Egoist okur

Özgen Kılıçarslan Danyal: “Hayallerimiz, hayal kırıklıklarımızdan daha büyük…”

Özgen Kılıçarslan Danyal’la şimdiye dek birkaç kez telefonda konuşmuştuk. Hayal adında bir yayınevi olduğunu, şiir kitaplarının yanı sıra bir de edebiyat dergisi çıkardığını biliyordum. Korkusuzca hayallerinin peşine düşenlerden olduğunu, Hayal dergisini ve Hayal Yayınları’nı ayakta tutabilmek için büyük bir özveriyle çalıştığını öğrenmiştim. Bugün nihayet onunla tanıştık. Karşımda, anlatılanlardan çok daha fazlasını buldum. Bugüne dek yaptıklarını, gelecekte yapmak istediklerini anlatırken gözleri ışıl ışıl parlıyordu. En güzeli enerjisinin bulaşıcı olmasıydı. Bezgin bezgin gittiğim mekandan uçar gibi ayrıldım.  Hazır elimde şair, romancı, denemeci Veysel Çolak’ın, Özgen’le yaptığı röportaj duruyorken, bunu bir an önce sizinle de paylaşayım istedim. Bu cesur ve kararlı genç kadının  başardıklarından daha fazla kişi haberdar olsun, yayınladığı şiir kitapları ve romanlar daha çok okunsun diye…

Gülenay Börekçi

“Hayallerimiz, hayal kırıklıklarımızdan daha büyük…”

Deneme, eleştiri, hikâye, anı, roman gibi edebî türlerde de kitaplar yayımlasanız da şiire ağırlık veriyorsunuz. Oysa şiirin hiçbir çağda önemli bir değişim değeri olmadı, çünkü şiir doğası gereği metalaştırılamıyor. O halde sizin şiir kitabı basmaktaki ısrarınıza ne demeliyiz? Yoksa siz iyileşmez bir romantik misiniz?

Çok doğru, şiir doğası gereği metalaştırılamıyor; ticari olarak ne şaire ne yayınevine hiçbir getirisi yok şiirin. Buna rağmen bilindiği gibi ülkemizde çok fazla şiir yazılıyor, böyle de bir çelişkisi var bu işin. Ve fakat şiirin, ülke edebiyatının lokomotifi olduğunu da unutmamız gerekiyor. Şiir okuru önemli bir vizyona sahip; şiirin bir değişim değeri olmadığını düşünerek ondan vazgeçmek “bindiğimiz dalı kesmeye” benziyor. Her ne kadar bu tahlil günümüz iletişim araçlarının tamamını kapsamasa da, basılı yayınlar içinde şiirin önceliğinin bir şekilde korunması gerekiyor. Zira internet edebiyatı gibi bir durumun, özellikle son on yıldır, şiirin lokomotif gücünü fazlasıyla üstlendiğini de görmeliyiz. Dergiciliğin, dijital olanla beslenmek durumunda olduğunu da aklımızda tutarsak; şiir, koşullarınız ne olursa olsun, asla vazgeçemeyeceğiniz bir türe dönüşüyor. Biz Hayal Yayınları olarak elimizden geldiği kadar genç şairlerin önünü açmaya, eski kuşak şairlerimize vefa borcumuzu ödemeye, şiirden ödün vermemeye çalışıyoruz. Çünkü Hayal böyle başladı, böyle de devam edecek. Bu durumun benim için romantizmle doğrudan bir ilgisi yok aslında; her ne kadar “Yel değirmenlerine karşı Don Kişot olmaya” benzese de biraz… Gerçekçi olmak gerek: Şiiri sevmek ve ona bir yayınevi olarak yer açmaya çalışmak, romantizmden ziyade fedakârlık ve fazladan emek anlamına geliyor. Ama birileri bunu da yapmalı, ilerlemeden söz edemeyiz yoksa. Şirin getirisi ticari değil, ama işte böyle bulaşanın bırakamadığı yaşamsal bir tatmini var. Genç şairleri ve iyi şiirleri literatüre katmak, naçizane de olsa edebiyatımıza bir katkıda bulunabilmek gibi.

Toplumun kültürel ihtiyacını karşılamaya çalıştıkları için sizinki gibi butik yayıncılar bence kesinlikle devlet tarafından desteklenmeli. Ama Türkiye’de bu anlayış henüz işlerlikte değil. Kültürel besin üretmek için yola koyulanlar, büyük bir adanmışlıkla yapıyor bu işi, her anlamda kendinden, kanından, canından veriyor… Siz, hangi duygu ve düşüncelerle bu işe girdiniz?

