Egoist okur

Yazarların düş gördükleri, acı çektikleri, âşık oldukları ve uyandıkları o yer

Yazarların evleri, kütüphaneleri filan derken sıra onların en mahrem alanlarına, yatak odalarına geldi. Bu yakınlarda taşınacağım ya; o yüzden internetteki dekorasyon sitelerini gezip duruyorum. The Apartment Therapy’deki habere resmen bayıldım. En sevdiğim birkaç yazarın yatak odalarını görmek muhteşemdi. O odaların sevgili yazarlarımın âşık oldukları, hayal kurdukları, uyudukları, düş gördükleri, öfkelendikleri, belki ağladıkları, yaralarını iyileştirdikleri ve elbette yazdıkları yerler olduğunu düşünmek güzel.

Edebiyatçıların düş gördükleri, acı çektikleri, âşık oldukları ve uyandıkları o yer

Yazarların evleri, kütüphaneleri filan derken sıra onların en mahrem alanlarına, yatak odalarına geldi. Bu yakınlarda taşınacağım ya; o yüzden internetteki dekorasyon sitelerini gezip duruyorum. The Apartment Therapy’deki habere resmen bayıldım. En sevdiğim birkaç yazarın yatak odalarını görmek muhteşemdi. Hayır, seksle alakalı şeyler düşünmeyin lütfen. O odaların benim sevgili yazarlarımın âşık oldukları, hayal kurdukları, uyudukları, düş gördükleri, öfkelendikleri, belki ağladıkları, yaralarını iyileştirdikleri ve elbette yazdıkları yerler olduğunu düşünmek güzel.

Aşağıda göreceğiniz yatak odalarına gelince…

Truman Capote’ninki sade ama şık. Virginia Woolf’unki yazarın bizzat renkli kağıtlarla kapladığı kitaplarla dolu. Ernest Hemingway’inki zarif. William S. Burroughs’unkinde yatağın üstünde yazarın yakın arkadaşı Patti Smith oturuyor. Sylvia Plath’inki aslında ünlü şair ve yazarın birkaç ay kaldığı, sadece kadınlara hizmet veren Barbizon Hotel’deki odası. Henry David Thoreau’unki olabilecek en sade yatak odası. Bir yatak, bir masa, bir sehpa ve üç koltuk var sadece. William Faulkner’ınki yatak odasından çok çalışma odasını andırıyor. Kendisi romanlarının olay örgülerinin ana hatlarını genellikle duvara hazırladığı haftalık çizelgelere yazar, daha sonra da oradaki boşlukları not kağıtlarıyla doldururmuş zaten. Tabii karısı Estelle’le paylaştığı ikinci bir yatak odası da üst kattaymış. Victor Hugo’nunki koyu kırmızı ve gösterişli. Yazarın etkilendiği romantizmin izlerini taşıyor. Emily Dickinson’ınkinde şairin bütün şiirlerini kaleme aldığı küçük daha doğrusu miniminnacık bir yazı masası da bulunuyor. Marcel Proust’unkinde yazarın astım ve allerji hastası olmasının da etkisiyle hijyene ve korunmaya büyük önem verilmiş. Her şeyin üzeri kaplanmış yahut kilitlenmiş vaziyette, Proust tozdan ve dışarıdan gelebilecek olan polenlerden korunsun diye.

 

Bakalım o zaman şu odalara

Marcel Proust’un odası

Emily Dickinson’un odası

Victor Hugo’nun odası

William Faulkner’ın odası (Duvarlardaki yazma planlarına dikkat)

Henry David Thoreau’nun odası

Sylvia Plath’in sürekli kaldığı otel odası

William S. Burroughs’un odası

Ernest Hemingway’in odası

Virginia Woolf’un odası

Truman Capote’nin odası

Subscribe
Notify of
1 Comment
oldest
newest most voted
Inline Feedbacks
View all comments
burcu yıldızer
10 years ago

Virginia Woolf’un ve Hemingway’in yatak odalarını beğendim. Birbirinden çok farklı tasarımlar olsa da ruhumdaki dalgalanmaları da yansıttıklarını düşünüyorum. Bazen çok sade ve dingin bazense hatları belirgin ve zarif… Acaba iç içe geçmiş bir halde aynı odalar tek bir yatak odasında olsa nasıl olurdu? Düşünmeden edemiyorum. :)