Egoist okur

Venüs der ki: Kızlar istediklerini okuyabilmeli!

“Yekta Kopan ve Şebnem İşigüzel, yakın tarihlerde yayımlanmış kitaplarıyla bize aileyi ve kadının değişmeyen yazgısını anlatıyorlar. Birbirlerinden çok farklı tarzda yazsalar da kadının kaç çocuk yapması gerektiğinin, dekolte giyip giyemeyeceğinin sıkça tartışıldığı şu günlerde bu tartışmalardan bunalmış olanlara kadının özgürlüğünü savunan görüşleriyle en edebi cevabı veriyorlar aslında. Kızlar istediklerini okumalılar bir de. Öyle değil mi?” Sibel Yılmaz yazdı.

Gülenay Börekçi

Venüs’ten geldi: Kızlar manifestosu

   venus sebnem isiguzel egoistokur sibel yilmaz

Bayıldığımız modacı Alice Nightingale‘in The Librarian koleksiyonundan.

Venüs der ki: Kızlar istediklerini okuyabilmeli!

Şebnem İşigüzel de son romanı Venüs’te tıpkı Yekta Kopan gibi aile temasına ağırlık veriyor. Yazarın kendi ailesinin öyküsünden yola çıkarak yazdığı roman; yine kadın-erkek ikilemi ekseninde uzun bir aile tarihçesine uzanıyor. II. Abdülhamit devrinden Cumhuriyet’in ilk yıllarına uzanan bir zaman diliminde, farklı coğrafyalarda, zaman zaman dönemin ünlü kişilerinin de (Freud, Atatürk vb.) bir roman kahramanı olarak olay örgüsüne dahil edildiği, hem eğlenceli hem de çok hüzünlü bir roman Venüs.

Romanın başkişisi ve anlatıcısı -Şebnem- Arnavut bir ailenin kızıdır ve İstanbul Boğazı’nın sularında batmakta olan bir sandalda doğmuştur. Annesi onu doğururken öldüğü için babası, halası Şekina ve ailesinin hizmetkârı Nergis tarafından büyütülür. Mutsuz bir evlilik yapan anlatıcı, akıl hastanesinde yatarken ailesinin tarihini yazmaya başlar ve ortaya bu roman çıkar. Söylem zamanında sık sık ileri ve geri gidişler olur. Olay zamanı 1908-1945 arasını kapsarken, geriye dönüşlerle birlikte 1589 yılına, Mısır’a kadar uzanır yazar. Çok olaylı ve mekânlı bir anlatıdır Venüs. Osmanlı dönemindeki saray entrikalarını anlatan Nergis, tarihin gerçek yüzünü gösterir bize. Çünkü tarih Nergis’in deyişiyle “olanı değil, olmayanı yazar”. (s.52)

Aile, kadının özgürlüğü, evlilik, cinsellik gibi temaların ön plana çıktığı romanda ailelerin kuşaklar boyunca taşıdığı sırlarla karşılaşırız. O sırlar ki o aileye mensup olacak her bireyi ayrı ayrı etkileyecektir. “Hiçbirimiz aile tarihimizden kaçamayız. Elbette onu geride bırakabiliriz. Ama o her koşulda orada durur” (s.13) diyen anlatıcı, kendi aile tarihini yazarken de annesinin kaderini devam ettirir aslında. Yazı yazmayı çok seven annesini babası engellemiş, yazdıklarını yok etmiştir. Kadınların yapmak istediklerini engelleyen, erkekler ve onları el üstünde tutan toplumdur. “Hiçbir kadın kendi kendine delirmez. Kadınları erkekler delirtir. İçinde yaşamak mecburiyetinde bulunduğu cemiyet, hal ve durum (s.95) diyen anlatıcıyı da kendi kocası delirtmiş, onu çok sevdiği çocuklarından ayırmıştır.

Roman kahramanlarının her biri birbirinden ilginçtir. Elinden yelpazesi düşmeyen Şekina Hala; kendini ve erkekleri seven, cinselliğini özgürce yaşayan, açık saçık konuşan bir kadındır. Hatta bu yüzden dönemin müftüsü, onun hakkında ölüm fetvası vermiştir. Nergis ise Mısır’dan kaçırılıp Osmanlı sarayına getirilmiş bir devşirmedir. Saray adabıyla yetiştiği için saraydan kovulduktan sonra bile orayı özler. Şekina’nın aksine cinselliğini yaşayamamıştır. Yaşı belirsizdir. Hikmetli sözler eder durmadan. Şekina ne kadar özgür olsa da kendinden kaçması gerekmiştir bazen. İşte o zaman bir başkası gibi davranacak, erkek kılığına girecektir. Erkek cinsi istediğini yapabilirken kadın kılık değiştirmek, bir başkası olmak zorunda kalabilir. Şekina ve Nergis’in yanında, onların sırlarıyla büyüyen anlatıcı bu iki kadının kişiliğinden çok etkilenmiş; onlar öldükten sonra kendini yalnız hissetmiştir.

Anlatıcı kendisinin ama daha çok da annesiyle babasının, her biri kendi sırlarını taşıyan Nergis ve Şekina’nın öyküsünü anlatırken masallardan, mitlerden yararlanmayı ihmal etmez. Hatta anlatının bütününe baktığımızda İşigüzel’in büyülü gerçekçiliğe yakın durduğunu da söyleyebiliriz. Anlatıcı kahramanlarının sırlarını birdenbire anlatmaz okura, herkesin gerçek yüzü romanın sonlarına doğru ortaya çıkar. Anlatıcı en eski kurmaca eserlerimizde olduğu gibi araya girer zaman zaman, okuruna seslenir. Okurunun anlatılanları hatırlayıp hatırlamadığını sorgular.

Romanın sonlarına doğru çok eğlenceli bir bölüm var. İsmi Kızlar Manifestosu. Yazara göre kızlar istediklerini yapmalı hatta erkekler ne yapıyorsa kızlar da aynısını yapabilmeli. Silik, sessiz birer gölge olmamalı hiçbiri ve hayatın tam içinde yer almalı.

Yekta Kopan ve Şebnem İşigüzel, yakın tarihlerde yayımlanmış kitaplarıyla bize aileyi ve kadının değişmeyen yazgısını anlatıyorlar. Birbirlerinden çok farklı tarzda yazsalar da kadının kaç çocuk yapması gerektiğinin, dekolte giyip giyemeyeceğinin sıkça tartışıldığı şu günlerde bu tartışmalardan bunalmış olanlara kadının özgürlüğünü savunan görüşleriyle en edebi cevabı veriyorlar aslında. Kızlar istediklerini okumalılar bir de. Öyle değil mi?

Sibel Yılmaz

Leave a Reply

  Subscribe  
Notify of