Biz “Hayalimiz hayaliniz olsun!” diyerek yola çıktık. Üç ayda bir yayımlanan Hayal Kültür Sanat Edebiyat Dergisi’ni yayımlamaya başladık ve 2007 yılında telif hakları ajansımızı kurduk. 2011 yılının sonunda da büyümek, daha fazla insanı kültür, sanat ve edebiyatla buluşturabilmek üzere İstanbul’a taşındık. Yayınevimiz Türk şair ve yazarların da desteğiyle Türk sanat, kültür ve edebiyatını yurt dışında hak ettiği yere getirme çabasında oldu en başından beri. Biz bir hayalle yola çıktık ve Hayal Yayınları ve Telif Hakları Ajansı’nı bu günlere getirdik.

Hayal dergisinde yayımladığınız yazı, şiir, söyleşi, araştırma ve dosyaların Türk edebiyatına katkı getirdiğine inanıyor musunuz? Bu amacınızın anlaşıldığı ve karşılığını bulduğu düşüncesinde misiniz?

Hayal dergisinde yıllardır iki bölümümüz var, biri her sayıda ayrı bir konu seçtiğimiz dosyamız… Bugüne dek “Şiir ve Din”, “Şiir ve Felsefe”, “Türk Şiirinde Kadın”, “Şiir, Şair ve Vicdanı”, “Şiir ve Şair Duruşu”, “Şiir ve Kitsch”, “Şiir ve Tiyatro”, “Erkeğin Darası Kadın” olmak üzere birçok konuya yer verdik; bu konularda çok değerli şair, yazar ve araştırmacıların yazılarını dosyamıza aldık. Örneğin bugüne dek hangi dergide “Şiir ve Kitsch” gibi bir dosya hazırlanmıştır? Dosya bölümümüzün düşüncenin önünü açtığını, aynı zamanda toplumsal konulara da eğildiğini ve yazanların kendilerini özgürce ifade edebilecekleri bir platform oluşturduğuna inanıyorum.

Diğer bölümden de bahseder misiniz?

Adı, “Dergi Belgeliği” … Yakın tarihte yayımlanmış edebiyat dergileri hakkında. Yayımlanmış tüm dergilerimiz, orada, tarihin içinde başlı başına birer belge olarak duruyorlar. Ortada büyük bir hazinenin olduğunun bilincindeyiz. Hatta kendimize ait tüm metaforları orada görmek de mümkün. Zira bugünün şairleri, editörleri, dergileri ve yazarları olarak bizlerin, var olma koşulları dahi oradan türemekte. Kendimiz dediğimiz de sahip olduğumuzu düşündüğümüz pek çok uç, dergilerin serüvenleriyle daha da iyi anlaşılır kılınabilir. Kendi başlarına birer belge niteliğindeki bu yayınlara, toplu ve sistemli bir bakış sergiliyoruz bu bölümde. O dergileri bugünün koşulları içinde yeniden kavramaya ve çözümlemeye çalışıyoruz. Sözü edilen derginin örgütlenmesinde bizzat yer almış insanlarla, o günü ve dergiciliği, bugünün görme biçimleri üzerinden yeniden anlamaya çalışıyoruz. Kütüphanelerden edinilebilecek sınırlı bilgiler dışında, derginin mutfağında yer almış yaşayan edebiyatçılarımızın anlattıkları, o dönemdeki edebiyat ortamı ile bugünkü arasında bir karşılaştırma yapmamızı sağlıyor ve tüm bunların, kayda değer sonuçlar ürettiğinden hiç şüphemiz yok. Belki de dergi belgeliğinin asıl anlamı; her sayıda biraz daha büyüyen bir havuz yıllar sonra tekrar değerlendirilmek istendiğinde anlaşılacaktır. Çünkü ansiklopedik bilgilerin sınırlarını çoktan aşmış bir yorum havuzuyla karşılaşacak okur. Ayrıca böylece dergilerin unutulup gitmesine de izin vermemiş oluyoruz ki, bu bir vefa borcudur. Kısacası biz yapıyoruz, takdir edebiyatımızındır.

Hayal Yayınları’nda bugüne kadar hangi türlerde kitap bastınız?

Hayal Yayıncılık olarak şiir, öykü, roman, deneme, felsefe, antoloji, günlük ve hatta çocuk kitabı da dâhil olmak üzere, bugüne dek 130’un üzerinde kitap yayımladık. Ödüllü veya ödülsüz tüm şiir kitaplarımızın şiir mecrasını genişlettiğine inanıyoruz. Genç şairlere bir alan açmanın yanı sıra kendini ispatlamış şairlerimizin de kitaplarını basıyoruz. Bunların yanı sıra yayınladığımız çeviri yapıtlar var ve buna giderek daha çok eğilmeyi düşünüyoruz. Adonis, Bertolt Brecht, Mahmud Derviş’ten yapılan çevirilerimiz ve Çağdaş Arap Kadın Şairler Antoloji’miz bizim için önemli. Şu anda Yunanlı yazar Thanis Skrubelos’un romanlarını yayımlıyoruz.

