Çocuk kitaplarına kadar giren “kedili deli kadın” klişesi
“Kedili deli kadın” deyişi ve “kedilerini tepesine çıkaran yalnız ve yaşlı kadın” klişesi hep içime otururdu ama kapandı kapanacak denilen harika mekân The Internet Archive’de gördüğüm bazı kitaplar bu klişe deyişin sadece bize özgü olmadığını gösterdi bana. Ayrıca meğer yeni de değilmiş bu terim.
Araya müzik grubu Brazzaville’in David Brown’ıyla yıllar önce yaptığım bir röportajdan birkaç paragrafı ve Italo Svevo’nun iki novella’sını ekledim. Kesinlikle konu dışı değiller.
Dünyanın 1658 tarihli ilk çocuk kitabı Egoist Okur’da
Bir dönemin popüler çocuk kitabı karakterleri kedili ya da köpekli yaşlı kadınlardı. İşte onlardan biri olan Trot Hanım’lı kitaplardan bir illüstrasyon.
Çocuk kitaplarına kadar giren “kedili deli kadın” klişesi
“Kedili deli kadın” bize özgü berbat bir terim sanıyordum ben, meğer öyle değilmiş. Ayrıca yeni de değilmiş. Anladığım kadarıyla Avrupa’da tek başına yaşayan ve kedileri seven yaşlı kadınların alaycı sözlerle aşağılanmasının mazisi, epey eskilere dayanıyormuş, 17., 18. ve 19. yüzyılın çocuk kitaplarına kadar girmiş bu klişe. Trot Hanım ile Kedisi (Dame Trot and Her Cat), İhtiyar Hubbard Anne ve Köpeği (Old Mother Hubbard and Her Dog) gibi kitapları çocuklara niye okuttuklarını da pek anlamadım ya! Kitapların köpekli ya da keçili versiyonları da var ama tabii ki, en çok kediler…
Mesela şöyle: Yaşlı bir kadın kedisini her şeyden çok seviyor, onu el üstünde tutup şımartıyor, kasaba gidip onun için en pahalı etleri alıyor, en leziz yiyecekleri hazırlıyor, kumaşçıya gidip onun için en güzel kumaşları kestiriyor, önünden birasını eksik etmiyor… Derken bir bakıyor hayatını kedisi yönetmeye başlamış. Finalde, sofranın baş köşesine kurulmuş kedinin kadına emirler yağdırdığını görüyoruz. Hatta bazı kitaplarda kadının evinde beslediği kedi sayısı beşe, altıya falan çıkıyor.
Berbat bir klişenin gizledikleri
The Internet Archive sayesinde bu kitaplardan onlarcasını gördüm. Sonra tabii durur muyum, geçmişte bu kadar çok kedili kadın kitabı yazılmasının esas nedeni ne olabilir diye merak ettim. Avrupa’da kedileri seven insanların türlü şekillerde aşağılanmasının geçmişinin eskilere uzandığını, bunun Katolik Kilisesi’nin kadim pagan kültürlere duyduğu tepkiyle bağlantılı olduğunu düşünüyor bazı araştırmacılar.
Eski Mısır mitolojisindeki yarı kadın, yarı kedi olan tanrıça Bastet’i, İskandinav mitolojisindeki kedilerden güç alan tanrıça Freyja’yı, eski Çin efsanelerindeki kedi tanrıça Li Shou’yu hatırlayalım.
“Cadı avcılarının el kitabı” sayılan 1486 tarihli Malleus Maleficarum adlı kitapta kadınlar ve kedilerin tehlikeli varlıklar olarak nitelendirilmesi muhtemelen bundandı. Zaten hemen ardından sayısız insanın, özellikle de şifacı yaşlı kadınların katledilmesiyle sonlanan o korkunç cadı avı başlamıştı. Yüz binlerce masum kedinin işkence görmesi ve öldürülmesi aynı dönemde oldu.
İlahi adalet diye bir şey var bence. Çünkü biliyor musunuz ki kedilerin yok edilmesi yüzünden, “kara ölüm” adı verilen veba hastalığının yayılmasına yol açan kemirgenler de çoğaldıkça çoğalmaya başlamış.
Konu dışına çıkıyorum ama umarım bizdeki yasa çıkarıcılar ve destekçileri de fark eder bunu bir an önce.
