Egoist okur

Ahmet Sami: “Masumiyet yattığınız insan sayısıyla elden gidecek bir şey değil!”

İz adlı oyunuyla Avrupa’nın en iyi genç oyun yazarı seçilen ve ardından Afife Jale Ödülü kazanan Ahmet Sami şimdi ilk romanıyla karşımızda. Masturi Kabare, okuru alıp İstanbul’un bilinmeyen yüzüyle, daha doğrusu yüzleriyle tanıştırıyor. Yoksulların İstanbul’u, crème de la crème tabakanın İstanbul’u, gece hayatının efendisi veya kölesi olanların İstanbul’u… Bunlar Artemis Yayınları’ndan çıkan Masturi Kabare’de müthiş bir enerjiyle, arzuyla, nefretle çarpışıyor, savaşıyor, sevişiyor…

Ben daha fazla anlatmayacağım. En iyisi sansürsüz dili, duyarlılığı ama sert olmaktan da korkmayışıyla çok sevdiğim ve yeni kitaplarını şimdiden heyecanla beklediğim Ahmet Sami’yle röportajımızı okuyun…

Gülenay Börekçi

ahmet sami masturi kabare egoistokur gulenay borekci 3

Masumiyet yattığınız insan sayısıyla elden gidecek bir şey değil!”

“Kalbi kırıklar operası” diyebileceğim bir roman yazmışsın. Romanın aynı zamanda eğlenceli ve seksi de. Masturi Kabare’de temel meselen neydi?

Yaptığım bir şeye “seksi” denmesi çok büyük bir iltifat benim için. Birçok temel mesele var aslında, ama çıkış noktası, maskelerimiz. Hep rol yapmıyor muyuz? Belki şu an seninle bu röportajı yaparken bile ben yeteri kadar kendim değilim. Hayatta aradığım en önemli şey safiyet ve kendim olabilme hali. Masturi Kabare insanların rol yaptığı bir dünya aslında. Kimse yeteri kadar gerçek olamadığı için mutsuz! Neyse ki benim karakterlerim yavaş yavaş çözülüyor ve ucunda ölüm olsa bile maskesiz kalmayı başarıyorlar.

Esas karakterin eşcinsel. Dr. Jeckyl ve Mr. Hyde tarzı bir hayat sürüyor. Orta halli ailesinin isteğiyle gündüzleri garsonluk yaparken geceleri de gizlice bir gay barda dansçı olarak sahneye çıkıyor. Bu ikili hayat bildiğin bir şey mi? Aziz biraz da sen misin?

Sadece Aziz değil bütün karakterler biraz benim. İnanılmaz gözlem kaynaklarım oldu. İstanbul’da özellikle yeni nesilden çok özgür bir gay komünite var. Öte yandan muhafazakar ve varoş semtlerde yaşayanlar da var. Karanlık, izbe gece kulüpleri ve hamamlarda yaşıyorlar bu gerçekliği! Aziz’in ailesi de muhazakâr. Ahlak ve namusun en önemli değer olarak gösterildiği bir yaşam tarzından geliyor.

Bir yazar olarak şimdi sahnedesin. Aziz’le bu anlamda da bir benzerliğin var mı? Zevk alıyor musun gözlerin üstünde olmasından?

Ben yazarım ve özgürce gezmek isterim. Bir de Allah’a şükür kendimi tek başıma tanımlayabiliyorum hayatın içinde, spot ışıklarına ihtiyacım yok. Benim için aslolan okuyucuyla olan birebir ilişki ve arkadaşlık. En önemli hayalim bu; safiyane bir birliktelik yakalamak…

Romanındaki açıksözlü ve sansürsüz dili çok sevdim. Seyirciyi hiç şahit olamayacağı bir dünyaya götürüp orada bırakmak cesaret gerektiriyor muydu?

Hesaplayarak yaptığım bir şey değil. Sadece şunun farkındayım, yazar olarak okurunla bir mahremiyeti paylaşıyorsunuz. O an sadece ikiniz varsınız, böylesi bir mahremiyet de her şeyi kaldırır! Yazarlığa yönelmemin en önemli sebebi okurla birebir kurulan ilişki. Siz samimiyseniz karşınızdaki bunu hisseder, böyle bir ortamda sansüre gerek yok!

Gene de bir çeşit cesaret bu. Roman yazmanın bile cesaret gerektirdiği bir zamanda yaşıyor olmamız umut kırıcı değil mi?

