kelime, değil mi? İnsana kendini mühim hissettiriyor. ‘Edebiyat asistanı’ demekmiş. ‘Kraliçe Kitap Okursa’ adlı kitaptan aparttım. Yani çevirmenin yalancısıyım.

 

7
Leave a Reply

3 Comment threads
4 Thread replies
0 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
3 Comment authors
  Subscribe  
newest oldest most voted
Notify of
Dilek

Gülenaycım, hemen alıp okumak istiyorum bu kitabı. Zaten niyetim vardı, şimdi iyice ilgimi çekti.

Bu arada ‘Kardelen Kızı’ benzetmenle kopardın beni :) Pek bir sevdim kraliçeyi o laftan sonra.

Ayrıca her yazından en beğendiğimi seçerek, “Gülenay’dan inciler” diye bir yazı yazmaya niyetleniyorum, haberin olsun!!!

Bu yazıdan seçtiğim:

Büyük aşklar küçük flörtlerle başlar…

Emine

Ben de kitabı Gülenay sayesinde okumuş ve bayılmıştım. Kitapta beni vuran en çarpıcı cümle şuydu ama önce bir giriş yapmam lazım: Kraliçe işte Gülenay’ın anlattığı gibi feci bir kitap kurdu olup çıktıktan sonra -halkı selamlamak için çıktığı araba gezileri kraliçeye artık pek sıkıcı gelmeye başlıyor ve arabada önünde kitabı, gizlice okuyarak bu turlara çıkıyor:)- bir gün sarayda sevdiği yazarlara davet veriyor. Davete yazarlar da şaşırıyor ama gidiyorlar haliyle. Kokteyl sırasında onların arasında dolaşırken, en sevdiği yazarlardan biri olan yanlış hatırlamıyorsam İskoç yazarın yanına yanaşıp ‘kitaplarınıza hayranım, hepsini okudum, ilhamınız nereden geliyor’ diye soruyor, yazar da ona ‘O gelmiyor majesteleri, siz… Read more »

Emine

Hmmm bilemedim, belki bilinç dışı yaptım ama bende hep şöyle oluyor; bir filmden ya da kitaptan en vurulduğum bölüm kayıtlarıma giriyor, seçici hafızam onu alıyor herhalde, en çarpıldığımı (genelde hem anlamlı hem de beni eğlendiren oluyor) unutmuyorum. Hayatımda üzerinde düşündüğüm hayatı anlamlandırma ve arayış sürecimle alakalı sanki… Meşhur Aladdin çizgi filminde mesela, tek hatırladığım cümle, kıza (adını unuttum tabii) Aladdin’in ‘Call me Al’ demesi… Ya da Dalgaları Aşmak filmindeki en son sahne ve kızın Tanrı ile konuşması :) Kimbilür… Belki sevdiklerime bakın ben bunun üzerine düşündüm, siz de düşünün mü demek istiyorum bilemedim… :)