Egoist okur

Martin Riker: “Tanpınar, Batı dünyası için heyecan verici bir keşif”

Martin Riker’ın adını, ilk kez Saatleri Ayarlama Enstitüsü için kaleme aldığı eleştiri yazısıyla işittik. New York Times’da çıkan eleştirinin sebebi Ahmet Hamdi Tanpınar’ın romanının nihayet İngilizce olarak, hem de Penguin Yayınevi’nin Dünya Klasikleri serisinden çıkmasıydı. Riker’a Tanpınar’ı ve dünya edebiyatındaki yerini sordum…

Gülenay Börekçi

ahmet hamdi tanpinar egoistokur martin riker time regulation institute

Tanpınar ve kicağındaki o güzel kara kedi… Kalem Ajans arşivinden alındı.

Martin Riker, New York Times ve Wall Street Journal için dünya edebiyatından İngilizceye çevrilen edebiyat yapıtlarını inceliyor, eleştiriyor. Zaten yıllarca büyük yayınevlerinin birinde dünya edebiyatı dizisi editörü olarak çalışmış. Atlantik’in öte yakasındaki mühim bazı yayın organlarında, mesela İngiliz Guardian Gazetesi’nde de makalelerini okumak mümkün.

İnternet yoluyla yaptığımız röportaj öncesinde bana Estonia’daki Apollo Solaris kitapçısına dair yazdığı bir yazıyı gönderdi. Diyor ki: “Şahane bir kafesi var, ayrıca Avrupa ve Amerika’daki benzerlerinden çok daha büyük ve modern, ama yüksek raflarını dolduran binlerce kitaptan birini bile okuyamayacaksınız, çünkü hepsi Estonya dilinde yazılmış, İngilizce’ye de çevrilmemiş… Biri çıkıp gördüğümüz her yabancı kelimeyi anlayabileceğimiz bir dile dönüştürecek özel bir gözlük yaratmadıkça İngiliz ve Amerikalı okurlar olarak dekorasyonuna hayran kalmak yahut kafesinde oturup bir şeyler yudumlamak haricinde bu çok özel kitapçıyı tam anlamıyla deneyimleme zevkinden mahrum olacağız. Hem eğer siz de bana benzeyen depresif karakterli biriyseniz, bu rafların gizlediği muazzam sayıda entelektüel ve sanatsal deneyimi düşündükçe iyice kahrolacaksınız.”

Röportajımızda Riker bunun esasen Estonyalı edebiyatçıların değil, büyük bir entelektüel ve sanatsal zenginlikten mahrum kalan Anglo-Sakson okurların problemi olduğunu vurguluyor: “Keşke okurlar bu şahane kitapçıda hiç değilse birkaç saat geçirebilse… Şöyle kopkoyu bir fincan kahve içtikten sonra kitapçının dar koridorlarında bir aşağı bir yukarı gezinse ve şimdilik dışında kalmak zorunda oldukları bu muhteşem kültürün entelektüel enerjisini hissetmeye çalışsalar.. Ne demek istediğim o zaman daha iyi anlaşılır.”

Riker’a Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün okuduğu ilk Tanpınar yapıtı olup olmadığını soruyorum. “Huzur daha önce İngilizceye çevrilmişti ama okumamıştım. Saatleri Ayarlama Enstitüsü üzerine bir yazı yazmaya hazırlanırken okudum” diyor.

“Saatleri Ayarlama Enstitüsü, talihli bir roman”

Ne düşünüyorsunuz, Huzur ve Saatleri Ayarlama Enstitüsü Batı dünyası için heyecan verici birer keşif sayılabilir mi?

İngilizceye tercüme edilen ve özenli bir yayınevi tarafından yayınlanan her iyi yapıt Anglo-Sakson okurlar için heyecan verici bir keşif sayılır. Bu, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın romanı için de geçerli. Birkaç büyük yayın organında tanıtımının yapılması da önemli. Ne yazık ki İngilizceye tercüme edilen her iyi roman bu kadar talihli olamıyor ve böylece okurun gözünden kolayca kaçabiliyor.

Orhan Pamuk, Tanpınar’ın en büyük hayranlarından. Tanpınar ve Pamuk ilişkisi hakkında ne dersiniz?

Orhan Pamuk’la Tanpınar’ın Huzur’u arasında çok kuvvetli bağlar var. Pamuk kendini Tanpınar’a bilhassa da onun Huzur adlı romanına borçlu hissettiğini hep yazdı. Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü ne kadar eğlenceli bulduğunu ve bu romanı hayranlıkla sevdiğini de sayısız kereler dile getirdi ama ondan Huzur kadar etkilenmediği aşikar.

Aslında itiraf etmeliyim ki Tanpınar Türkiyeli okurlar için de görece yeni bir keşif sayılır. Şahsen bu açıdan Pamuk’a ve Tanpınar’ın kitleler tarafından keşfedilmesini sağlayan diğerlerine teşekkür borçlu olduğumuzu düşünüyorum.

Tanpınar’ın sizin için de yeni bir keşif olduğunu bilmiyordum ama şaşırmadım. Edebiyat tuhaf yollardan yürür çünkü, yazarların sesi çağa göre değişkenlik gösterir, bazen daha net duyulur mesela, bazen fısıltıya dönüşür… Ama hep kalır. O yüzden bu durumdan şikayet etmeyelim, edebiyatın hikayesini ilgi çekici kılan şey de bir bakıma bu değil mi zaten?

“Tanpınar insanlık hallerini gösteren çok büyük bir yazar”

Aristophanes ve Erasmus’un yapıtlarıyla karşılaştırdığınız Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü “Birinci sınıf bir mizah başyapıtı” diye tarif ediyor, “toplumsal hiciv” yaptığını söylüyorsunuz.

Mizah ile “hiciv” arasında fark var. Kapsama alanları farklı bir kere. Mizah dar alanda paslaşmalardan ibaret olabilir, belirli bir konuyu, özel bir kültürel durumu, bir insanlık halini seçer ve onu işler mesela. Daha kavramsal bir tarz olan toplumsal hicivin iddiasıysa daha büyüktür, genel bir insanlık halini sergilemeyi hedefler. Entellektüel sistemler, yani ideolojiler yaratarak hayata hükmedebileceğimize duyduğumuz o acınası boş inançla dalgasını geçer. Tanpınar’ın romanı ikisi birden. Yazar öncelikle 20’inci yüzyıl Türkiye’sinin tarihsel gerçekliğini ele alıyor ama bunu yaparken karakterlerine daha geniş perspektiften bakmayı da ihmal etmiyor, böylece 20’in yüzyıl başında yaşamış Türkiyeli karakterler olmaktan çıkıp evrensel hale geliyorlar.  O yüzden yazımda, Tanpınar’ın, insanlık hallerini gösteren çok büyük bir yazar olduğunu anlatmaya çalıştım.

Gülenay Börekçi

Leave a Reply

  Subscribe  
Notify of