Bence dünya hep böyle bir yerdi. Kötülerin mutlak kahraman olduğu bir yerküredeyiz. Hangi işi yaparsak yapalım umutsuz olmak gibi bir lüksümüz yok bence. Önemli olan üretmek ve bunu paylaşmak. İhtiyacımız olan yarın için değil bugün için umutlanmak.

Aziz’in karşısına çıkan Ceylan neyi simgeliyor. Onun rüzgar gibi gelişine kadar gizli saklı da olsa yürüyen bir düzen var çünkü ve zengin bir ailenin kalbi kırık kızı Ceylan bir anda her şeyi değiştiriyor…

Ceylan hayatıma giren bütün kadınların bir karışımı gibi. Kırgınlıkları, beklentileri, hayalleri, aşkı savunuşu… Bir de Ceylan’a doğuştan bir rol verilmiş, oynaması bekleniyor. İsyanı ise yüzlerce kadına dönüşmek şeklinde oluyor. Onu çok seviyorum…

Aralarında kalan Eren’i de sorayım o halde… O kim aslında?

Eren aslında hepimiziz. Hayatı matematik hesabıyla yaşıyor, aşk bile bir matematik onun için! Bizlerde olan kötücül malzemenin bir temsili. Güçle işbirliği ediyor ve her dönemde ihtirasları için bir kurtuluş yolu tasarlıyor.

Aşk nedir, bir tarifin var mı?

Sabaha kadar konuşabilirim bu konuda… Aşk insanın en hoş çaresizliğidir bence, ruhun varlığını kanıtlar. İktidar, para, ahlaki ve dini değerler, aile kavramı, kariyer hedefleri… İzin verirseniz aşk size nüfuz eder ve inandığımız tüm değerlerle savaşır. Âşık olduğunuz kişiye güzel özellikleri yüzünden aşık olmazsanız, aşk size paket halinde gelmiştir. Beni soruyorsan, aşkı her gün yaşıyorum ve risk alabiliyorum.

Yazdığın dünyanın olanca kirliliğine rağmen Aziz masumiyetin hâlâ var olduğunu hatırlattı bana. İnanıyor musun masumiyetin korunabilir olduğuna?

Masumiyet yattığınız insan sayısıyla, aldatmalarla, grup seks partileriyle elden gidecek bir şey değildir. Hele ki bedensel hazlar üzerinden bir masumiyet eleştirisi yapamayız. Hepimizi çocuğuz aslında, özümüzdeki hamur çok temiz. En büyük sorunumuz bu çocuğu çaktırmamak için elimizden geleni yapmamız. O temiz hamuru birileri görecek diye ödümüz patlıyor. Oysa hepimiz çok masum olabiliriz, kirlenme merakımız her çağda boyut değiştirerek karşımıza çıkıyor.

masturi kabare ahmet sami 4

“Herkes ana karakterdir bu hayatta!”

Ahmet Sami Masturi Kabare’de düzenin kullanıp atmayı baştan kabul ettiği küçük insanlara derin bir ilgiyle bakıyor. Yaptığı çantaların iç gözlerine sararmış eski fotoğrafları iliştiren ve böylece görkemli bir hayat performansının İstanbul’un dört bir yanına yayılmasını isteyen çantacı mesela. Veya Aziz’in, konuşmalarını boş bulup sıkılsa bile görmeden duramadığı üç kader yoldaşı… Bir Almodovar filmi havası var bunda. Ama aynı zamanda “çok İstanbul”…

Anlattığın bütün bu insanları tanıyor musun, romanını okuyacaklar mı, okurlarsa ne hissedecekler?

Esin kaynağım hayatın kendisi. Hepimiz aynaya bakınca ana karakteriz, lakin hayatın içinde çoğu başka insanın da yan karakteriyiz. Bu durumda yan karakterler derinliksiz olabilir mi? Herkes ana karakterdir bu hayatta!

Sen sevdin mi onları? Ya da kızdın mı? Roman yazmak insanın kendini hislerine bırakmasını da içeriyor mu? Kızdığın bir karaktere kötü davrandığın oldu mu? Yazma sürecinden bahseder misin?

