Egoist okur

Dave Eggers: “Şu kahrolası kitabı yazın, dünya sizi bekliyor!”

Öğretmen bir anne babanın oğlu olan büyük Amerikalı yazar Dave Eggers, kendi hayatından yola çıkarak yazdığı Müthiş Bir Dahiden Hazin Bir Eser adlı romanıyla Pulitzer’e aday olmuştu. Ne Nedir, Vahşi Şeyler, Hızımızı Tadacaksınız öteki önemli eserleri. (Hepsi Siren Yayınları’ndan çıktı.)

Eggers, yazarlık dışında editörlük, dergicilik ve yayıncılık da yapıyor.  Ve en önemlisi o, bir öğretmen. Kurduğu Valencia 826 Yazarlık Merkezi‘nde gençleri hatta okuma yazmayı yeni öğrenmiş çocukları edebiyatla, yaratıcı yazmayla tanıştırıyor. Bunun için de yüksek edebiyat destekçilerinin burun kıvıracağı korsan yöntemlerden yararlanıyor. (Belirteyim; “korsan” kelimesi burada “fena halde eğlenceli” anlamına geliyor.)

İşte Eggers’ın biriciğim NanoWriMo için kaleme aldığı bir yazı. O kadar içten ve o kadar hakiki ki, 10 cilt yaratıcı yazma dersleri kitabına bedel. Okumalısınız. Zaten bu yazı da insana cesaret vermezse ne verir, ben artık bilmiyorum.

Gülenay Börekçi

dave eggers yazma dersleri egoistokur 1

Dave Eggers: “Şu kahrolası kitabı yazın, dünya sizi bekliyor!”

“Şu hayatta ‘erteleme’ diye bir probleminiz mi var? Yok ya! Sahi mi söylüyorsunuz?

Erteleme nedir, biliyor musunuz: Okuduğunuz bu yazı benden tam üç ay önce istenmişti ama masanın başına ancak şimdi geçebildim. Farklı tarihlerde üç teslim günü geçti aradan ve beni galiba en az 10 kere aramaları gerekti. Doğru söylüyorum. Dolayısıyla ne tür bir erteleme probleminiz olursa olsun, benimle yarışamazsınız, ben bu konuda hep en kötü durumdaki kişi olacağım ve her geçen gün daha da kötüye gideceğim.

Garip bir şey bu, çünkü hepimiz yazmanın havalı, eğlenceli bir şey olduğuna inanmışızdır. Şahsen 20’lerimdeyken öyle sanıyor ve insanın hayatını yazarak kazanmasının tam olarak neye benzediğini merak ediyordum. İçimde bir gün bu türden bir hayat sürme arzusu vardı. Öylesi çok tatlı bir hayat olurmuş gibi geliyordu bana. Hayatımı yazarak kazanmak zorunda kalırsam, kendimi mutlu hissedeceğimi, bütün gün yataktan çıkmadan çalışırsam kaderime minnettar kalacağımı, tıpkı kahrolası bir yetişkin gibi, her gün yazabildiğim kadar yazacağımı ve işimi hep makul bir zaman dilimi içinde tamamlayacağımı sanıyordum. Bakın, bir kez daha söylüyorum, “tıpkı bir yetişkin gibi…”

Şimdiyse bir saatlik işi tamamlayabilmek için bile her gün sekiz saat yazma koltuğuma öyle veya böyle çakılı kalmak zorundayım. Patetik bir oran. Sürekli erteliyor, savsaklıyor, sanki biri beni aslında yapmaktan nefret ettiğim berbat bir işe zorluyormuş gibi bahaneler uyduruyorum. Söz verdiğim hiçbir teslim tarihine de riayet edemiyorum.

Derken işler iyice sarpa sardığında, yani ben artık kendimi sersemin teki gibi hissetmeye başladığımda ve böyle yaptıkça birilerini sahiden hayal kırıklığına uğratabileceğimi idrak ettiğimde, işte o zaman nihayet abanıp yazmaya başlıyorum. Yazdıkça yazıyorum, adeta hışımla yazıyorum. Neyse ki arada sırada eğlendiğim de oluyor…

Söylemeye çalıştığım şey şu: Başlamak önemlidir. Yazma cesaretini toplamak çok önemlidir. En önemlisi de bitirmektir. Neticede nasıl yazı yazacağınızı biliyorsunuz; parmaklarınız var ve bir de hayatınız… O tek hayatta kelimelerinizi yazarak sesinizi duyulur hale getireceksiniz, sonra da başkalarının sizi işitmesini sağlayacaksınız.

Bunun için yapmanız gereken şey, yazmak. İnsanlar zihninizin içinde dolaşan fikirleri okuyamaz. Onlar ancak sizin dikkatle ve muazzam bir aşkla kâğıda döktüğünüz düşüncelerinizi okuyabilir. O halde lanet olsun ki yazmaktan başka çareniz yok. Bitirdiğinizde koltuğunuzun arkasına yaslanıp mutlu olabilirsiniz. Yaslanır ve rahatlarsınız. Yaslanır ve gurura benzer bir şey hissedersiniz.

Sonra yazdığınız şey her neyse onu on kere, yirmi kere yeniden yazacaksınız elbette ama şimdilik konumuz bu değil.

Şu kahrolası kitabı yazın. Dünya sizi bekliyor.”

Subscribe
Notify of
0 Comments
Inline Feedbacks
View all comments