Egoist okur

Yayın dünyasının kült starı anlatıyor

sayim cinar bavulumda soylesiler egoistokur 2 İnanın bana, yayın dünyasında ya da medyada çalışıp da Sayım Çınar’ı tanımayan tek bir kişi bile yoktur. Gazetelerin genel yayın yönetmenlerinden, ünlü edebiyatçılara, yayınevi sahiplerinden sayfa tasarımcılarına, çevirmenlerden dizgicilere, ne bileyim inanmayacaksınız ama çaycılara kadar herkesin Sayım’la bir hatırası, hikayesi vardır. Benim de var. Hangisini anlatayım, bilmiyorum. Cihangir yahut Tünel kahvaltılarımızı mı; Sultanahmet turlarımızı mı? Birlikte gittiğimiz konserleri, seyrettiğimiz filmleri, tartıştığımız kitapları mı? Geceyarılarına kadar süren telefon konuşmalarımızı mı? Birbirimize, aşk acılarına, yürek sancılarına iyi gelecek şifalı tavsiyeler alıp verdiğimizi mi? Anlatacak şey çok aslında, uzun ve fırtınalı arkadaşlığımızın romanı yazılsa yeridir. Buna kıyasıya kavgalarımız, bir küsüp bir barışmalarımız da dahil… Yani “cafe latte” dendiğinde ikimizin de yüzünden geçen tebessümün bir sebebi var. Arkadaşlığımızın nice badirelerden sonra bugünlere geldiğinin bir kanıtı o söz. Fakat bunu anlatmayacağım, ayrıntıları bize kalsın :) Ayrıca Sayım, başta da dediğim gibi romanı yazılacak, filmi çekilecek ne bileyim hakkında uzun uzun konuşulacak kadar enteresan bir şahsiyet; herkesin, hepimizin gözbebeği. Bavuluyla Cağaloğlu yokuşunu her gün defalarca tırmanarak alnının teri, bileğinin hakkıyla bir sektör yarattı kendisine, bu kadarı bile yeter. Sonra o sektör yetmedi, yenilerinin peşine düştü. Ardından başkaları geldi… Bugün Sayım yayın dünyamızın yıldız röportajcılarından biri. Aynı zamanda ülkemizde sayısı ne yazık ki bir elin parmaklarını geçmeyen yazan ajanslarından birinin de sahibi. Başka özellikleri de var elbette ama ben anlatmayayım, kendisi söylesin. söyleyebileceğim tek şey şu: Sayım bugünlere geldiyse bunu kimseye değil, sadece kendi inadına, kararlılığına, azmine borçlu. Bu yüzden onunla gurur duyuyorum.

Gülenay Börekçi

Bugünlerde Bavulumda Söyleşiler adlı ikinci kitabı yayınlanan Sayım Çınar’la Nazlı Berivan Ak konuştu. Buyurun, okuyun… (Son olarak: Kitapta Sayım’ın benimle yaptığı bir söyleşi de var.)

sayim cinar bavulumda soylesiler egoistokur laal

Sayım Çınar öyküsü özel ve özellikli bir hikaye. Mercan’dan alınan bir bavul devamında yayıncılar ile yazarlar arasında bir köprüye dönüşüyor ve son noktada bugün Sayım Çınar ikinci kitabına imza atan bir yazar, aynı zamanda önemli bir yazar ajanı. Ve her noktada kitap emekçiliğini sahipleniyor. Nasıl değerlendirmeli gelinen noktayı?

Herkesin bir hikayesi vardır, baştan bunu kabul etmek gerekiyor. Rolümü ve hikayemi abartmam, olan durumu yansıtabilir ve anlatabilirim yalnızca. Sıradanlığı sevmiyorum. Hiçbir zaman sıradan olmadım. İyi yazarları, iyi editörleri, kitapçıları hep önemsedim. Cağaloğlu’nu hep önemsedim. Orada var oldum ve iyi ki var olmuşum, iyi ki o bavulu almışım. Bugün ikinci kitabım yayınlandı. Mutluyum ve hikayemi seviyorum. Her aşamasında vardım. Özenli bir seçim yaptım kitabımda, koyacağım isimleri çok önemsedim. Her isim bir hayat öyküsüne denk geliyordu. Huzurlu ve mutluyum, sanırım bu en önemlisi, kitabının içine sinmesi.

