Egoist okur

TUNA KİREMİTÇİ: “Yetişkinlerin de bakir gözlere ihtiyacı var”

Biliyorsunuz, Tuna Kiremitçi’nin yeni romanı Gönül Meselesi birkaç ay önce yayınlandı. Ve hemen ardından çocuklar için yazdığı masal kitabı da çıktı. Hayır, arkadaşım diye söylemiyorum ama arka arkaya iki kitap yayınladığına göre Tuna’nın verimli bir yazar olduğu kesin. Lakin bu iki kitap arasında bence dikkat çekici bir bağ da var. Şöyle ki…

Gönül Meselesi, laik bir kadının türbanlı bir kadınla önyargılar ve tedirginlikle başlayıp dostluğa dönüşen ilişkisini anlatıyor. Daha açık olalım… Kocasının başka biriyle ilişkisi olduğundan şüphelenen ve onu takip etmeye başlayan Arda, bir süre sonra söz konusu sevgilinin Fatih’te bir kitapçıda çalışan türbanlı bir genç kız olduğunu öğreniyor. Bu arada adı Gönül olan türbanlı kız, hikayenin akışı içinde çocuklar için bir de masal kitabı yazıyor. İşte güzelim sarı saçlarına güneşin bile imrendiği küçük kızın masalı, şimdi genişletilerek başlı başına bir kitap haline getirildi. Çocuklar için, resimli ve bol atraksiyonlu…

Bu her sayfasında yeni bir fikirle okuru sarsan kitaba ben tek kelimeyle ba-yıl-dım. Kendim okumakla kalmadım, çevremdeki bütün çocuklara da birer tane hediye ettim. Hepinize tavsiyemdir…

Son olarak… Sizli bizli konuştuğumuza aldırış etmeyin, o sizli bizli hal, atmosferi bozmamak için sectiğimiz bir yol. Anlayacağınız, bizim de kendimize göre oyun oynama usullerimiz var. Başta da söylediğim gibi Tuna benim iyi arkadaşım. Hayatımın en zor zamanlarından birkaçını onunla paylaştığımızı söylesem, emin olun yalan olmaz. Daha doğrusu hayatın bizi ne yapıp edip böyle zamanlarda bir araya getirdiğini… 2003’ten beri. Bu röportaj da o bildik geleneği bozmadı. Ve Tuna her zamanki sıcaklığı, samimiyeti, sükunetiyle hayatımın bu zor döneminde bana moral vermeyi ihmal etmedi. Bunun için kendisine bir kez daha yürekten teşekkür ederim. Bir dahaki sefere iyi haberlerle çıkacağım karşına sevgili arkadaşım :)

Ve ennnn son olarak, resimdeki Şeker Kız Candy ne alaka diye soruyorsanız… Güneşin saçlarını kıskanabileceği, aynı zamanda masal kahramanı olan başka bir küçük kız gelmedi aklıma. Ayrıca söyleyin, güzel olmadı mı?

Gülenay Börekçi

tuna kiremitci egoistokur gunesi kiskandiran kiz

Gönül Meselesi’nden çıkan çocuk kitabı

Gönül Meselesi’nin içindeki o masalı genişletmek fikri nereden çıktı?

Evet, Güneşi Kıskandıran Kız, Gönül Meselesi’ndeki Gönül’ün yazdığı, Arda’nın kıskançlıktan yaktığı ama sonunda küçük Dünya’nın hafızası sayesinde yok olmaktan kurtulan masalın ta kendisi. Bazı okurlar, “keşke gerçekten böyle bir kitap olsaydı” dediler. Çocuk edebiyatından anlayan birkaç arkadaşım da aynı şeyi söyleyince dayanamayıp yazmaya başladım.

Masalda güneş küçük bir kızın saçlarını kıskanıp Muhabbetköy’ü kendinden mahrum bırakıyor. tıpkı bunun gibi gerçek hayatta da her şeye muktedirmiş gibi davranan biri, suya sabuna değmeyecek bir şeye takılıp ortalığı dağıtabiliyor, değil mi?