Tüm kitap fuarlarına katılıyorsunuz. Onca yorgunluğa, onca eziyete, verilen onca emeğe karşın bir getirisi yok bu kültürel elçiliğin. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?

Aslında şiir için söylediklerimiz, fuarlar için de geçerli. Şiir, nasıl ki edebiyatın lokomotifi ise, fuarlar da yayıncılığın lokomotifi durumundadır. Hâl böyle olunca, fuarların, yayınevlerine doğrudan ticari katkıları olmasa da asla vazgeçilemeyecek olan birer örgütlenme şemasına dönüşüyorlar. Fuarlar yayınevlerini, yayımlanan eserleri ve yazarları okurlarla buluşturabilmek açısından çok önemli organizasyonlar. Ticari olarak çok büyük bir getirileri olmasa bile, fuarlar işimizin ve sektörün vazgeçilmez bir parçası. Özellikle yurt dışı fuarları bize yeni yeni bağlantılar kurma fırsatı sağlıyor. Ayrıca okurlara, biraz da olsa, şiir ve edebiyatı sevdirebilmenin veya tanıtabilmenin bize manevi bir getirisi var.

Katıldığınız kitap fuarlarında gerek edebiyattan yana gerekse edebiyat karşıtı gözlemleriniz var mı? Söyleyecekleriniz edebiyat sosyolojisi açısından önemli…

Fuarları genel olarak hem edebiyat açısından hem kurumsal açıdan faydalı buluyorum. Ancak fuarlar hakkında şöyle bir gözlemim var; yapılan panellerin daha etkili olabileceğini düşünüyorum. Edebiyata veya işlenen konuya bir katkısı olmayan konuk ve konularla doldurulan paneller hem zaman kaybına hem de yer işgaline neden oluyor. Bir çeşit tanınmış yüzler geçidine dönüyor paneller. Yani teoride amaçlanan pratikte ortaya konulamıyor. Sizin de dediğiniz gibi bir “kültürel besin” yaratılamıyor. Oysaki daha ilgi çekici ve katılımcılara gerçekten kazanım sağlayabilecek konular, konusunda uzmanlaşmış veya gerçekten söyleyecek sözü olan konuklar seçilebilir; böylece fuarın hem katılımcıya hem edebiyata olan katkısı daha büyük olabilir diye düşünüyorum.

“Hayaliniz, hayalimiz olsun!”, “Hayal diye bir şey var!” gibi çarpıcı tanıtım spotlarınız var. Hayal kırıklıklarına ilişkin neler söyleyeceksiniz?

Ben güzel olan her şeyin hayalle başladığını düşünenlerdenim. Benimi de hayata dair hayallerim ve hayal kırıklıklarım var elbette… Yayıncılık sektöründe ise mutlu olduğumuz veya hayal kırıklığı yaşadığımız konular güncel hayattan çok başka… İnanarak yayımladığınız bir kitabın okura ulaşmaması ya da ulaştığında beklediğiniz tepkiyi görmemesi, en büyük hayal kırıklığı… Yayımcı olarak öngörmeniz gereken durumlar var ve bunlar her zaman hedefine ulaşmayabiliyor maalesef. Bunlar dışında ufak tefek aksilikler bile bazen hayal kırıklığına sebep olabiliyor. Bir kitap baskıdan geldiğinde kapağında bir hatayla karşılaşmanız, o kitabı yeniden basmak zorunda kalmanız veya derginin içerisinde bir imla hatası görmeniz, dergide bir yazarın yaptığı intihalin editör olarak size zarar vermesi, o yazarın intihal ortaya çıktıktan sonra bile utanmadan ürün göndermeye devam etmesi, bir yazarınızın sözleşmesinin feshi, iyi bir yazar veya şairinizin hak ettiği ilgiyi görememesi, ticari getirisi olmayan kitapları yine de basmak istemeniz gibi… Bunlarla birlikte bir kitabın hazırlanma süreci doğum sancısı gibi ümitli ve heyecanlı bir sancı ve fakat baskıdan elimize ulaştığı an tarif edilemez bir mutluluk yaşıyoruz. Söyle diyebilirim: Hayallerimiz hayal kırıklıklarımızdan daha büyük…

Veysel Çolak

Leave a Reply

  Subscribe  
Notify of