Egoist okur

TEREMİN: Hayaletlerin ve müziğe âşık olanların sevdiği ses

Çok acayip bir belgeselden söz edeceğim size. Kısa tanıtım videosunu izleyelim, sonra anlatmaya başlayayım.

Gülenay Börekçi

Bir vakitler Replikas’tan bir Efkar Karması istemiştim. Listelerinde çok güzel şarkılar vardı, biri de Olivier Messiaen’ın Oraison‘uydu. Ondes mertonet adlı bir elektronik enstrüman için yazılan büyüleyici bir müzik.

Ondes mertonet’in herhalde bizim dilimizde bir karşılığı yok. Görünüşü küçük bir orga, sesi ise teremine benziyor. Léo Ferré’nin Charles Baudelaire şiirlerini okuduğu albümde fon müziği ondes mertonet’le çalınıyor. Jacques Brel’in ünlü Ne Me Quitte Pas şarkısının final bölümündeki ses de bu enstrümandan geliyor.

Benzediğini söylediğim teremine gelince… İşte onun hikayesi apayrı.

leon theremin teremin egoistokur gulenay borekci

Önce birkaç videoyla sesini hatırlatayım… Beach Boys’un 1968’i ve güzel günlere dair umudu simgeleyen güneşli şarkısı “Good Vibrations” var ya; işte oradaki harikulade sesler tereminden geliyor.

Led Leppelin’in deli işi “Whole Lotta Love”ındaki orgazm çığlıklarına eşlik eden esrik tınılar da öyle…

Ve B-sınıfı UFO filmlerindeki ürkütücü müzikler… İnsana mı, hayaletlere mi ait olduğu belli olmayan şu acayip “viuuuuv” sesleri…

Konumuzla pek alakası yok aslında ama teremin denen müzik aletini icat eden adamın biz günümüz insanlarının hayatını da bir biçimde etkilediğini araya sıkıştırayım. Yani bugün en sıradan telefon konuşmamıza bile ne idüğü belirsiz tuhaf tıkırtılar karıştığını zannedip endişeleniyorsak ve en fenası ortalığı birilerinin tapeleri, yani telefon kayıtları kaplamışsa, müsebbibi o. Neticede telefon konuşmalarının dinlenebilmesini sağlayan ilk cihazı kendisi icat etmiş. En iyisi  baştan anlatmak… Ama uyarayım, çok eskilere döneceğiz…

leon theremin teremin egoistokur gulenay borekci 1

1917 İhtilali’nin büyük kalkınma hamlesi başladıktan kısa bir süre sonra Leon Theremin adlı genç bilim adamı, Lenin’e devrimci ve her bakımdan “elektrikli” bir icat sunmuş. Lenin öyle etkilenmiş ki 1922’de genç adamı bu müthiş icadı sovyet teknolojisinin gururu olarak dünyaya, bilhassa Amerika’ya tanıtmakla görevlendirmiş. Müzik âşığı Lenin’in Leon’dan bir süre teremin dersleri bile aldığı rivayet ediliyor.

Aslında kim olsa etkilenirdi! Düşünün; genç bir adam masanıza usulca küçük bir ahşap kutu bırakıyor. Ardından çevresinde elektromanyetik bir alan bulunan kutucuğa hiç dokunmadan ellerini boşlukta dolaştırmaya başlıyor. Sadece başka âlemlerin sakinlerinin anlayabileceği türden bir işaret diliyle konuşur gibi, göze görünmeyen bir kadının vücut kıvrımlarını okşarcasına… Ve müzik başlıyor. Sırf genç Theremin’in değil, odadakilerin de en küçük devinimi müziği değiştiriyor ve sesler bir yükselip bir alçalıyor, bir hızlanıp bir yavaşlıyor…

Çok kısa bir süre içinde genç adam New York jet sosyetesinin gözdesi oluyor. Eh, kışkırtıcı bir tebessümle bakan ve  “meleklerle konuşabilen” birine hayran olmak kolay tabii. Hele yaklaştığınızda açılan uzaklaştığınızda kapanan kapılar gibi o çağın insanlarına sihirli görünen nesneler icat ediyorsa… Mesela ilk görüşte âşık olduğu sosyete güzeli Clara Reisenberg’e 18. doğum gününde armağan ettiği pasta… Kız dönen bir tepside gelen pastaya yaklaştıkça mumun alevi yükseliyor, uzaklaştıkça alçalıyormuş. Aralarındaki sınıf farkından dolayı evlenememişler ama genç adam Clara’ya teremin çalmayı öğretmiş. Yıllar sonra başka biriyle evlenerek Rockmore soyadını alan Clara, bugün gelmiş geçmiş en büyük teremin virtüözü sayılıyor.

Ama sırayla devam edelim… 1938’de çok tuhaf bir şey oluyor. Leon sırra kadem basıyor. Stalin’in emriyle apar topar kaçırılıp Gulag toplama kamplarına gönderildiği, yıllar yılı kör karanlık bir hücrede durmadan ‘yeni icatlar yapmaya’ mecbur bırakıldığı, ta 1990’larda ortaya çıkıyor.

Bütün bunları teremin üzerine bir belgesel çekmeye karar veren Amerikalı yönetmen Steve M. Martin sayesinde öğreniyoruz. Martin, Rusya’daki çekimler sırasında Leon Theremin’in hâlâ hayatta olduğunu, bir hapishane köşesinde unutulduğunu şaşkınlıkla öğrenmiş. Ve sıkı bir araştırmayla onu bulup gerekli izinleri de aldıktan sonra 94 yaşındaki yaşlı mucidi Moskova’dan New York’a getirmiş.

“Theremin: An Electronic Odyssey” belgeselinde Leon Theremin, New York’un yüksek binalarına, kalabalık caddelerine, modern otomobillerine hayretle ve biraz da dehşetle bakıyor. Öyle ya, hücreye atıldığından bu yana 60 küsur sene geçmiş. O da artık neredeyse hayat enerjisi tükenmiş bir hayalet haline gelmiş. Belgeselin en güzel sahnesi Leon ile Clara’nın yönetmen Martin sayesinde uzun yıllar sonra yeniden buluşmalarını, kırık dökük sohbetlerini gösteren bölüm.

‘Büyük Birader’ Leon Theremin’in hizmetlerini çoktan unutmuş olabilir. Fakat hayaletlerin ve müziğe âşık olanların unutmadığı kesin.

Gülenay Börekçi

Leave a Reply

  Subscribe  
Notify of