Haklısınız, kıskançlık, temelde özgüven eksikliğine dayalı bir duygu. Nerede, ne zaman ortaya çıkacağı hiç belli olmuyor. En muktedir göründüğümüz zamanlarda bile özgüven sorunu yaşıyor, yani duygusal kontrolümüzü kaybedebiliyoruz. Kontrol edilemeyen her duygu gibi, kıskançlık da zehirli. Çocukları bu tuzaktan haberdar etmek lazım.

“Herkes birbirinin zencisi, ötekisi, umacısı…”

Gönül Meselesi biraz da önyargılara dair bir roman. Mesela Arda, türbanlı genç kadının bu masalı küçük bir kızın örtünmesine makul bir sebep yaratabilmek için yazdığını sanmıştı…

Çocuk önyargısız ve açık zihinlidir. Büyürken yaralanır, önyargıdan zırhlar kuşanırız. O zırhlar yaralarımızın kabuklarıdır. Edebiyatsa zırhlarımızın ötesine geçip doğuştan gelen en saf şeylere dokunur, bize gönül bağlarımızı hatırlatır. Gönül Meselesi’ni bu amaçla yazmıştım. Çocuk kitabını da bu amaçla yazdım. İsterim ki Arda ve Gönül’ün tesadüfen keşfettiği gönül bağını biz de sonunda fark edelim.

Muhabbetköy halkı, güneşi geri getirmek için hiç işe yaramayacak çözümler üretiyor; görünüşleri ve yaradılışları itibariyle kendilerine benzemeyenleri kasabadan kovuyorlar. O kasaba aslında burası, bizim yaşadığımız ülke mi?

Galiba biraz öyle. Herkes kendinden farklı olana alerji duyuyor. Herkes birbirinin zencisi, ötekisi, umacısı… Bir türlü birbiriyle dayanışan, gerçek bir toplum haline gelemiyoruz. Benim kitapları okudu mu bilmem ama Başbakan da son zamanlarda bundan sık bahsetmeye başladı.

Yetişkinlerin dert edindiği birçok mesele masalda başka başka şekillerde çıkıyor karşımıza. Mesela kasaba yönetiminin sanatçılardan, müzisyenlerden falan korkması…

Toplumlar da özgüven sorunu yaşayabiliyor. O zaman da tahammülsüz ve hoşgörüsüz hale geliyorlar, tıpkı bireyler gibi. Sonra farklı olandan korkma, ötekileştirme, dışlama… Sıranın er-geç sanatçılara gelmesiyse kaçınılmaz çünkü göze batıyorlar. Masaldaki köyün sakinleri de güneşsiz geçen onca yıldan sonra korku içinde. Sağlıklı düşünemiyor ve suçlayacak birilerini arıyorlar. Böyle vahim hatalar hep korku yüzünden yapılır.

Kara bulutların olmadığı yerde hikaye olmaz mı gerçekten?

Kara bulutlar korkuları temsil ediyor. Üstat Yoda’nın her zaman dediği gibi, korku öfkeye, öfke nefrete, nefret de ıstıraba giden yol. Edebiyatın bir görevi varsa o da bize şu dünyada sandığımız kadar yalnız olmadığımızı hissettirmek. Bu sayede korkularımızdan kurtulur, sevmeye cesaret ederiz.

“İnsan çocuklar için Zen kafasıyla yazabiliyor”

Eğlendiniz mi yazarken? Yoksa ilk kez bir şeyi ilk kez yapmanın gerginliğini mi hissettiniz?

Büyüklere yazmaktan çok da farklı değildi. Zaten en başından beri Orhan Veli şiirleri gibi kitaplar yazmak istedim. Derin ama yukarıdan bakınca dibi görünecek kadar duru. Tabii büyüklere yazarken bu niyet yanlış anlaşılabiliyor. Eleştirmenler için zor anlaşılır, girift kitaplar daha önemli. Ama çocuklar için Zen kafasıyla yazabiliyorsunuz. Bu büyük bir özgürlük.

