Egoist okur

Genç Ursula K. Le Guin, Ged’i yaratırken kimden ilham aldı?

Portlandlı tutkulu okur Ursula K. Le Guin, bir süre sonra kendi hikayelerini yazmaya karar veriyor. Her gece çocukları uyuttuktan sonra sabahlara kadar yazdığı öyküleri beğenen yok. Hangi dergiye gönderdiyse red cevabı alıyor, şurada burada tek tük şiirleri çıksa da editörler onun yazdıklarıyla ilgilenmiyor. Peki ya sonra? Okuyalım…

Gülenay Börekçi

Küçük Ursula kitaplara gömülmüşken.

Fantastik edebiyatın dev ismi Ursula K. Le Guin nasıl yazar oldu, romanlarında kimden ilham aldı?

17 roman, 11 çocuk kitabı, 100 kısa öykü, iki deneme kitabı, beş şiir kitabı bulunan Ursula Kroeber Le Guin’in 1960’ların sonunda yazdığı Yerdeniz serisi bir üçleme olarak tasarlanmış ama zamanla altı kitaba ulaşmıştı. Fantastik o yıllarda ya çocuk işi sayılıyor ya da henüz pulp fiction, yani ucuz edebiyat kapsamında değerlendiriliyordu. Bu türde yazılmış şeyler okumak isteyenler, Amazing Stories ya da Weird Tales gibi haftalık ya da aylık dergilere mahkumdu. Röportajlarından anladığım kadarıyla Ursula K. Le Guin, küçükken bu dergileri adeta yutarcasına okuyordu. Okuma konusunda benzer süreçlerden ben de geçtiğim için onu çok iyi anlıyorum, “Bir çocuğun zamanla iyi bir okur olabilmesi için çokça kötü şey okuması lazım” demesi boşuna değil!

Her neyse, birçoğunuzun zaten okuduğunu umduğum için, Yerdeniz serisini yeniden anlatmayacağım. Olaylar Ged adlı deneyimsiz büyücünün çevresinde gelişir ve biz, bir yandan bir büyüme hikayesi okuruz, bir yandan da Le Guin’in eleştiren zihninin ışığında dünyayı izler, onunla birlikte sorular sormaya başlarız. Bir süre sonra da yazarımızın minik adalardan oluşan Yerdeniz âlemini yaratırken, bir bakıma bilinçdışımızın bir izdüşümünü çıkardığını fark ederiz. O kadim âleme dair sorduğumuz her soru, aslında bizim genç dünyamızla aramızdaki çözümsüz meselelerden kaynaklanmaktadır. Ged’in zamanla ustalaştığı büyü ise sanatsal yaratıcılığa, yaratma sürecine dair bir metafordan başka bir şey değildir. Ursula ile Ged bu iki ayrı dünyada birbirlerine paralel seyahatlere çıkar, bir bakıma birlikte büyürler…

Yerdeniz Büyücüsü ve devam kitaplarının önemi, fantastiğin yüksek edebiyat sayılamayacağı yolundaki önyargıları sarsan ilk önemli adımlardan biri olmasında. Bu benzersiz serinin yaratıcısını kısaca anlatmak gerekirse; II. Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde, “sessiz kuşağın” bir mensubu olarak 1929’da dünyaya geliyor. Hayatındaki en enteresan ayrıntı, daha o doğmadan aileye giren bir kızılderiliyle ilgili. Kültürel antropolog olan babası Alfred Kroeber, Yahi Kızılderililerinin son temsilcisiyle arkadaş oluyor fakat Yahi kültüründe isimlerin dillendirilmemesi gerektiği için arkadaşının adını öğrenemiyor ve ona Ishi adını takıyor. Küçük Ursula onunla hiç tanışamıyor ama aile içinde anlatılagelen Ishi hikayeleriyle büyüyor. Bazılarından o kadar etkileniyor ki, onları romanlarında kullanıyor. Mesela Ishi’nin gerçek ismini kimseye söylememesi, size muhakkak Yerdeniz aleminden tanıdık gelmiş olmalı. Çünkü Yerdeniz büyücüleri insanların, hayvanların, bitkilerin ve nesnelerin gerçek isimlerini bilmedikleri zaman ona büyü yapamıyorlar. Le Guin’in kitaplarında güçlü, bilge varlıklar olarak karşımıza çıkan ve bu yüzden kayıp olan ejderhalarda da Ishi’den çokça iz var.

