Egoist okur

Selanik’te Sonbahar’da artık Amy Winehouse da var

Tuna Kiremitçi’nin hayaletlere karışıp yazdığı yeni romanı Selanik’te Sonbahar’ı okudunuz mu? Roman seviyorsanız okumamanız bir kayıp. Müzik seviyorsanız iki kat kayıp. Kitabı zaten okumuş olanlar karakterler arasında 27 yaşında ölüp giden dört büyük müzisyenin, yani Jim Morrison, Kurt Cobain, Jimi Hendrix ve Janis Joplin’in bulunduğunu zaten biliyorlardır. Bundan sonra okuyacaklara gelince; onlar adadaki çam ağaçlarının arasında bir yerlerde başıboş ama huzurla dolanan zayıf, koca gözlü, esmer bir kız görecekler.

Osmanlı’nın tek büyük rock yıldızı Atilla’yı bazı bakımlardan bizimkine çok benzeyen bir paralel evrende berduşluk ederken gösteren o perili fotoğrafta artık Ölüm’ün sesiyle konuşan Amy Winehouse da olacak.

Gülenay Börekçi


Tuna Kiremitçi’nin tuhaf ve sihirli yeni romanı Selanikte Sonbahar, Türkiye Cumhuriyeti ölü doğsaydı, yani hiç varolmasaydı, diyelim ki Mustafa Kemal bir engelle karşılaşıp Samsun’a çıkamasa ve sakat, yalnız bir adam olarak unutulup gitseydi eğer, gerçekleşebilecek ihtimaller üzerine kurulu bir hayalet hikayesi.

Bu dünyaya paralel başka bir evren kurmuş romanında Tuna Kiremitçi. “Şimdi”de geçiyor ama şimdiye pek benzemiyor. (Yoksa benziyor mu aslında?)

Selanik’te Sonbahar bizi Osmanlı İmparatorluğu’nun dünyaca ünlü rock yıldızı Atilla’yla tanıştırıyor mesela. Geçmişini “Gençtim, meşhurdum, para ve günahla meşguldüm. Basitti hayatım: Öğleye doğru kalkar, dünyanın neresinde olduğumu hatırlayıp o gece konser vereceğim yere gider, ses ayarlarıyla uğraşır, konser saatini beklerken biraz -çok fazla değil- kokain çeker ve sahneye çıkıp milleti öldürürdüm” diye anlatan Atilla’yla…

Atilla’nın ölümüne sebep olduğu biricik aşkı Fikriye var sonra, geceler boyu vicdan azaplarıyla kıvranmaları… Mustafa Kemal’in yıllar öncesinden gelen mektuplarını okudukça değişmesi, bir konser sırasında müziğe ve Osmanlı’nın kolayca ayak uydurabildiği yeni dünya düzenine, vahşi kapitalizme, ikiyüzlülüğe, yalana dolana karşı çıkması, bunu tüm dünyaya ilan ettiği için para babalarını ve politikacıları huzursuz edişi…

Sonrasında paralel evrenimizin en büyük rock starı Atilla deri ceketini atıp hırpani kıyafetlere bürünüyor ve saçı sakalı birbirine karışmış halde varlığını herkese unutturarak uzak bir adaya yerleşiyor, yabani bir hayat sürmek ve romantizmin sözcülüğünü yapmaktan vazgeçmeyen Ölüm’le arkadaşlık etmek için… Kendi gibi geçmişle çözülmez bir derdi olan yorgun Latife’ye rastlayana dek…

Nasıl derler; “Yok yok bu romanda”, hızına, temposuna yetişmek güç. Ama bir şey var ki, yazmazsam olmaz…

Ölüm hep en aşina olduğu suretleri ödünç alıyor Atilla’ya görünmek için. Ve biz, Atilla’yı sık sık 27 yaşında ölüp gitmiş dört ünlü müzisyenle, yani Jim Morrison, Kurt Cobain, Jimi Hendrix ve Janis Joplin’le konuşurken izliyoruz. Amerikanca’dan gelen o yaygın deyişle “27’liler Kulübü”, bu romanın mühim bir parçası.

Bilirsiniz belki, dünyada, 27 yaşında ölüp gitmiş ya da sırra kadem basmış başka birçok müzisyen daha var esasen. Brian Jones, Robert Johnson, Richey Edwards ve daha kimler kimler… 27, müzisyenlerin lanetli sayısı olmalı. Ölüm’e soracak olursanız şanslı sayı!

Tuna Kiremitçi de Morrison, Cobain, Hendrix ve Joplin’in girdikleri bunalımı aşamayıp hüzünlü birer efsaneye dönüştükleri o garip yaşı bir köşe yazısında yazmıştı aslında. Hepsinin kaderinde ortak olan şeylerden söz etmişti; erken yaşta gelen büyük şöhretten, inişli çıkışlı kariyerlerden, başarısız özel hayatlardan… Uyuşturucudan… 27 yaşın barındırabileceği büyük hatalardan, baş döndüren keskin virajlardan, ürkütücü yüzleşmelerden, geçmişle başarısız hesaplaşmalardan, yaşama arzusunu tüketip bitiren “keşke”lerden, telafisi olmadığı sanılan kayıplardan… “27 yaşındaysanız, hatalar yapmaya yetecek kadar çok yaşamışsınız demektir ama bunlardan ders çıkarmayı öğrenecek bilgeliğe ulaşmamış olabilirsiniz henüz” demişti o yazıda.

Selanik’te Sonbahar’ın en romantik kahramanı Ölüm, işte 27 yaşında ölen o müzisyenlerin sesiyle konuşuyor hep, onların suretleriyle çıkıyor karşımıza…

Unutmadan; iki gün önce Amy Winehouse için de güzel bir yazı yazdı Tuna… Herkes onun alkol ve uyuşturucu yüzünden tükendiğini sanırken Amy’nin aslında tam da onlar sayesinde bu çirkin dünyaya 27 yıl tahammül edebildiğinden dem vurdu.

Okurken hissettim ben, Tuna’nın hayaletlere karışıp yazdığı bu çok acayip romanı okuyanlar artık adadaki çam ağaçlarının arasında bir yerde başıboş ama huzurlu dolanan zayıf, koca gözlü, esmer bir kız görecekler. Osmanlı’nın tek büyük rock yıldızını bizimkine çok benzeyen bir paralel evrende berduşluk ederken gösteren o perili fotoğrafta bundan sonra Amy Winehouse da olacak.

Gülenay Börekçi

Leave a Reply

  Subscribe  
Notify of