İngiliz romancı Martin Amis, çocuk edebiyatı çocuk işidir mealinde bir şeyler söylemişti. Amis nerede yanılıyor sizce?

Yazarlar bazen böyle ego sorunları yaşar, aldırmamak lazım. Edebiyatı hizmet meselesi olarak görmek daha iyi. Bu hizmet iki yönlü. Bir taraftan çocukların duygusal eğitimine katkıda bulunmak, bir taraftan da onların zaten bildiği şeyleri büyüklere hatırlatmak. Çocuğun empatiye ihtiyacı varsa, biz yetişkinlerin de bakir gözlere ihtiyacımız var.

Bir oğlunuz var. Onun için masallar uydurur musunuz, ne bileyim gece uyuturken falan?

Eskiden onun sevdiği masalları karıştırıp bir şeyler anlatıyordum. Zamanla özgün şeyler uydurabildiğimi fark ettim. Çocuk kitabı yazma konusunda bana cesaret veren de bu oldu.

Peki sevdi mi Güneşi Kıskandıran Kız’ı?

Yazdığım en iyi şey olduğunu düşünüyor. Kitabı heyecanla götürüp sınıf kütüphanesine koydu.

Oğlunuz olmasa gene okur muydunuz çocuk kitaplarını?

Okurdum herhalde. Güzel çocuk kitapları sadelikle derinliğin buluştuğu yerler. Aynı Şarlo filmleri ya da Japon Haiku şiirleri gibi. Saf bir bakışa ulaşmak adına, onlardan öğrenecek çok şey var. Belki de tüm yazarlar arada çocuk kitabı okumalı. Çocuk kafasıyla düşünmeli. Bu bizim için bir çeşit meditasyon.

Bundan sonra çocuklar için gene yazacak mısınız?

Sanırım yazacağım. Sadeliğin en özgür olduğu yer çocuk edebiyatı çünkü.

Çocukken en sevilenler

Bir iki şey daha… Çocukken en sevdiğiniz kitaplar hangileriydi?

Yalvaç Ural ve Ülkü Tamer’in Milliyet Çocuk dergisiyle büyüdük ya, biraz Jules Verne nesliyiz. Michel Strogoff, Ay’a Yolculuk, 80 Günde Devrialem… Tabii Gülten Dayıoğlu’nu, Samed Behrengi’yi, Enid Blyton’un “Gizli Yediler” serisini de çok severdim. En çok da Pıtırcık hayranıydım. Şimdi oğlumla okuyoruz.

Şimdi en sevdiğiniz kitaplar neler, çocuk kitabı da olabilir, nasıl derler, “büyük” kitabı da?

Pıtırcık’ın maceralarına hâlâ gülüyorum. Pippi Uzunçorap’ı oğlum sayesinde keşfettim ve çocukken ıskaladığıma üzüldüm. Ursula K. Le Guin’in eserlerine hayranım. Onun sayesinde keşfettiğim Lao Tzu ve İbn Arabi’yi, Nâzım Hikmet’in “Memleketimden İnsan Manzaraları” ciltlerini dönüp dönüp okurum. Bunlar Borges’in “Kum Kitabı” gibi, her okuyuşta yeni şeyler söyleyen kitaplar.

Gülenay Börekçi, Habertürk

 

4
Leave a Reply

1 Comment threads
3 Thread replies
0 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
2 Comment authors
  Subscribe  
newest oldest most voted
Notify of
Dilek V.T.

Çok güzel bir röportaj olmuş Gülenaycım, çok ilgimi çekti, emeğine sağlık diyorum Açılay tarzı bir yaklaşımla :)))
Bu arada cevap veriyorum evet, şeker kız Candy’yi kullanmak çok güzel bir fikir bu yazıda…