Karakterler iyi oturduğu zaman sizi ele geçiriyor ve artık onların seçimlerini yaşamaya başlıyorsunuz. Bu çok büyüleyici, sihirli bir şey! Ne olacağını siz de merak ediyorsunuz! Benim için bir yazar romanı ilk okuyandır, kelimelere dönüşmemiş bir şeyi okuyor ve insanlara aracı oluyor. Umarım yazarken karakterler bana kötü davranmamıştır.

“İstanbul ihtiyar bir çocuk gibi, kül yutmuyor”

İstanbul’un bu farklı yüzlerini yazarken aralarında kaldığını hissettin mi, yoksa Masturi Kabare’de sen de taraflardan biri miydin?

Çocukluğumdan beri hayatımıza nüfuz etmiş görünmez kast sisteminin farkındayım. Para en belirleyici güç! Evlilikler, ilişkiler, hatta aşklar bunun üzerine şekilleniyor. Neredeyse 10 yıldır gazetecilik yapıyor, İstanbul üzerine yazıyorum. Meslek beni bu şehrin her deliğine soktu. Maaşımı bırakacağım lüks bir restoranda iş icabı bir tadıma da katıldım, Tarlabaşı’na inip sokak röportajları da yaptım. Boğaz’da bir kulüpte geçirdiğim gecenin ardından Çapa’daki mütevazı evime dönüyordum hep. Bir gün içinde kaç farklı hayat! 2.000 liralık şişeler açtırılan ortamlardan çıkıp sefalatin kol gezdiği bir mahalledeki evime gidiyordum. Yine bir parti çıkışı oturduğum sokaktaki bir evin penceresi çekti dikkatimi. İçeride koltuk yoktu, insanlar battaniyenin üzerinde televizyon izliyordu. İstanbul tam olarak bu işte! Fermanı olmayan derebeylerinin hükmü altında yaşadığımız şehir.

Bu şehirde sürekli yeni keşifler yapıyor ve bunları okurla paylaşıyorsun. İstanbul’la aranda nasıl bir ilişki var?

Klişe olacak ama ben bu şehre tutkuluyum. Galiba onunla aynı dili konuşmayı başardım. İstanbul’u ele geçiremezsiniz, ne kadar yaşlı olursa olsun enerjisinden ve dik duruşundan ödün vermez. Acıması yoktur, çarklarındaki dişler keskindir. Ama onu anlamaya başlarsanız dünyanın en bereketli yeri olur! Efendi gibi sadece şehri dinledim, her vuruşunu olgunlukla karşılamaya çalıştım. Nihayet uzlaştık ya da ben öyle sanıyorum. İstanbul ihtiyar bir çocuk gibi, hiç kül yutmuyor, her konuda deneyimli, enerjisi hiç bitmiyor!

Hâlâ keşfedilecek çok yer var mı İstanbul’da

Ben bu şehir kadar keşiflerle dolu bir yer daha görmedim. Bu konuda iyi olduğumu söyleyebilirim. Size Küçükayasofya’daki bir reggae kafeden söz etsem, Samatya’da sıra sıra dizilmiş Ermeni cenaze organizasyonu dükkanları ve karşısındaki camiyi söylesem, Çemberlitaş’ta tepeden tırnağa deri giyinmiş rocker bir tuvalet bekçisini anlatsam… Binlerce hayat ve enerji alanı var bu şehirde. İnanın henüz çok azını keşfettik.

masturi kabare ahmet sami 6 masturi kabare ahmet sami 1

“Aldığım ödüller savaş verdiğim bir arenada yalnız olmadığımı hissettirdi bana”

İz adlı oyun sana Avrupa’nın En İyi Genç Oyun Yazarı ödülü getirdi. Ayrıca Afife Jale’de aldığın ödül var. Ne hissettin?

Hayatım değişti diyebilirim. Köşesinde oyunlar yazan ve sadece kendi duygu dünyasını tatmin eden bir adam olarak görüyordum kendimi. Hayal edemediğim şeyler oldu. Mesela Almanya’da tanınan oyun yazarları arasına girdim. Afife Ödülü’nü de beklemiyordum. Bunlar, savaş verdiğim bir arenada yalnız olmadığımı hissettirdi bana.

İz, yeni sezonda da sahnelenecek mi?

Ekim gibi perde diyoruz! Bir de İz’in metni çok ilgi gördüğü için kitap haline getiriyoruz.

Gülenay Börekçi

Fotoğraflar: Nurdan Usta

Leave a Reply

  Subscribe  
Notify of