Yerdeniz’in ve Ged’in yaratıldığı dönemin Ursula’sı. (Solda)

Üniversite yıllarında tarihçi Charles Le Guin’le evlenen Ursula’nın 47 yıl süren bu evlilikten Elisabeth, Caroline ve Theodore adlı üç çocuğu oluyor. Hayatı boyunca Portland, Oregon’da yaşıyor, hep aynı evde oturuyor. Kitaplarını bilgisayarda yazmaya alışıyor ama internete bağlanmayı reddediyor. Ona ulaşmak isteyen hayranları ya da röportaj yapmak isteyen gazeteciler, evinin yakınlarındaki küçük bir gazetenin ofisine faks çekmek zorunda kalıyor. Cevaplar da faksla geliyor elbette. Yazmadığı zamanlarda, öğretmenlik yapıyor, kütüphane görevlisi olarak çalışıyor.

Yazmaya başlama hikayesi pek sıradan sayılmaz ama. Portlandlı tutkulu okur Ursula K. Le Guin, bir süre sonra kendi hikayelerini yazmaya karar veriyor. Her gece çocukları uyuttuktan sonra sabahlara kadar yazdığı öyküleri beğenen yok. Hangi dergiye gönderdiyse red cevabı alıyor, şurada burada tek tük şiirleri çıksa da editörler onun yazdıklarıyla ilgilenmiyor.

Şimdi dikkatle okuyun, bence hikayenin en güzel kısmı burası… Ursula K. Le Guin’in annesi 60’ların başında az önce bahsettiğim Ishi’yle dostluklarını, ondan neler öğrendiğini anlatan bir kitap yazıyor ve inanılmaz bir başarının sahibi oluyor. Baskı üzerine baskı yapan kitabın satışları yüz binleri buluyor. Ve artık çok ünlü bir yazar olan anne, yayıncısına kızının öykülerini götürüyor. Sonrası, nasıl derler, işte hep bildiğimiz şeyler… Öyküleri novellalar, romanları seriler izliyor. Yazarın Yerdeniz, Mülksüzler, Karanlığın Sol Eli, Dünyaya Orman Denir gibi önemli kitapları bundan sonra yayımlanıyor.

Devreye kurtarıcı bir feminen güç olarak anne ile kadim bilgeliğin timsali Ishi’nin girmesi, tam da Ursula K. Le Guin dünyasına uyacak bir şey değil mi?

Kendi sözleriyle Ursula

+ “Yazar dediğimiz kişi bu işi tek başına yapmaz. Okunmayan öykü öykü değil, ölü ağaç gövdesinden üretilmiş bir malzemenin üzerine atılmış siyah çentiklerdir. Bu çentikleri canlı hale getiren kişi okurdur. O okuduğu için yaşayan bir şeye, bir öyküye dönüşürler.”

+ “Özgürlük ağır bir yüktür; ruhun kolayca sırtlanamayacağı kadar büyük ve tuhaf… Sana bahşedilmiş bir armağan değildir özgürlük, bir tercihtir. Zor olanı tercih.”

+ “Aşk taşa değil ekmeğe benzer. Orada öylece durup beklemez. Her seferinde onu yoğurmalı, mayasını yenilemeli, yeniden üretmelisin.”

+ “Hepimiz kendi hayatlarımızı yeniden icat etmeyi, kendi usullerimizle onu gerekirse defalarca inşa etmeyi öğrenmek zorundayız. Şayet başaramazsak, hayatlarımızı bizim yerimize başkaları inşa edecektir.”

+ “Devrimi satın alamazsın. Devrimi yaratamazsın. Bu konuda elinden gelen tek şey, devrimin ta kendisi olmaktır. Devrim ruhundadır. Değilse de zaten yoktur.”

Gülenay Börekçi

 

Leave a Reply

  Subscribe  
Notify of