Egoist okur

Tutunduğun anlamlar uğruna neyini verirdin?

“Kızmaya değer şeyler olacaksa, sevinmeye değer şeyler de olacaktır. Sevinmeye değer şeyler olacaksa, demek ki o şeylerin de bir anlamı olacaktır. Ama öyle şeyler yok bu dünyada!”

Sesini bir ton daha yükseltip “Birkaç yıl sonra hepiniz ölecek, unutulacak ve hiçbir şey olacaksınız; onun için, kendinizi buna bir an önce alıştırmaya bakın!” dedi.

İşte o an, Pierre Anthon’u o erik ağacından bir an önce indirmemiz gerektiğini anladık.

janne teller egoistokur agactaki gunisigi kitapligi 2

Hayatlarımız niçin sonu gelmez bir anlam arayışı üzerine kurulu? Yaptığımız işleri, verdiğimiz kararları, sürdürdüğümüz ilişkileri sürekli bir anlam terazisinde tartmamız neden? Anlam gerçekten o kadar önemli, adının yansıttığı kadar “anlamlı” bir şey mi? Yoksa toplumca kafayı anlamla bozduk da, bu takıntımızın farkında mı değiliz? Öyle ya da böyle, Danimarkalı bir grup genç, “anlam” denen şeyi feda etmemeye kararlı! İzin vermeyecekleri bir şey varsa, o da “her şey”in “hiçbir şey”, “birileri”nin de “hiç kimse” olduğunun kendilerine dayatılması!

ON8 Kitap’tan çıkan Ağaçtaki anlatılır gibi bir kitap değil aslında. Okuyun diyebilirim sadece, çok kızacak ama aynı zamanda büyüleneceksiniz… Tıpkı hayatın kendisi gibi…

İstedim ki bu harikulade kitabı ve yazarını siz de tanıyın. İşte Janne Teller’la Edinburgh Festivali sırasında yapılmış edebiyatın ve kitabın geleceği, politika, yasaklar, sansür ve hayata dair bir röportaj…

Gülenay Börekçi

janne teller egoistokur agactaki gunisigi kitapligi

“Edebiyatın doğası gereği politik olduğunu düşünüyorum”

50 yıl içinde romanların neye benzeyeceğini düşünüyorsunuz?

Romanın hem basılı, hem e-kitap, hem de bugün hayal dahi edemeyeceğimiz birtakım yeni medya formlarında var olmaya devam edeceğini düşünüyorum.

Gelecekte daha interaktif romanların revaçta olacağına ilişkin bir öngörü var. Bunun edebiyat açısından iyi bir şey olup olmadığı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bence interaktif romanlar daha çok bilgisayar oyunlarına benzer -bizim bildiğimiz tanımıyla romandan daha farklı bir şey. Okur, karakterler için kendi yolunu seçebildiği an, roman artık romancının biricik ruhunu aktaramaz ve tamamen başka bir şeye dönüşür. Kendi çerçevesinde düşünüldüğünde bazı kişilerin interaktif romanlar talep etmesi bir sorun değil. Ancak bu, romanın yerini alacak bir şey de değil.

Geçmişte, yeni eğlence formlarının, romanın geleceğini tehdit altına aldığına ilişkin, bugün büyük ölçüde yanlış çıkan bir söylem vardı. Romanın ne denli uzun bir geleceğinin olduğunu düşünüyorsunuz?

İnsanların öykülere ihtiyacı vardır ve içinde yaşadığımız dünyayı daha iyi kavramak için de kurgu öykülere ihtiyaç duyarız. Başlangıcından bu yana romanlar, yazarla okur arasında içgörü değişimimin ve paylaşımının gerçekleştiği yakınlaşma alanları olmuşlardır. Kanımca bugünün yüksek hızlı teknolojik dünyasında, böyle sessiz bir samimiyet ilişkisine olan ihtiyaç artarak devam edecek. Özellikle de, bugünün hızlı iletişim araçlarıyla karşılaştırıldığında bir dezavantaj gibi görülen romanın yavaşlığı, uzun vadede romanın en büyük gücüne dönüşecek. İnsanlar yavaşlamaya ihtiyaç duyarlar. Yaşamı hazmetmek zaman alır ve roman bunu yapmamıza yardımcı olur.

Biz burada sansür sorununu da araştırıyoruz. Gençlik romanınız Ağaçtaki (Intet), ilk yayımlandığında ana diliniz Danca’da yasaklanmış olmasına karşın şimdi ödüllü bir “çok satan” olma yolunda. Kitaplarınızın hangi nedenle yasaklandığını düşünüyorsunuz ve sansür ihtiyacı konusunda duygularınız nelerdir?

