Egoist okur

Şavkar Altınel: Bizi kurtaracak kitap hangisi?

Şair, yazar ve çevirmen Şavkar Altınel de benim gibi iflah olmaz kitap bağımlıları için yazdı bu yazıyı: “Bizi kurtaracak kitap tam da bir sahaf rafında duran, kabı yırtılmış, kimin tarafından yazıldığı, hangi türde olduğu ve ne söylediği hakkında hiçbir fikrimizin bulunmadığı o kitap olabilir, ama hangimiz böyle bir kitabı açıp okumaya başlayabilecek kadar cesur, bağımsız, özgürüz?” Siz de bizdenseniz eğer, okuyun.

Gülenay Börekçi

Şavkar Altınel: Bizi kurtaracak kitap hangisi?

Yazmak zor bir iş olabilir, ama bence okumak daha da zor. İlki dünyaya, ikincisi de edebiyata kendi gözümüzle bakmayı içeriyor. Oysa edebiyata nasıl bakılması gerektiği daha biz okumaya başlamadan birilerinin çoktan kararlaştırmış olduğu bir konu. Türler arasında başı romanın çektiği, ardından da (bir hayli geriden olmakla birlikte) öykü ve şiirin geldiği, gezi, anı, otobiyografi, mektup gibi kurmaca dışı türlerin ise “ikinci dereceden” ve “önemsiz”, dedektif romanı ve bilimkurgu gibi “popüler” türlerin de büsbütün “edebiyat dışı” olduğu genel kabul gören “gerçekler”. Okunması gereken “dev” yazarların kimler ve başyapıtlarının neler olduğu konusunda da aynı şekilde görüş birliği var.

Bu durumda, türlere, yazarlara ve kitaplara karşı çeşitli haksızlıkların yanı sıra, bize karşı da temel bir haksızlık olduğu yadsınamaz. “Okumanın yararları”nın neler olduğu sorusuna türlü cevaplar verilebilir, ama ben hâlâ bu konuda en doğru sözü Dr Johnson’ın söylediğine, edebiyatın işlevinin “hayattan zevk almamıza ve ona katlanabilmemize yardımcı olmak” olduğuna inanıyorum. Neyin bizim için bir zevk ya da avuntu kaynağı olabileceğini de kim önceden bilebilir? Ben de herkes gibi Nabokov’un en önemli iki yapıtının Lolita ve Solgun Ateş olduğu görüşündeyim, ama Pnin’i (defalarca) okumamış olsaydım hayata katlanabilmem daha zor olurdu. Daha aşırı bir örnek vermek gerekirse, Geoff Dyer, D. H. Lawrence’la değil, D. H. Lawrence hakkında bir kitap yazamamakla ilgili çılgın ve eşsiz kitabı Out of Sheer Rage’de Lawrence’ın başyapıtının “büyük romanları”ndan biri, ya da hatta “ikinci dereceden” gezi kitabı Deniz ve Sardinya değil, bu kitap için aldığı notlar olduğunu ileri sürüyor. Bu eksantrik görüşe katılıyor muyum? Hayır, ama yazarın “büyük romanları”nı tercih ettiğim için değil, bana en fazla zevk ve avuntuyu başka bir “ikinci dereceden” gezi kitabı olan İtalya’da Alacakaranlık verdiği ve dolayısıyla da başyapıtının bu olduğu şeklinde başka bir eksantrik görüşe sahip olduğum için. Aynı şekilde, gözümde Conrad’ın başyapıtı Nostromo ya da Karanlığın Yüreği değil, “Gençlik”; Tanpınar bende Huzur kadar, kurmaca dışı Beş Şehir’le de, yirminci yüzyılın son çeyreğinde ortaya çıkan yazarların en önemlisi olduğuna inandığım W. G. Sebald da, bir dizi ödül kazanan Göçmenler’den (de) çok, bitirir bitirmez başına dönüp tekrar okuduğum ilk kitabı Vertigo ile yaşıyor. Ross Macdonald’ın kimilerine göre “yalnızca bir dedektif romanları yazarı” olması ise benim için kayda değer bir edebiyatçı olmasına engel değil.

Ama tabii andığım bu “gölgede kalmış” türleri, yazarları, yapıtları da ilk “keşfeden” ben değilim. Onların varlığından da birilerinin söylediklerinden haberdar oldum, onlar da birileri tarafından şu ya da bu şekilde “seçilmiş” olarak beni bekliyorlardı. Bizi kurtaracak kitap tam da bir sahaf rafında duran, kabı yırtılmış, kimin tarafından yazıldığı, hangi türde olduğu ve ne söylediği hakkında hiçbir fikrimizin bulunmadığı o kitap olabilir, ama hangimiz böyle bir kitabı açıp okumaya başlayabilecek kadar cesur, bağımsız, özgürüz? Gene de, bunu yapamasak da, gölgede kalanların bazen bizi spotların altında olanların götüremeyeceği yerlere götürebileceğini göz ardı etmemeyi yalnız onlara değil kendimize de borçluyuz.

Şavkar Altınel

Leave a Reply

  Subscribe  
Notify of