Egoist okur

“Kedili deli kadın” klişesi nereden geliyor?

Koronavirüs pandemisi esnasında yaşlıları çok üzdük. Aşağılamaları, hakaretleri geçtim, onları eve kapanmaya mecbur kıldık, bunun bile vebali üzerimizde. O yüzden Egoist Okur’daki bu yazıyı üç dört yıl sonra yeniden yayınlayabilirim diye düşündüm.

“Kedili deli kadın” deyişi ve “kedilerini tepesine çıkaran yalnız ve yaşlı kadın” klişesi hep içime otururdu ama Internet Archive’de gördüğüm bazı çocuk kitapları bu deyişin sadece bize özgü olmadığını gösterdi bana. Ayrıca yeni de değilmiş bu terim. (Kitaplardan birini aşağıya ekledim bakmanız için)

Ama önce müzik grubu Brazzaville’in David Brown’ı ile yaptığım eski bir röportajımdan birkaç paragraf… Üzerine Italo Svevo’nun iki novella’sı.

Gülenay Börekçi

dame-trot-svevo-david-brown-egoistokur-gulenay-borekci

Bir dönemin popüler çocuk kitabı karakterleri kedili ya da köpekli yaşlı kadınlardı. İşte onlardan biri olan Trot Hanım’lı kitaplardan bir illüstrasyon.

“Kedili deli kadın” klişesi ve bir müzisyenin gözlemleri

“Kedili deli kadın” bize özgü berbat bir terim sanıyordum ben, meğer öyle değilmiş. Ayrıca yeni de değilmiş. Anladığım kadarıyla Avrupa’da tek başına yaşayan ve kedileri -ya da köpekleri- seven yaşlı kadınların bu şekilde aşağılanmasının mazisi, epey eskilere dayanıyormuş. Çocuk kitaplarına kadar girmiş bu klişe. “Trot Hanım ile kedisi” gibi kitapları çocuklara niye okuttuklarını da pek anlamadım aslında.

Ama durun, yıllar önce Brazzaville topluluğundan David Brown’la yaptığım röportajı hatırlatacağım size.

David Brown: “Şanslıyım, çünkü etrafımda yaşlı insanlar var”

Brazzaville topluluğundan David Brown’la yaptığım röportajın bir bölümünde, yaşlılıktan konuşmuştuk. “Amerika benim yaşlanmayı isteyebileceğim bir yer değil” demişti Brown ve bir gözlemini anlatmıştı:

“Amerika’dayken sokağa çıktığımda yaşlı insanların gözlerinde tuhaf bir şaşkınlık okurdum. Sanki bir sabah uyanıp kendilerini doğup büyüdükleri yerlere zerrece benzemeyen bir yerde, bilmedikleri bir gezegenin ücra köşesinde bulmuş gibi görünürlerdi. Bence bu gayet normaldi, sonuçta onları genellikle bir yerlerde kapalı tutuyoruz biz, gözümüzden uzak dursunlar, ‘buralardan gidene dek’ bizi rahatsız etmesinler diye…”

David Brown, Amerikalıların aksine yaşlıları seviyor, yaşlanmayı güzel buluyor.

“Dünya tam da olması gerektiği gibi bir yer aslında. Elbette bazı şeyleri acı verici bulmadığım anlamına gelmiyor bu, yine de yeryüzü akıl almayacak kadar güzel ve eşsiz. Küçük kızıma bakıyorum mesela; Ortadoğu’da yaşananlar konusunda en ufak fikri bile yok, evinin üç beş sokak ötesinde bir parça uyuşturucu karşılığında kendini satanlar olduğunu bilmiyor. Öyle masum ki, bunların hepsi henüz ona çok uzak. Keşke bizler de biraz daha masum, biraz daha bir şeylerden habersiz olabilsek. Her şeyi denetleyebileceğimiz fikrinden acilen kurtulmamız lazım. Buradayız, çünkü çok ama çok çok büyük bir güç bizi seviyor, benim kızıma duyduğum sevginin milyonlarca kat fazlasını hissediyor bizim için. Öyle böyle değil, çünkü kızıma duyduğum sevgi hakikaten ölçülebilir bir şey değil, daha büyük bir şeyi hayal bile edemiyorum. Şanslıyım, çünkü Barcelona’da yaşıyorum ve etrafımda yaşlı insanlar var. Onları gördüğümde kendimi daha iyi hissediyorum. Yaşlıların ve bebeklerin gözlerinde hep aynı bakış oluyor; yıldızların ötesindeki gerçek evimizi bilen bir bakış…”