Bavulunuz çok meşhur, bu noktada o bavulda ilk hangi kitaplar vardı merak ediyorum, ilk anlattığınız kitaplar hangileriydi?

Benim dönemimde Amin Maalouf, Ahmet Altan, Perihan Mağden vardı. Her birini ayrı ayrı önemsedim ve ciddiye aldım. Ahmet Ümit de liste başıydı hep. Bugün bavulumla beraber yol aldığım yazarların bazılarında kimi değişiklikler var, geldikleri nokta beni üzebiliyor. Kendilerini tüketmeleri, edebiyatlarını tüketmeleri beni üzüyor. Sektör değişti bunu kabul etmeli. Ben de dönüştüm, değiştim, çağa ayak uydurdum. İyi roman beklemek kısmına gelince, hiç değişmedim. İyi edebiyat hep önceliğimdi hep de öyle kalacak.

Değişen sektörü nasıl değerlendirmeli? Artık yayınevleri de değişti, editör profili de değişti, yazarlar da belli noktalarda farklı motivasyonlarla yola çıkıyor. Nasıl okuyorsunuz yeni çağın yeni edebiyatını? P&R konusunda görüşleriniz çok önemli, kötü bir yazar doğru tanıtımla satabilir mi sizce?

İyi kitaplar için iyi editör gerekiyor, kötü yazarın P&R’ından çok, iyi yazarın P&R’ı önemli. Gerçi kötü yazarı okur sevmez. Zorla bir kitap satmaz. Halkla ilişkiler, tanıtım, reklam ikinci plana düşüyor. Depolarda çürür en iyi ihtimalle basılan onca kitap.

Bavulumda Söyleşiler’e geri dönersek… Önemli isimler yer alıyor kitapta, çoğu okurun görüşü ve merak ettiği bir noktayı sormak isterim size. Bu kadar yüksek egolu, başarılı, güçlü ismi nasıl bir çatı altında buluşturabildiniz?

Mehmet Ali Erbil, İzzet Çapa, Gülenay Börekçi, Ahmet Hakan ve daha nice isimler… Hepsi aynı çatı altında, doğru. Bir örnekle gideyim, ben Gülenay’ın yaptığı şeyi çok kıymetli buluyorum. Hande Şarman, Habertürk’te çok farklı bir yol izleyerek büyük başarılar kazanıyor. Edebiyat emekçileri benim için hepsi. Pop isimler de koydum yanlarına. Aslında ben eşitlikçi, sosyalist bir anlayışla kitabımı hazırladım. Herkese çok yakın ve çok uzak durdum, böylece hepsini bir çatı altında toplamayı başardım. Bazıları uzun cevaplar verdi, bazıları kısa. Ama her defasında etkili sorulara etkili yanıtlar aldım. İyi ki söyleşi yapmışım bu isimlerle, iyi ki yollarımız kesişmiş. Okumanın değerini bir kez daha gördüm. Gündemi takip etmem de etkili tabii bu kadar ismi bir çatı altın

Geldiğiniz noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sektörün sırrı şu: İyi olmalı ve çok emek vermelisiniz. Diğer türlü yok olur gidersiniz. Arkanızdan söylenenleri duymamalısınız, hep geleceğe yatırım yapmalısınız. Dedikodu olduğunu düşünenler var sektörün, sırf bu şekilde yürüdüğünü düşünenler var, ben bunu yok sayıyorum.

İlk kitabı yayınlatmak isteyen yazarlara vereceğiniz tavsiyeleri bu noktada çok önemsiyorum, ne dersiniz, nasıl bir yol izlemeliler?

Bence iyi kurgu, iyi hikaye, iyi dil gerekiyor. Yeni bir şey yapmalısınız, çünkü okur çok akıllı ve onu kandıramazsınız. Aura ve inanç çok önemli. Kendi kitabım için de geçerli bu, eğer söyleşilerime, isimlere, dile, hikayelerine inanmasaydım, bu kitabı yayınlamazdım. Diğer türlü bu kitabın da bir anlamı yok. Bavulumda Söyleşiler demek benim kalbimdeki, tarihimdeki hikayeler demek.

