Egoist okur

İyileştiren kitap diye bir şey var mı?

“Kafka demişken, onun kendimi kişisel olarak geliştirmek için okuduğum yazarlardan biri olduğunu söylemiş miydim? Kişisel gelişim kitapları bana totolojik geliyor. Ben bunun yerine tüm bir edebiyatı kişisel gelişim aracı olarak okuyorum.”

Meksikalı yazar Brenda Lozano’nun İdeal Defter adlı romanının ana teması, okumanın iyileştiren etkisi. Ama tabii kişisel gelişim kitaplarının aldatıcı iyileştiriciliği değil burada söz konusu olan. Lozano “şifalı kitaplar” derken, Joyce, Kafka, Borges, Pessoa gibi büyük edebiyatçıların yapıtlarını kastediyor.

Okumaya paralel bir başka adımı, yazmanın iyileştiriciliğini savunması da apayrı bir konu.

İyileştiren kitap diye bir şey var mı?

Erkek annesini kaybetmiştir, kadınsa geçirdiği kazanın ardından iyileşme dönemindedir. Tanışır, kısa bir süre sonra da beraber yaşamaya başlarlar. Derken erkek annesinin hatırasının peşine takılıp İspanya’ya gider, kadınsa kalıp onun yoldan dönüşünü beklemeye başlar. Tıpkı Godot’yu bekleyen Vladimir’le Estragon gibi, Odysseus’u bekleyen Penelope gibi. Bütün bekleyişler gibi bu bekleyiş de bir tür yolculuktur aslında, içsel bir yolculuk… Şahsi yolculuğunda kadın bir yandan sevgilisinin uzaklara gidişiyle oluşan boşluğu kapamaya çalışır, bir yandan da şehirdeki bütün kırtasiyeleri dolaşarak kendine ait ideal defteri arar.

Duraklamalar, kısa paragraflar, haiku’ları andıran ve tekrarlanan cümleciklerle dolu İdeal Defter kadın bakışıyla yazılmış bir aşk hikâyesi, bir modern çağ Penelope’si masalı.

Meksikalı yazar Brenda Lozano anlatıcısının zihninde daireler çizerek dolaştığı İdeal Defter, bilinç akışı yöntemiyle yazılmış bir kitap. Geleneksel anlamda bir kurgusu, hikayesi hatta neredeyse karakterleri yok. Deneysel bir roman denebilir ama benzerlerinden bir farkı var: Zor okunan bir kitap hiç değil, başlıyorsunuz ve siz nasıl olduğunu anlamadan bitiyor.

Penelope benzetmesinden anlamışsınızdır, Lozano’nun öncelikli ilham kaynağı, Homeros’un Odysseia’sı. Uzun bir yolculuğa çıkan ve yıllardır haber alınamadığı için öldüğü sanılan kocası Odysseus’u bekleyen çilekeş Penelope, taliplerini oyalamak için bir kumaş dokumaya başlar. Her gece, sabahlara kadar… Kiminle evleneceğine bu kumaşı tamamladıktan sonra karar verecektir. Kararını ertelemek için de üç yıl boyunca her sabah bir önceki gün dokuduğu kısmı söker.

İşte İdeal Defter’in anlatıcısı olan genç kadın da tıpkı Penelope gibi bir yandan uzaklardaki sevgilisinin dönüşünü beklerken bir yandan da defterler tutarak, mektuplar yazarak kendi hayatının kumaşını iplik iplik dokuyor, iplik iplik söküyor. Neler yok ki sökülen incecik iplik parçaları arasında: Cüceler, kırlangıçlar, çöp kamyonları, defterler, romanlar, tabelalar, reklam sloganları, deniz, rüzgâr, Nina Simone, Shakira, David Bowie, Ovid, Joyce, Borges, Clarice Lispector, Pessoa, cinsellik, dostluk, geçmişin kederleri, özleyiş, umut, yaşama sevinci, coşku, iyileşme, yeniden doğuş. Bütün bir hayatın akışını oluşturan günlük hayatın irili ufaklı meseleleri. Meksika’nın çözülmez sorunlarından şiddet ve özellikle kadın cinayetleri de meşgul ediyor anlatıcının zihnini, yan komşusunun televizyonundan gelen haber bülteni de. Sorduğu sorular sınırsız: Arkadaşıma giderken mangolu dondurma alsam mı, almasam mı? Elimdeki bu defter dolduğunda nasıl bir yeni deftere başlasam? Daha akıcı yazmak istiyorsam ne yapsam, kurşun kalem mi kullansam, yoksa dolma kalem mi?

Yolun yarısına geldiğinde de defterin Meksika Körfezi kıyılarında biteceğini hayal ediyor: “Bu defterin ideal bir sonu olsaydı, Jonás’la sahilde bir geziyi yazıyor olurdum. Son satırlarda Jonás bir kırlangıca dönüşürdü ve yazdığım her şey bir şarkı olur, defter uçuverirdi. Jonás’ın kollarından tüyler çıkmaya başlardı mesela, ayakları yavaş yavaş kumdan ayrılır ve Jonás uçmaya başlardı.”

Gülenay Börekçi

Subscribe
Notify of

0 Comments
oldest
newest most voted
Inline Feedbacks
View all comments