Ah bütün o kedili deli kadın kitapları

Başta demiştim ya, bu klişe terim 17., 18. ve 19. yüzyılın çocuk kitaplarına kadar girmiş aslında. Kitapların -köpekli ya da keçili versiyonları da var ama en çok kediler…

Yaşlı bir kadın kedisini her şeyden çok seviyor, onu el üstünde tutup şımartıyor, kasaba gidip onun için en pahalı etleri alıp en leziz yiyecekleri hazırlıyor, kumaşçıya gidip onun için en güzel kumaşları kestiriyor, önünden birasını bile eksik etmiyor ama sonra bir bakıyor hayatını kedisi yönetmeye başlamış. Finalde,  sofranın baş köşesine kurulmuş kedinin kadına emirler yağdırdığını görüyoruz. Bazı kitaplarda kadının evinde beslediği kedi sayısı beşe, altıya falan da çıkıyor.

Berbat bir klişenin gizledikleri

Internet Archive’de bunları görünce, geçmişte bu kadar çok kedili kadın kitabı yazılmasının esas nedeni ne olabilir diye merak ettim. Araştırmacılar, Avrupa’da kedileri seven insanların türlü şekillerde aşağılanmasının geçmişinin eskilere uzandığını, bunun Katolik Kilisesi’nin kadim pagan kültürlere duyduğu tepkiyle bağlantılı olduğunu düşünüyor.

Eski Mısır mitolojisindeki yarı kadın, yarı kedi olan tanrıça Bastet’i, İskandinav mitolojisindeki kedilerden güç alan tanrıça Freyja’yı, eski Çin efsanelerindeki kedi tanrıça Li Shou’yu hatırlayalım.

“Cadı avcılarının el kitabı” sayılan 1486 tarihli Malleus Maleficarum adlı kitapta kadınlar ve kedilerin tehlikeli varlıklar olarak nitelendirilmesi muhtemelen bundandı. Zaten ardından sayısız insanın, özellikle de şifacı yaşlı kadınların katledilmesiyle sonlanan o korkunç cadı avı başladı. Yüz binlerce masum kedinin işkence görmesi ve öldürülmesi de aynı dönemde oldu.

İlahi adalet diye bir şey de var kuşkusuz, çünkü biliyor musunuz ki kedilerin yok edilmesi yüzünden, Kara Ölüm adı verilen veba hastalığının yayılmasına yol açan kemirgenler çoğaldıkça çoğaldı.)

Italo Svevo’dan yaşlılık üzerine iki novella

Yaşlılık/ Senilità: “Zeno’nun Bilinci”ni okuyunca çarpıldığım Svevo bu kitabında, 20. yüzyılın karmaşıklığını, ürkütücülüğünü bu kez büyük değil küçük resme, doğrudan insana bakarak anlatmış. Emilio, giriştiği her iş elinde kalmış, ‘hayat beceriksizi’ bir adam; yeteneksiz, sığ ve tutkusuz… Daha kötüsü yaşlanmış ve elinde, boşa harcanmış bir hayata dair anılardan başka bir kalmamış. Aka arkaya patlak veren büyük savaşların ve bir türlü erişilemeyen huzurun çağını onun hikâyesi üzerinden okuyoruz.

İyi Yürekli Yaşlı Adamla Güzel Kızın Öyküsü: Yazarın gençlik takıntısı ve kaleminin keskinliği bir kez daha gösteriyor kendini. Âşık olduğu genç kızı dilediği zaman çağıran ve bir dahaki sefere kadar onu, görünüşte rahatsız etmemek adına, gerçekteyse üzerine yeni yükler, yeni sorumluluklar almamak için, başka bir deyişle bencilliği yüzünden aramayan yaşlı adam, gerçekten de sandığı kadar iyi yürekli midir acaba? Ve yaşlılığın, gençliğin özünden beslenmeye, onu tüketmeye hakkı var mıdır? “Vicdan azabı, insanın kendini aynada görmesine benzer” diyen Svevo bu kez dünyayla değil kendiyle uğraşıyor ve yakaladığı en zayıf yerine saldırıyor.

Gülenay Börekçi

Subscribe
Notify of
0 Comments
Inline Feedbacks
View all comments