Egoist okur

Zeki Müren ve deliliğimizin zenginliği

Geçen hafta arkadaşım Deniz Durukan, Hatice Meryem’in Beyefendisi’ne dair bir yazı gönderdi. Yazıda Arkadaş Z. Özger’in bir şiirinden bahsediyordu. “Güneşe ve erkekliğe büyüyen vücudum/ Düşüvericek ellerinizden ve/ Bir gün elbette/ Zeki Müren’i seveceksiniz. (Zeki Müren’i seviniz)” diye bitiyordu şiir. Okuyunca Vivet Kanetti’nin mücevher değerindeki Deli Ruh kitabındaki bu yazıya koştum. (Bir ara o kitaptan ayrıca söz edeceğim.)

Ama şimdi Zeki Müren… Kanetti’nin Zeki Müren portresi ilk okuduğumda beni büyülemişti. Bitirmiş, bir daha okumuştum, sonra bir daha… Her şeyi kusursuz bir netlikle özetliyordu. Zeki Müren’e dair değil sadece, bu tarihin ve coğrafyanın erkekleri, kadınları, insanları olarak bir araya geldiğimizde oluşturduğumuz bütüne, harikulade deliliğimize dair de… 

17 yıl önce yazılmış bu yazıyı lütfen şimdi, yeniden okuyun…

Gülenay Börekçi

zeki muren vivet kanetti egoistokur deli ruh

Vivet Kanetti’den Zeki Müren ve deliliğimizin zenginliği

Bugün katılmak istediğimiz Avrupa’nın ünlü erkek seslerinden Yves Montand, 1960’larda sahneye siyah yerine kahverengi pantolon gömlekle ve kıravatsız çıkmaya cesaret etti diye izleyicilere parmak ısırtırken, aynı yıllarda bizim en büyük erkek sesimiz, bacaklarını dizlerine kadar sımsıkı saran yirmi beş santim yükseklikteki lame çizmeler, simli mavi şortlar, süper miniler, kollarını omuz başlarına kadar açık bırakan sırmalı, pullu, boncuklu, tüylü kostümler, on beş santim kabartılmış saç, yay gibi kaş, manikürlü tırnaklar, pek çok kadını hasete gark edecek pırlantalı yüzüklerle, salıncaklarda, kürklerle sarmalanmış halde, bir kez üç buçuk metrelik bembeyaz bir kuğunun kalbinden çıkarak gelirdi sahneye ve salonu yıkardı. Bizans ve Osmanlı’nın varisi bir toplumun deli ruhu, böyle görüntüleri hiçbir zaman garipsemedi.

Aynı Zeki Müren, beyazperdede, gerçi boncuksuz ve lame çizmesiz, ama gene Belgin Doruk’unki kadar makyajlı bir yüz ve onunkinden kabarık saçlarla, özenle törpülenmiş uzun tırnaklarla “bir kadınla aşk yaşayan jön prömiye” rolüne çıktığında, Türkiye’nin karmaşık deli ruhu (sadece kadınlarınki değil açıkçası, erkeklerinki de), bunu inandırıcı buldu demeyelim, ama çok daha enteresanı, “inandırıcı buluyormuş gibi” yapmaktan zevk duydu. Ah, o Zeki Müren filmlerinin (sonra Bülent Ersoy’un erken dönem filmografisinin) eşsiz sürrealizmi! Bir Türk sineması retrospektifine Zeki Mürenli filmleri katmadan Türk ruhunun tam potansiyeli hakkında fikir edinmek mümkün müdür?

Ve ne derece Bizans’tan indiğimizi bir kez daha vurgularcasına, Zeki Müren’le ilgili oluşan biri resmî, biri gizli iki portre… Biri sâfi zarafet ve incelik; bir nezaket abidesi. Diğeri, kurbanını saniyede raptiyeleyen, çevresini kulaklarına kadar kızartıp kahkahaya boğacak şaka ve esprilerin mucidi. Birinde aşırı disiplinlendirilmiş süzme, neredeyse manyerist ve tane tane bir Türkçe, diğerinde frenlerinden boşalmış bir hayat dili. Sanki sanatına girememişliğinin intikamını alan. Ve bu iki portreyi (iki tarihi) birleştirip barıştırmada, bir bireyin çelişkili dinamiklerini beraberce kabullenmede bizlerin çektiği güçlük… Deliliğimizin zenginliğine bakmaya bir kez daha ürküyormuş gibi.

Vivet Kanetti, Yeni Yüzyıl, Eylül, 1996

Leave a Reply

  Subscribe  
Notify of