En başta bu beni şok etti ve Ağaçtaki’nin neden yasaklandığını bir türlü anlayamadım. İçeriğinde seks yoktu, küfürlü konuşma yoktu. Bilgisayar oyunlarına, vampir edebiyatına ya da suç romanlarına kıyasla çok çok az bir dozda şiddet içeriyordu. Bazı yetişkinleri kitabın yasaklanmasını isteyecek kadar rahatsız eden şeyin, toplumun normalde sorgusuz sualsiz kabul ettiklerinin sorgulanması korkusu olduğunu anlamam oldukça uzun zaman aldı. Ne yazık ki, bir kitabın yalnızca sorduğu sorular nedeniyle yasaklanabilmesi, Avrupa düşünce yapısının bugünkü durumuyla ilgili oldukça fazla şey söylüyor.Sansüre inanmam, ancak sorumluluğa inanırım. Ve yazarlar olarak, başka insanların önüne koyduklarımıza ilişkin sorumluluğumuz vardır. Edebiyat yoluyla, daha derinlikli ve evrensel bir insanlık gerçeğini aradığınız sürece, bunun okurlar için tehlikeli olacağına inanmam. Velev ki iktidardakiler için öyle olabilir!

Sansürle ilgili olarak, bir kitabın yasaklanması çoğunlukla insanların o kitabı daha çok okumak istemesine yol açıyor. İnsanlar doğal olarak yasaklanana merak duyuyorlarsa, hemen hemen her şeye online ulaşabilen bugünün modern toplumunda “yasaklama”nın mantığını nasıl yorumluyorsunuz?

Kitabımın hiçbir zaman yasaklanmamış olmasını dilerdim. Kitap aleyhindeki sert tepkiler beni çok uzun süre üzdü ve rahatsız etti. Gazetelerde, gençlerin bu kitabı okurlarsa intihar edebileceklerine dair makaleler yayımlandı! Bununla nasıl başedebileceğime dair hiçbir fikrim yoktu. Çalışma masamın altına kıvrılıp orada kalmalıymışım gibi hissettim. Ağaçtaki’ni kimseyi kışkırtmak için değil, kahramanım Pierre Anton ve sınıf arkadaşlarının, hayatın anlamına dair soruları olduğu için, hatta benim kendi sorularım olduğu için yazdım. Ve benim için bu, yazılması çok doğal bir öyküydü. Bu yüzden de şiddetli tepkiler beni gerçekten şaşırttı –insanların neden bu denli düşmanca tepki verdiklerini anlayamadım.

İnsanlar var olduğu sürece yaşamla ilgili varoluşcu sorular da olagelmiştir. Bu soruları ben icat etmedim, kendimce ortaya koydum, o kadar. Bunun bu denli hiddet yaratabilmiş olması, bunun için “dövülme” biçimim, gerçekten beni bir süreliğine dağıttı. Öylesine duygusallaşmıştım ki, sanki bu kitap benim değilmiş gibiydi, kitapla ilgili konuşamıyordum bile.

Belki de bu yüzden, son yıllarda kitabım yalnızca kabul görmekle kalmayıp dünyanın dört bir yanında her yaştan okurdan takdir ve övgü aldığı için büyük mutluluk duyuyorum. Birisi bana gelip ya da yazıp, kitabımın ona özel bir biçimde dokunduğunu söylediğinde hâlâ çok mutlu ve müteşekkir hissediyorum.

Geçmişte Birleşmiş Milletler için çalıştınız ve uluslararası politikayla ilgileniyorsunuz. Edebiyatın ne ölçüde politik olması gerektiğini düşünüyorsunuz?

Edebiyatın doğası gereği politik olduğunu düşünüyorum. Doğayla ilgili en apolitik şiir bile, yaşama dair bir algı ve duygu ifade eder, değerlerin önceliklendirmesinin bir yoludur, dolayısıyla politik bir ifadedir. Edebiyat, insanların kendilerine ve dünyaya bakışlarını değiştirebildiğinden, doğallıkla politikayı da doğrudan etkileyebilir. Ancak, edebiyat en önde olmalıdır. Mesela karakterler ve mekânlar için yapılan seçimlerin, yazarın politik görüşüne veya moral değerlerine ters düşse de, içgüdüsel doğruluğu olmalıdır. “Has edebiyat” ürünü bir romanın da politik etkileri olabilir, ama bu, yazarın dileklerinin ve hedeflerinin ötesinde bir şeydir. Yalnızca makalelerde, yazarın edebi niteliği kaybetmeksizin doğrudan politik olabileceğine inanıyorum.Edebiyat –bence– daha derinlikli bir gerçeği aramanın ve anlatmanın bir yoludur. Ve eğer yazar, edebiyatının anlattığı “gerçeğe” müdahale etmeye çalışırsa, bu edebiyat olmaktan çıkıp salt politik ya da pedagojik bir projeye dönüşür… Ve okur bunu hemen hisseder.

Kaynak: Edinburgh Yazarlar Konferansı

Leave a Reply

  Subscribe  
Notify of