Yazar ajanının da önemi bu noktada öne çıkıyor sanırım.

Bu işi iyi yapan isimler var sektörde. Kalem Ajans, Anatolialit, ONK. Hepsini son derece değerli ve iyi buluyorum. Yine de yazar ajansları üzerinden elde edilecek şöhret konusunda çekincelerim var. İyi yazar her durumda yerini bulur bence. Yıllarca hep başkalarının söküğünü diken biri olarak şimdi kendi kitabıma sahibim, hem empati yapabiliyorum, hem de bazı şeyleri daha net görebiliyorum.

Söyleşileriniz arasında sizin bir favoriniz var mıdır?

Nilgün Belgün’le röportajımı çok önemserim, hem çok gülmüş hem de çok güzel şeyler konuşmuştuk İstanbul’a ve insana dair. Bavulumda Söyleşiler’de de yer verdim bu güzel söyleşiye. Mehmet Ali Erbil söyleşini aynı şekilde çok önemserim. Deniz Akkaya hikayesi de güzeldir. Önyargıları kıran bir söyleşidir. Ali Poyrazoğlu bir ustadır, dili, üslubu çok kıymetlidir.

Doğru sorular gerçek yanıtları getirir diyorsunuz. Bunu açalım bence.

Doğru sorular hakikate ulaştırır. Gerçek olan güzel olandır. Ben bu izleği seviyorum. Kendini büyük sanan, güçlü sayan, egoları şişik isimleri sevmiyorum. Enteresan olanın peşindeyim. Belki de yalnızlığımı böyle hafifletiyorum.

Yurtdışında olup bitenleri de yakından takip ettiğinizi biliyorum. Sürekli seyahat ediyorsunuz, sektörü karşılaştırıyorsunuzdur mutlaka…

Çok seyahat eden çok hayat tanır bu gerçek. Kendi ülkemde kendimi zenci hissettiğim çok zaman oldu. Burada yaftalamak çok kolay. Oysa Berlin’de özgürlüğümü en baştan tanıyabildim. Almanya’da kitapçıları gezdim, raflarda bizim yazarlarımızın kitaplarını gördüm. Bu beni gururlandırdı ve heyecanımı, inancımı, artırdı. Düşünsenize İtalya’da Esmahan Aykol var, üstelik çok da satıyor, bununla gururlanmamak mümkün mü? Kendi ülkene inancın da tam da bu noktada tazeleniyor.

Peki hiç hayal kırıklığı yaşadınız mı, herhangi bir ismi koyduğunuz yerden farklı bir noktada buldunuz mu söyleşi sonrası?

Ben sanırım içgüdülerimle hareket ediyor ve hayal kırıklığı yaşayacağımı bildiğim isimlerle röportaj yapmıyorum. Bazı isimler devamlı benden söyleşi talebinde bulunuyor ve ben uzak duruyorum. Yazarken ve konuşurken aynı olan insanı seviyorum.

Bütün bu enerji nereden geliyor? Gün sizin için kaç saat?

Zamanın akışına ve gücüne kim inanabilir ve inansa da karşı koyabilir ki? Zamanla yarışmıyorum ama çalışıyorum, sadece masa başında değil hayatın içinde de çalışıyorum. Belki asıl sevdiğimden uzak olduğum için yalnızlığımı dolduracak alan olarak söyleşileri seçiyorum. Gezerek yalnızlığı kapatıyorum, başka insanların hayatları üzerinden.

Medyatava’da nasıl bir ekiple çalışıyorsunuz?

Medyatava ile medya röportajları yaptım, orası benim ailem gibi. Medyatava benim için bir okul gibiydi. Orada çok şey öğrendim. İyi editörlerle çalışmak size daima yeni şeyler öğretiyor. Medyatava’da da ben kendimi her zaman okuldaki bir öğrenci gibi hissediyorum.

Nazlı Berivan Ak, Medyatava

Leave a Reply

  Subscribe  
Notify of