David Brown: “Yaşlılarla bebeklerin gözlerinde hep o bakış oluyor; yıldızların ötesindeki gerçek evimizi bilen bakış…”
Öte yandan unutmayalım ki, “kedili deli kadın” biraz da yaşlı kadınları aşağılayan bir söz. Daldan dala uçmayı seven zihnim tam bu noktada Brazzaville topluluğundan David Brown’la yıllar önce yaptığım bir röportajı hatırlatıyor bana. Söz bir yerde dönmüş dolaşmış yaşlılık konusuna gelmişti. “Amerika benim yaşlanmayı isteyebileceğim bir yer değil,” diyen Brown şahsi bir gözlemini anlatmıştı:
“Amerika’dayken sokağa çıktığımda yaşlı insanların gözlerinde tuhaf bir şaşkınlık okuyordum. Sanki bir sabah uyanıp kendilerini doğup büyüdükleri yerlere zerrece benzemeyen bir yerde, bilmedikleri bir gezegenin ücra köşesinde bulmuş gibi görünüyorlardı. Bu da gayet normaldi, sonuçta onları genellikle bir yerlerde kapalı tutuyoruz biz, gözümüzden uzak dursunlar, ‘buralardan gidene dek’ bizi rahatsız etmesinler diye…”
Öte yandan kendisi Amerikalıların aksine yaşlıları seviyor, yaşlanmayı güzel buluyordu:
“Dünya tam da olması gerektiği gibi bir yer aslında. Elbette bazı şeyleri acı verici bulmadığım anlamına gelmiyor bu, yine de yeryüzü akıl almayacak kadar güzel ve eşsiz. Küçük kızıma bakıyorum mesela; Ortadoğu’da yaşananlar konusunda en ufak fikri bile yok, evinin üç beş sokak ötesinde bir parça uyuşturucu karşılığında kendini satanlar olduğunu bilmiyor. Öyle masum ki, bunların hepsi henüz ona çok uzak. Keşke bizler de biraz daha masum, biraz daha bir şeylerden habersiz olabilsek. Her şeyi denetleyebileceğimiz fikrinden acilen kurtulmalıyız. Buradayız çünkü çok ama çok büyük bir güç bizi seviyor, bizim için benim kızıma duyduğum sevginin milyonlarca kat fazlasını hissediyor. Kızıma duyduğum sevgi hakikaten ölçülebilir bir şey değil, o yüzden daha büyük bir sevgiyi hayal bile edemiyorum. Bir yandan da şanslıyım, çünkü Barcelona’da yaşıyorum ve etrafımda yaşlı insanlar var. Onları gördüğümde kendimi daha iyi hissediyorum. Yaşlıların ve bebeklerin gözlerinde hep aynı bakış oluyor; yıldızların ötesindeki gerçek evimizi bilen bir bakış…”
Italo Svevo’dan yaşlılık üzerine iki novella
Yaşlılık/ Senilità
Zeno’nun Bilinci‘nin yazarı Svevo Yaşlılık‘ta 20. yüzyılın karmaşıklığını, ürkütücülüğünü bu kez büyük değil küçük resme, doğrudan insana bakarak anlatmış. Emilio, giriştiği her iş elinde kalmış, ‘hayat beceriksizi’ bir adam; yeteneksiz, sığ ve tutkusuz. Daha kötüsü yaşlanmış ve elinde, boşa harcanmış bir hayata dair anılardan başka bir kalmamış. Biz de işte arka arkaya patlak veren büyük savaşların ve bir türlü erişilemeyen huzurun çağını onun hikâyesi üzerinden okuyoruz.
İyi Yürekli Yaşlı Adamla Güzel Kızın Öyküsü‘nde ise yazarın gençlik takıntısı ve kaleminin keskinliği bir kez daha gösteriyor kendini. Âşık olduğu genç kızı dilediği zaman çağıran ve bir dahaki sefere kadar onu, görünüşte rahatsız etmemek adına, gerçekteyse üzerine yeni yükler, yeni sorumluluklar almamak için, yani bencilliği yüzünden aramayan yaşlı adam gerçekten de sandığı kadar iyi yürekli midir acaba? Ve yaşlılığın, gençliğin özünden beslenmeye, onu tüketmeye hakkı var mıdır?
Gülenay Börekçi
Ufak bir kedili “deli” kadınlar albümü
Subscribe
0 Comments
oldest