Egoist okur

Beyefendi’ler!

“Karanlık bir yatak odası var bu kadının. Duvarları aynalarla ve dizelerle kaplı. Bütün hesapları burada görecek sizinle. Rahatlatın kelimelerinizi. Lütfen sormayın neden karanlık diye. ‘Kelimelerimiz bizim’ diyor usulca. Bizim olan her şeyin değişmesi gibi. Yeni bir söz söylüyor. Modern bir dengbej gibi çöküyor erkekliğinizin başköşesine. Aşık olduğu tüm erkeklerle ilgili bir hikâye anlatıyor. Kışkırtıcı bir şekilde pay ediyor kâse kâse.”

“Yumuşak bir rüzgâr gibi sarıyor sesi: ‘Küçük bir sır verelim mi beyefendi. Öldürmek pek yaygın değil kadınlar arasında. Olsa daha iyi olabilir her şey. Ama revaçta olan yaralamak şu ara.’ Kitap boyunca yazdığı kelimeler bu yüzden mi mühürlü. Bu yüzden mi masum kelimelerden iyileştirici dizeler kurmak istiyor. Kelime’nin yaralanmak anlamına gelen kelem sözcüğünden türemesi sizce de tesadüf mü. Hatice Meryem tüm kadınların iyileşmeyen yaralarını gösteriyor biz beyefendilere.”

Hatice Meryem’in İletişim Yayınları’ndan çıkan Beyefendi adlı kitabını ne kadar sevdiğimi hatırlayacaksınız. Kitabı önce ben yazdım Egoist Okur’da, sonra Deniz Durukan… Lakin Beyefendi’yle ilgili bir yazıyı belki de esas bir erkeğin kaleminden okumalıydık. Neyse ki geçenlerde genç kuşağın iyi edebiyatçılarından Sinan Sülün’ün bu yazısına rastladım. Bir süre önce Milliyet Kitap Eki’nde çıkmıştı. İşte Sinan’ın izniyle o yazı… Okuyun, ürperin…

Gülenay Börekçi

Çok tatlıdır bizim dilimiz beyefendi!

BEYEFENDİ: Erkeklere Methiye

sinan sulun egoistokur hatice meryem

Tobias Tietchen’e ait olan görsel çalışma bu adresten alındı.

Beyefendi’ler!

Bir öğleden sonra, aydınlık bir salonda, bir fincan kahve içmeye davet ediyor sizi Hatice Meryem. Şimdiye kadar alışkın olmadığınız ama bir o kadar da alıştığınız bir kadını bekletiyor sizin için orada. Mutfaktaki nefretinin, yatak odasındaki şehvetinin en derin sarhoşluğundan seslenen bu kadının kelimeleri, erkekliğinizle kadınlığı arasındaki uçurumda gerili bir ipte serili. Eski bir tabirin peşine düşmeyi istiyor sizlerle birlikte. Gece geç vakitlerde zekerinizi sevmeyi, kasıklarında hoplatarak şereflendirmeyi istiyor. Çünkü sizi hem avı görüyor kelimelerinin hem avcısı.

Beyefendi’ler!

Tüm hayatını sermiş önünüze bu kadın. Tatlı sözler söylüyor. Ruhuyla domalmaya da, yatağını açmaya da hazır. Kelimelerinin üzerinden damlayan heves, sert bakışlarınızdaki sisi –ister istemez- dağıtıyor. Şarklı olduğunu beyan edip fuckbody kavramına inanmıyor. Seversiniz siz bunu. Her kadın gibi âşık olmak istiyor o da. Hiç bıkmadan beklemeye devam ediyor sizi. Gülden Karaböcek çalıyor dantelli radyosunda. Yepyeni bir nota. Şimdiye kadar keşfedilmemiş bir kelime bulmaya sözler veriyor. Bir de anneniz kadar sevmeye sizi. Yeter ki buyurup gelin diyor şu aydınlık salona.

Beyefendi’ler!

Bir kadın bekliyor sizi aydınlık salonda. Saygıyla hoş geldiniz deyip buyur etmek, tam karşısına oturtup ağırlamak istiyor sizi bir fincan kahve eşliğinde. Soruyor: “Nasıl alırdınız kahvenizi” İçin ve kapatın fincanınızı. Birazdan telvesinden okuyacak tüm hayatınızı. Bakıyor, ne yazık ki tek bir umut görmüyor şu kapaklandığınız dünyada. Belki de sadece teselli babında birtakım vaatler vermeye başlıyor derhal. O vaatler sizi mutlu etmeye fazlasıyla yeter beyefendi’ler: arzu diğerkâm ve melankoli. Yeter ki dönün sırtınızı kaygısızca. Tatlı uykunuza dalın tüm erkekler gibi. Çok uzun zamandır bekliyor bu kadın sizi. Allah’tan başka kimsesi yok beklemenin saadetinde. Sadece onunla arkadaş. Bu yüzden tüm içtenliğiyle soruyor: “Sahi siz allahı bizim için mi icat ettiniz beyefendi”

Beyefendi’ler!

Olmadık sorular soruyor size bu kadın. Bir romanı, bir hikâyeyi, bir şiiri, bir dili parça parça ediyor. Didik didik ediyor gururunuzu. İklimler ve aşk hakkında. Mazlumlar ve zalimler hakkında. Zekeriniz ve kibriniz hakkında. Mesela “uyanıp geçiversek bir başka hemcinsinizin sıcağına” diye soruyor. Hemen öfkelenmeyin. Kaşıntılı bir merak onunkisi. Tir tir titrediği o uğursuz kadınlığının önünde uğultulu bir öfke. Neden kızıyorsunuz. Çok şey mi istiyor. Biri onu hep sevsin istiyor sadece.

Beyefendi’ler!

Karanlık bir yatak odası var bu kadının. Duvarları aynalarla ve dizelerle kaplı. Bütün hesapları burada görecek sizinle. Rahatlatın kelimelerinizi. Lütfen sormayın kendisine neden karanlık diye. “Kelimelerimiz bizim” diyor usulca. Bizim olan her şeyin değişmesi gibi. Yeni bir söz söylüyor. Modern bir dengbej gibi çöküyor erkekliğinizin başköşesine. Aşık olduğu tüm erkeklerle ilgili bir hikâye anlatıyor. Kışkırtıcı bir şekilde pay ediyor kâse kâse.

Beyefendi’ler!

Çok sesli bir hikâye bu. Kelimelerinin altında birçok kadının gözü. Sözü. Zehri. Mihri Hatun’dan Şair Nigâr Hanım’a. Tezer Özlü’den Sevgi Soysal’a. Sözünü sakınmayan, alaycı, dişil bir dil. Kaşıyor erkekliğinizi. Cümlelerinin üzerindeki örtüyü kaldırsak altından Mihri Hatun’un mısraları fırlayacak sanki. “Becerikli, yetenekli bir kadın daha iyidir/ Bin beceriksiz, yeteneksiz erkekten/ Bir kadın yeğlenir açık fikirliyse/ Anlayışı kıt bin erkeğe.”

Beyefendi’ler!

Son isteği Osman Hamdi Bey’in Darıca’daki evinin bahçesinde küçük bir gezinti bu kadının. Kuşlar, filler ve oğlanlar. Sırtlarında aşk ateşiyle erimiş geziyor kaplumbağalar. Yumuşak bir rüzgâr gibi sarıyor sesi: “Küçük bir sır verelim mi beyefendi. Öldürmek pek yaygın değil kadınlar arasında. Olsa daha iyi olabilir her şey. Ama revaçta olan yaralamak şu ara.” Kitap boyunca yazdığı kelimeler bu yüzden mi mühürlü. Bu yüzden mi masum kelimelerden iyileştirici dizeler kurmak istiyor. Kelime’nin yaralanmak anlamına gelen kelem sözcüğünden türemesi sizce de tesadüf mü. Hatice Meryem tüm kadınların iyileşmeyen yaralarını gösteriyor biz beyefendilere.

Sinan Sülün, Milliyet Kitap Eki

1
Leave a Reply

1 Comment threads
0 Thread replies
0 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
1 Comment authors
  Subscribe  
newest oldest most voted
Notify of

paylaşım için teşkkürler